"Toplumsal Dönüşüm ve Dergiler" Sempozyumu

"Toplumsal Dönüşüm ve Dergiler" Sempozyumu

Vuslat dergisinin, "Toplumsal Dönüşüme Dergilerin Etkisi" başlığıyla yapılan ve Abdullah Yıldız, Ahmed Kalkan, Hamza Türkmen, Ali Kaçar, Ramazan Kayan ve Hamza Er'in katıldığı sempozyumunda "Neden ve Nasıl Bir Dergi?" sorusuna cevap arandı.

18 Ekim Pazar günü Bayrampaşa Kültür Merkezi'nde Vuslat dergisinin 100. sayısı nedeniyle "Toplumsal Dönüşüme Dergilerin Etkisi" başlıklı bir sempozyum düzenlendi. İki bölüm halinde yapılan sempozyuma yayını süren kimi İslami dergilerin temsilcileri katıldı.

Vuslat dergisinin 100. sayısına ulaşması sebebiyle düzenlenen Toplumsal Dönüşüme Dergilerin Etkisi konulu sempozyum İstanbul Bayrampaşa Kültür Merkezinde gerçekleşti. Programa, Umran dergisinden Abdullah Yıldız, Haksöz dergisinden Hamza Türkmen, Genç Birikim dergisinden Ali Kaçar, Özgün İrade dergisinden Ramazan Kayan ve Vuslat dergisinden Ahmed Kalkan ve Hamza Er konuşmacı olarak katıldı.

Birinci oturumun başkanlığını, Vuslat Dergisi Editörü Azmi Ermurat yaparken, alt başlıkları Abdullah Yıldız, Ahmed Kalkan ve Hamza Türkmen işlediler.

Sempozyum Allah'ın adı ile başladı. Birlik/te oluşumuzun anlamını, öncü bir topluluk olma sorumluluğumuzu hatırlatan ayetler okundu. Hemen ardından Vuslat Dergisinin mesajını özetleyecek bir sinevizyon gösterildi. Sinevizyonda, Vuslat Dergisi; cahiliye tanımını, siteme karşı olan muhalif duruşunu, din diye dayatılan bidat ve hurafelerle olan mücadelesini, nebevi mücadele örneklerine olan sadakatini, sınırlara gösterdiği dikkati, ulus devletin sembollerine olan tavrını, baskı ve zulüm altında olan Müslümanlara karşı okurlarıyla birlikte kuşandığı sorumluluk bilincini her daim diri tutma çabasını içinde olduğunu vurguladı. "Bugünün ihyasından yarının inşasına" parolasının sadece bir gereklilik olmadığını, aynı zamanda sünneti örnek alarak muvahhid bir toplum oluşturma çabasının da altını çizdi. Azmi Akbulut, Rıdvan Kaya, Bülent Yıldırım, Hazma Er, Ahmed Ağırakça gibi yazarların da Vuslat Dergisi ve dergicilik üzerine kısa konuşmaları sunuldu. Azmi Akbulut derginin Özel Fm'e verilen cezanın hemen ardından hızlı bir şekilde, kervan yolda düzülür mantığıyla yazıya aktarılması sonucu yayına başladığını anlattı ve yelpaze dergiciliğini aşmanın kolay olmadığını dile getirdi. Rıdvan Kaya derginin istikrarlı ve tavizsiz duruşunu takdir edip devamını dilerken, Bülent Yıldırım bu derginin habercilik mantığının örnek alınması gerektiğini söyledi. Hamza Er derginin, İşgal edilen topraklardaki kardeşlerine el uzattığına şahid olduğunu anlatırken, Ahmed Ağırakça dergiciliğin 70li yıllardaki tevhidi uyanış sürecine olan katkısın anlattı. Düşünce Dergisiyle devam eden çizginin mutlaka devam ettirilmesi gerektiğini söyledi. Dergi ömürlerinin kısa olduğu bir gelenek içinde 100. Sayıya ulaşmanın önemli bir değer olduğunu vurgulayan Ağırakça, Şûra, Tevhid ve Hicret dergilerinden de bahsederek dergilerin İslami hareketi ileriye taşıdıklarını belirtti. Şimdi ise bu çizgiyi Haksöz, Umran, Vuslat, Genç Birikim gibi dergilerin devam ettirdiğini belirtti.

