1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Toplumu korumanın yolu aileden geçiyor...
Toplumu korumanın yolu aileden geçiyor...

Toplumu korumanın yolu aileden geçiyor...

Yaşar Değirmenci, toplumsal yapının korunması için öncelikle ailenin korunması gerektiğine dikkat çekiyor.

19 Mayıs 2024 Pazar 16:30A+A-

Yaşar Değirmenci / Yeni Akit

Ailemize sahip çıkalım!

Toplumun çekirdeğini aile oluşturur. Bir toplumun geleceğini tahmin etmek ‘değerler’ açısından aile yapısına bakmakla mümkündür.

‘Süreklilik içinde değişim’ ilkesinin aile hayatına yansımaması, ‘bir ayağın sabit diğer ayağın hareketli ve dünyayı dolaşır’ ilkesindeki sabitenin, aileyi her hal ve şartta sağlam tutan değerlerin kaybedilmesi bu sonucu doğurmuştur. Üzücü olan da bu sonuca giden sebepleri konuşma yerine gelinen noktanın tartışılması! Maddeci anlayış ve düşünce biçimleri, kültür ve düşünce dünyamızla birlikte, aile hayatımızı da etkilemiş, bu sebeple de son derece önemli olan aile yapımızda da sarsılmalar baş göstermiştir.  

Öz itibariyle her ne kadar son derece faydalı olsalar da özellikle küresel ölçekte kitle haberleşme araçlarının artmasıyla birlikte, gelenek, ahlak ve öz kültürümüzde meydana gelen tahribat had safhaya ulaşmıştır. Bunun en bariz (belirgin) örneği, aile geçimsizliklerinin ve boşanma davalarının artmış olmasıdır. 

   Boşanmaların başlıca sebebi olarak; cehalet, her şeyin mubah sayılması, mahremiyet sınırlarına tecavüz, televizyonda oynatılan dizilerin etkisi, çeşitli yollarla müstehcenliğin özendirilmesi, eşlerin birbirlerine zaman ayırmaması ve birbirlerini aldatması, dünyevileşme (dünyaya aşırı bağlılık), reklam/özenti, kişilik ve kimlikten uzaklaşma, tüketim arzu ve çılgınlığının körüklenmesi, sabrın/kanaatin/şükrün aile hayatına yansımaması, inat ve geçimsizliklerin, yaşanması. Boşanma sonucunda, evlatların yetim ve öksüz yaşamalarına sebebiyet verileceğinin unutulması/unutturulması. Bunlara internet teknolojisine, sosyal medyaya esaret gibi faktörleri sayabiliriz. Aile felaketlerinin en önemli sebeplerinin başında, erkeğin evini, ailesini ve eşini ihmal etmesi, ev hanımı olması gereken kadının başına buyruk hareket etmesi. Yuvanın, çocukların ihale usulü gibi kendilerinin dışında insanlara ve mekanlara gönderilmesi. Çok kazanma hırsıyla evin otel yerine konulması. İslam, erkeğin hanımına karşı görev ve sorumluluklarını, kadının beyine karşı görev ve sorumluluklarını bir bir ortaya koymuştur. Çoğunlukla bu görev ve sorumluluklar bilinmediğinde ya da ihlal ve ihmal edildiğinde ortaya aile yıkım ve faciaları çıkmaktadır. Bu sebeple, aile fertlerinin birbirlerine karşı ahlaki vazifelerini ve sorumluluklarını yerine getirmesi büyük önem taşımaktadır. Ailenin devamı, mutluluğu ve geleceği buna bağlıdır. Manevî değer yargılarının askıya alındığı bütün toplumlarda, ailenin, dolayısıyla toplumun çöküşü kaçınılmazdır. Boşanmaların tabii hale gelerek/getirilerek arttığı, evlilik yaşının geciktiği/geciktirildiği, bir yıllık evliliğin bile dolmadan boşanma müracaatlarının yaygınlaştığı günümüzde ailemizi ihmal etmeyelim. Aile fertlerinin, memleketin, milletin, ümmetin fertleri olduğunu unutmayalım. İslam, sağlıklı bir evliliğe ve mutlu bir aile kurmaya büyük önem atfetmiştir. Peygamberimiz, nikâha derin bir anlam ve yüce bir ruh kazandırmıştır. Zira inancımızda nikâh, vebali büyük bir sözleşmedir. Nikâh, Yüce Allah’ın adını şahit tutarak eşlerin bir ömrü paylaşmak üzere birbirlerine verdikleri sözdür. Nikâh, kadın ve erkeğin, gönül rızası ve hür iradeleriyle beraberce yüklendikleri ahlâkî ve hukukî bir sorumluluktur. Kültür ve geleneğimizde evlilik, sadece iki insanı aynı çatı altında buluşturmak değildir. Bilakis evlilik, toplumu ve nesilleri korumak amacıyla atılan sağlam bir temeldir. Aile olmak, sevgi ve saygıyla, şefkat ve merhametle, ilgi ve hassasiyetle hayatı paylaşmaktır. Aile olmak, dünyanın türlü meşakkatlerini beraberce göğüslemektir. Sevinci ve kederi, varlığı ve yokluğu birlikte yaşamaktır. Aile olmak, iyi günde, kötü günde vefakârlık, cefakârlık ve fedakârlıkla bir bütünü tamamlamaktır.