Programın giriş konuşmasında derginin misyonunun önemli noktaları tekrarlanılarak yazıların Yüce Allah'ın adına and içtiği kaleme ihanet etmeyen, eğmeyen, bükmeyen bir ahlakla yazıldığı vurgusu dikkat çekti. Hedef, yöntem ve eylemlilik konusunda açık, şeffaf ve netleşmeye yönelik çabalar içinde bulunulduğu dillendirildi.

Sözü ilk olarak Umran Dergisinden Abdullah Yıldız aldı. "İnsanlığın Fikri Gelişiminde Yazılı Kültürün Rolü" başlığını, Kuran merkezli bir çerçeveyle değerlendirmeye çalıştı.

İlk vahyin 'oku' olması üzerinde duran Yıldız, ayetin devamından ve Kalem suresinin ilk ayetlerinden çıkardığı yorumları birbirleriyle harmanlayarak insanın 'bilmediğini öğrenmesi'nin, dışadönük bilgilenme sürecinin kıraatle ve kitabetle başladığını ifade etti. Yıldız buradan kalkarak Bakara suresinin 31. ayetini şu şekilde ele aldı; Rabbimiz bize fikrin ve tefekkürün malzemelerini, kavramları öğretmiştir. Kalemle yazmak ilk insandan son rasule kadar gelmiştir, diyen Yıldız daha sonra 'suhuf' kelimesi üzerinde durdu. Ardından Bakara suresinin 129. ve 151. ayetlerinden, Al'i İmran suresinin de 64. ayetlerinden hareketle; Allah, vahyini peygamberlere yazılı bir biçimde bildiriyor, dedi. Kuran'da geçen Allah ve Rab kelimelerine dikkat çeken Yıldız, Rab'in "derece derece olgunlaştırma" anlamına geldiğini hatırlatarak Rabbimizin bizim mürebbiyemiz, terbiyecimiz olduğunu ifade etti. Terbiyenin de kalemle ve okumayla olabileceğinin altını çizerek konuyla bağını kurdu. Cahiliyeyle, vahiyden kopukluk hali ile savaşmak; okumakla ve kalemle yazmakla olacaktır, diyen Yıldız, vahyin ilk dönemlerinden itibaren okumaya ve yazmaya oldukça önem verdiğini aktardı.  Hz. Muhammed'in siyerinden bildiğimiz; savaş esirlerinin serbest bırakılması şartı, borçlarımızın yazması emri, Kuran'ın yazılması ve Kuran kâtiplerinin titizliği örneklerini vererek konuyu açan Yıldız, yazının aslında kadim bir gelenek olduğunu belirtti. Her ne kadar kâğıt 7. ve 8. y.y.da Çin'den Müslümanlara, oradan batıya ve sonra da tüm dünyaya yayılmış olsa da her çağda gerek tabletlerle gerek papiluslarla insanların kendilerini yazılı bir şekilde ifade ettiğini anlattı. Yazılı kültürün fikri hareketlenmeye etkisinden bahseden Yıldız, Batıdaki Rönesans ve Reform hareketlerini örnek verdi. Ardından dergiciliğin tanımını Cemil Meriç'in bir alıntısıyla yaparak konuşmasına devam etti: "Dergi, hür tefekkürün kalesidir. Kitap, çok defa tek insanın eseri, tek düşüncenin yankısı; dergi bir zekâlar topluluğunun." Son olarak Türkiye'de 4. kuvvetin basın olduğunu ve nasıl resul kendi dönemindeki cahiliye ile savaştıysa bizim de bugün aynı çabayı göstermemiz gerektiğini dile getiren Yıldız, cematlerin, çıkardıkları derginin isimleriyle anıldığına dikkat çekerek dergilerin ne kadar fonksiyonel olduğunu anlatmaya çalıştı.

Daha sonra sözü Ahmed Kalkan aldı. Vuslat dergisi yazarlarından olan Kalkan, "Olumlu ve Olumsuz Yönleriyle Dergi Kültürü" başlığı altında tebliğini sundu.