Bizler, ailelerimizin dünyadaki cennetimiz olmasını arzu ederiz. Yuva kurarken Rabbimizden şöyle niyazda bulunuruz: 

“Allah’ım! Bu anlaşmayı bereketli ve mübarek eyle. Bu çifti ülfet, muhabbet ve bağlılık duygularıyla kaynaştır. Tıpkı Hz. Âdem ile Hz. Havva’yı, Peygamberimiz ile Hz. Hatice validemizi, Hz. Ali ile Hz. Fâtıma’yı kaynaştırdığın gibi”.

Rabbimizin adıyla, bir ömür devam etmesi niyetiyle başladığımız birlikteliğimize insanları da şahit tutarız. Evlilik, tek taraflı bir menfaat ilişkisi değildir. Aksine evlilik, kadın olsun erkek olsun eşlerin istikballerine beraberce karar vermeleridir. Bir başkasının iradesini esir alma, onun üzerinde mülkiyet iddiasında bulunma ve geleceğini belirleme hakkı ve yetkisi hiç kimsede yoktur. Canların yegâne sahibi Allah’tır. Ve Peygamberimizin dilinde eşler birbirine emanettir. Rabbimizin en güzel nimetlerinden biri ailedir. Aile, insanı hayata gözlerini açtığı anda sarıp sarmalar. Koruyup kollar ve bağrına basar. Aile, Rabbimizin rahmeti ile desteklediği, çocuklar ve temiz rızıklar ihsan ederek güzelleştirdiği mukaddes bir yuvadır. Aile insan için huzura ermenin ve güven duygusunu derinden hissetmenin adıdır. Aile, muhabbetin, neşenin ve lezzetin paylaşılarak kıymet kazandığı yerdir. Vefanın fedakârlıkla, imanın ihsanla, bilginin hikmetle ve sevginin hürmetle harmanlandığı bir eğitim ocağıdır. Aile bizim en değerli hazinemiz, vazgeçilmez değerimizdir.

Aile toprağı yürek, tohumu sevgi, meyvesi mutluluk olan bir müessesedir. “Tek el kendini yıkayamaz” sözü, dayanışma ve yardımlaşmayı ifade eder. “Paylaşmak” evliliğin sırrıdır. 

İçinde bulunduğumuz toplumun kötü gidişata, fıtratı bozmaya yönelik tehlikelere karşı, Rabbimizin emirlerine ve güvenli limanımız olan ailemize sığınarak korunalım.  “Süt emen çocuklar, beli bükük yaşlılar, ot otlayan hayvanlar olmasaydı üzerinize azap sel gibi gelirdi” hadis-i şerifini unutmayalım.

HABERE YORUM KAT

1 Yorum