Dergi kültürünün bize ait olmamasının ondan yararlanamayacağımız anlamına gelmediğini ifade ederek söze başlayan Kalkan, kaliteli dergilerin gazeteler gibi zaman geçtikçe değerini yitirmediğinin altını çizdi.  Halk dergi almaz da, dergiden anlamaz da, diyen Kalkan, anladığında o topluluğun zaten halk olmaktan kurtulacağını belirtti. Dergiyi seçkin bir zümrenin okuduğuna ve böylece derginin bir mektep olduğuna da değindi. Daha sonra dergicilikle ilgili sayısal bilgilerle konuyu açan Kalkan yıllık dergi tirajının (250.000.000) onda birinin dahi muvahhid müslümanları ifade edip etmediği sorusuyla anlatımına devam etti.  Daha sonra Cemil Meriç'in dergicilik tanımındaki 'Hür tefekkürün kalesi' ifadesine katılmadığını belirtti ve şöyle söyledi: Hür tefekkürün kalesi olması gereken dergiler kölelik burcunun zirveleri olmuş. Dergiler toplumun bir yansımasıdır, diyen Kalkan, bugün çoğu derginin cinselliği, malayaniyi, mizahı, gayri İslami yaşam tarzını, modayı, çeşitli hobileri konu ettiğini ve aktüaliteden öteye geçemediğini dile getirdi. Dergi kültürünün olumsuzluklarını anlatmaya devam eden Kalkan, bugün dergilerin isyanı emredip, iyilikten sakındırdığını yani Allah'ın emri olan "emri bil maruf ve nehyi anil münker"in tersini yürüttüğüne değindi. Bizim mahallenin ise istisna olan çabaları, onları istisna olma özelliğinden kurtaramıyor, diyen Kalkan Nisa suresi 76. ayeti örnek vererek aslında herkesin bir savaşçı olduğunu söyledi. Ayette geçen olumlu ve olumsuz savaşçı misalini hatırlatarak tağutun savaşçılarından daha da kötü bir halden bahsetti: hak adına çıktığını söyleyen ama hakkı batılla karıştıran dergilerin hali… Bâtıl dergilerin bizim insanımıza fazla zarar veremeyeceğini, ama 'Ilıman İslam anlayışı' ile çıkıp hak adına çıktığını yazan dergilerin, insanlığın zihinleri iğdiş ettiğini de cümlelerine ekledi. Biz müslümanların, en az bizimle savaşanlar kadar cesur olmamız gerektiğini vurgulayan Kalkan yuvarlak laflar eden, hangi mahalleye ait olduğu belli olmayan dergilerin herkesi memnun etmek adına Allah rızasını ıskaladıklarından bahsederek bu dergilerin kendilerini fes etmesinin en doğru hareket olacağını düşündüğünü beyan etti.

Bugün Türkiye'deki 167.000 tane dernek ve vakıf; 5665 tane de dergi içinden kaç tanesinin bizim mahalleyi temsil ettiğini soran Kalkan vahyi hakkıyla sosyalleştiremediğimizin ve yeterince uyarılmış bir toplum için yapmamız gerekenleri savsakladığımızın altını çizdi. Sorularla konuyu açmaya devam eden yazar bu defa 'bugün Hz. Ebubekr ve Hz. Ömer olsaydı nasıl bir dergi çıkartırdı?' sorusuyla Rasulün ve Allah'ın nasıl bir dergiden razı olacağını düşünmemiz gerektiğine değindi. İnsanların çoğunun Allah'a ortak koşmadan inanmadığı gerçeğini hatırlatarak çoğu derginin de bu durumda olduğundan bahsetti. Ayrıca içinde bulunduğumuz -belediyeye ait olan- salonun dahi sahnesinde, sağda ve solda olmak üzere, dayatılan ulus kimliğin sembolleri olduğunu da örnek vererek konuyla irtibatlandırdı.  Müminlerin Tevhid, Şura ve Hicret dergilerini aşamadığını da sözlerine ekleyen Kalkan, elimizde olan bütün imkânların bize emanet olarak verildiğine ve imtihan şuuru ile bunları en doğru şekilde kullanma sorumluluğumuza dikkat çekti.

İlk turun son konuşmacısı ise Haksöz Dergisi sahibi Hamza Türkmen idi. Hamza Türkmen "İslami Dergilerin Çıkış Gerekçeleri" başlığı ile Toplumsal dönüşüme dergilerin etkisini aktarmaya çalıştı.

Konuşmasına başlamadan önce iki husustan bahsedeceğini söyleyen Türkmen öncelikle Ahmed Kalkan'ın İslami dergilere yaklaşımı hakkında düşüncelerini dile getirdi. Dergilerin etki alanlarının dar ama bununla birlikte çok önemli olduğunun altını çizdi. Zira bu dergilerin müslümanların gündemini ortaya koymaya çalıştığını ifade etti. Bu anlamda tohum olma bilincinin önemli olduğunu vurguladı. Vuslat dergisinin de hassasiyetleriyle, tahkik ve tebliğ faaliyetlerini öncelenmesi ile 100. Sayısına geldiğini belirtti. İkinci husus olarak da bugün Türkiye'de en büyük çatışmanın dayatılan türk ulus kimliği ile İslami kimlik arasında yaşandığını belirten Türkmen, bugün demokratik açılımınla da nasıl bir amaç güdüldüğünün üzerine düşünülmesi gerektiğini işledi. Bu konudaki kazanımların bizleri mutlu edeceğine değindi. Konuyla ilgili olarak, salondaki ulusal simgeleri örnek vererek belediyenin çevreyi temsil etmesi gerektiğini ama etmediğini söyledi. Bu meselenin bir kimlik meselesi, bir rejim tartışması olduğuna ve ilkesel olan bu hususun bizim varoluş amacımızla bağlantısına işaret eden Türkmen, gündemimizde bunu diri tutma sorumluluğumuzu hatırlattı.

Bu iki husustan sonra konuya giren Hamza Türkmen yazma ve okuma konularına değinerek genellikle tebliğini maddeler halinde sistemli bir şekilde sundu. Abdullah Yıldız'ın aktarımından farklı olarak ayetleri gaybi olanla değil kati olanla açmak istediğini ifade etti. Allah'ın bizden tüm evreni okumamızı istediğini ancak tarihi süreç içinde Müslümanların yaşadığı çözülme ile okumaya, araştırmaya yönelik çabaların zayıfladığını ve sözlü kültüre dönüştüğünü anlattı. İbni Tümert'in tevhidi bir uyanış hedefi ile üçer sayfalık risaleler yazıp çoğalttığını ve bunu Tunus'ta dağıtmaya çalıştığını örnek vererek bu eylemi dergiciliğe benzetti. Türkmen de derginin modern kültüre ait olduğuna değinerek bu aracı tebliğ için kullanabileceğimizin altını çizdi.  Rasulullahın döneminden sonra istişare temelli, Kuran'ı ve sünneti merkeze alan gayretlerin gittikçe zayıfladığını ve İslam'ın gittikçe ferdileştiğini belirtti. Giderek yorumlar ön plana çıktı diyen Türkmen bu durumu mezhepçilik ya da batini sapma olarak adlandırabileceğimizi dile getirdi.

İhya ve Islah çabalarının zaman zaman cılız kalsa da 19.y.y.da Cemalettin Afgani önderliğinde Urvetul Vuska dergisi ile gündeme geldiğinden bahseden Türkmen, modern bir aracı ilkeli bir biçimde kullanabilme açılımının bizim için çok önemli bir değeri olduğuna dikkat çekti. O dönemde bu yaklaşıma karşı çıkılsa da Afgani'nin tutarlı bir mukayese yaptığını düşünen Türkmen, sistem içi, modern araçları kullanmayı, 8.y.y. da kâğıdı kullanmakla, rasul döneminde panayırları kullanmakla, barutu, mancılığı kullanmakla aynı düzlemde değerlendirdi ve öncelenen amaç önemlidir dedi. Bu araçları kullanabilmemiz için şu üç ilkeye özen göstermemiz gerektiğini beyan etti.

  1. Kuran temelli mesaj yeterli ve net olmalı. Perspektif ve usul netliği kazanmış olmak gerekli.
  2. Mesajı kavramış kadronun hazır ve tam olması gerekli.
  3. Bu aracı kullanabilmek için gerekli olan finansal desteğin kendi perspektifine sahip insanlardan karşılaması ve ötekilerine muhtaç olmaması gerekli.

Daha sonra tarihi süreç içinde müslümanların devam ettirmeye çalıştığı tevhidi çizgiyi anlatmaya devam eden Türkmen, Urvetul Vuska'yı Menar dergisinin devam ettirdiğini dile getirdi. Ardından Pakistan ve Hindistan'da Mevdudi'nin içinde olduğu Tercüman-ül Kur'an'ın da bu çizgiye sahip olduğunu ifade etti. Ancak Türkiye'ye gelindiğinde ise durum biraz farklıydı.20.y.y.da sindirilmiş müslümanların 1945'te çok partili sisteme geçiş döneminde seslerini duyurabilmek için birçok dergi çıkarttıklarını ama hiçbirinin Urvetul Vuska çizgisine sahip olmadığını ve o çizgiyi devam ettiremediklerini anlattı.  Çünkü bahsi geçen dergilerin karşıtlarına sığınarak var olmaya çalıştığını ve amaçlarının aynı anda hem Müslümanlara hem de türk milletine, devletine, birliğine hizmet etmek olduğunu söylüyorlardı. Türkmen o zamana kadar ulusal kimliği kabul etme gibi bir durumun henüz ortada olmadığını ama o dönemden sonra hızlı bir kirlenme yaşandığını ifade ederek dönemin dergilerinin sağcı, milliyetçi, devletçi, mukaddesatçı, kirlilikten elbiselerini yeterince temizleyemediklerini, arınamadıklarını dile getirdi. Bu dergilerin İslam adına, samimi niyetlerle çıkmış olsalar da içinde oldukları durumu aşamadıklarının altını çizdi.  Urvetul Vuska dergisinin çizgisini ise ancak 70li yıllarda Düşünce dergisi gibi dergilerle yakalanabildiğini söyleyen Türkmen, ıslah amaçlı tevhidi uyanış sürecine bu dergilerle kan pompaladığından bahsetti. Bugün ise birçok düşünce dergisi olduğunu ancak Kuran'ı ve sünneti merkeze alan istişare temelli bir perspektife sahip dergilerin 'ıslah amaçlı dergiler' olarak nitelenebileceğini söyleyen Türkmen, bundan dolayı Meriç'e katılmadığını ifade etti. Örneğin Taraf gazetesinin hür tefekkür'ün kalesi olmanın neresinde olduğunu soran Türkmen, gazetenin politikasına değinerek İslam'ın üst kimlik olduğu mesajını veren haberlerin gazetede asla yer verilmediğine, bunun yanında İslami kimliği alt bir kimliğe indirgeyen haberlere hiçbir kota koyulmadığına dikkat çekti. Tebliğini aktarmaya devam eden Türkmen bu defa öze dönüşü hedefleyen, ıslah amaçlı, tevhidi uyanış sürecindeki dergilerin neden çıktıklarını maddelendirdi.

1.   Mektep ve hareket olma çabası. Perspektif sorununu çözme.

2.   Dini anlama sorununu, metodoloji sorununu eğitim ve talim ile aşma.

3.   Kavramları netleştirme ve kitabileştirme.

4.   Vahdetin toplumsal inşası için değerini diriltme.

Bu maddelerden hemen sonra dergilerin misyonu ve öncelikleri bakımından da kategorize edilebileceğini ifade eden Türkmen, dinleyicilere bu konuda 4 başlık sundu:

  1. Ümmetin varlığını kabul eden ve hilafetin olmadığını söyleyerek iktidarı önceleyen, hilafet kurmak için çaba gösteren dergiler. Hizbu-t Tahrir örneği gibi…
  2. Ümmet dağılmış diyen ve yeniden ihya edilip diriltilmesi gerektiğini söyleyen ve 'biz' olmayı önceleyen dergiler. Seyyid Kutup formatı…
  3. Müslümanların varlığına kastedilmiş gerçeğini ele alarak, direnişi yaygınlaştırmaya çalışan dergiler.
  4. (Bu madde ıslah amaçlı dergiler başlığı altında olmayabilir) Parti formuyla Türkiyecilik yapan dergiler.

Türkmen bu kategorizelendirmeden sonra ise Islah amaçlı dergilerden beklenilenleri maddelendirerek sözlerine son verdi.

  1. Kur'an amacını sosyalleştirmek, etkinleştirmek.
  2. İtikadi konularda net bir ölçü belirleyebilmek.
  3. Tarih ve toplum değerlendirmesi yapmak.
  4. Gelenekçi ve modernist cahiliyeye karşı bir duruş sergilemek.
  5. Şahidlik anlayışına kitabi bir elbise giydirmek.
  6. Gelecek tasavvurunu ortaya koyabilmek.

Birinci oturumun birinci turu bu şekilde sunulduktan sonra ikinci tura geçildi. İkinci turda tebliğciler, gelen sorularla birlikte eksik kalan kısımları da tamamlamak için onar dakika daha söz aldılar.

Abdullah Yıldız sözlerine tashih yaparak başlayacağını ifade etti ve Cemil Meriç'in alıntısında vurgulamak istediği noktanın dergilerin ortak bir zekâyı öne çıkarttığı dergi tanımı olduğunu dile getirdi.  Hür tefekkürün kalesi olma durumunun ise her zaman için doğru bir değerlendirme olmayacağını, bunun ideal olanı ifade ettiğini söyledi.

'Nice az bir topluluk çok bir topluluğa galip gelir' ayeti ile dergilerimizin az ama etkili ve değerli olduğunu vurguladı.

Müminlerin görevinin iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak olduğunu, kâfirlerin ve münafıkların ise tam tersini yaptıklarını ifade eden Yıldız bunun dergicilik alanına da yansıdığını dile getirdi. 'İnsanlığın geleceği kalemin ömrüne bağlıdır' alıntısını aktaran Yıldız yeterince okumadığımızdan, yazmadığımızdan, monolog yaşadığımızdan yakındı. Rabbimizin adına, tevhidi çizgide okumak, yazmak, üretmek, öğretmek, öğrenmek zorunda olduğumuzu tekrar vurgulayan Yıldız Vuslat'a ve diğer dergilere teşekkür ederek sözlerini sonlandırdı.

Ahmed Kalkan ikinci defa sözü aldığında ise ilk inen dört surenin ilk ayetlerinden çıkardığı dört maddenin dergilerin ana şiarı olması gerektiğini ifade etti. Oku, Yaz, Kalk, Uyar! Dergilerin amacının insanları Ahmet'in Mehmet'in kitabına değil Allah'ın kitabına yönlendirmek, o kitabı okumak olması gerektiğini belirten Kalkan bugünkü dergilerin kendine çeki düzen vermesi çağrısında bulundu. Hatta tebliğinde çizdiği tablonun düzelmesi için dergileri 'Tevhid özel sayısı' çıkarmaya çağıran Kalkan, bu sayılarda tevhidin demokrasiyle ilişkisini, hayatla ilişkisini, okullarla ilişkisini, bankayla, tarikatla, camiyle ilişkisini gündemleştirmesini talep etti. Eleştirisinin sayısal azlığa yönelik olmadığını vurgulayan Kalkan, düzelmesi gereken hususun sunulan tevhidi mesajın cılızlığı olduğunu dile getirdi. Abdullah Yıldız'ın bahsettiği Suhuf konusu üzerinde durarak suhufu çoğunluğun yanlış bildiğine değindi. Bu konuda bir tahkike gidilmediğinden şikâyet eden Kalkan, akaidleşen bilgilerimizin zanna dayandığını vurguladı. Ardından zamanın yettiği kadar dergilerin nasıl olması gerektiğinden bahseden yazar şunları aktardı: Dergilerimiz tevhidi çizgide olmalı, ümmetçi ve evrensel olmalı, ırkçı ve halkçı olmamalı, aynı hedefe sahip bir kadroya sahip olmalı, fikir üretmeli, çözüm sunmalı, antitez olmaktan çıkıp tez olmalı, müdafaadan çıkıp hücuma geçmeli, okul ve mektep olmalı, gençlere hitap etmeli onları öne çıkarmalı, istişare ahlakına sahip olmalı, üslubu özenli ve özendirici olmalı, kırıcı olmamalı, Allah'ın hor gördüğünü hoş görmemeli, diğer İslami dergileri rakip değil refik görmeli. Küfrün kurumlarıyla uzlaşmamalı ve net olmalı. Zamanının bitmesi ile sözlerini bitiren Kalkan dergicilere teşekkür ederek sözü tekrar oturum başkanına bıraktı.

Oturum başkanından sözü alan Hamza Türkmen ise soruların çokça gelmesi sebebiyle son tur için söyleyeceklerini, sorulara vereceği genel cevaplarla harmanladı. Konuşmasına İslami kesimin çıkardığı beş gazetede ortalama yüz köşe yazarı olduğunu ama bunların en az doksanının bin yıllık tarihçi olduğunu ifade ederek başladı. Hareket dergisinin bu amaçla çıktığını söyleyen Türkmen İslami kesime hitap eden yaklaşık kırk beş dergi olduğunu ve bunlardan on beşinin İslami uyanış sürecine katkı sağlayan ya da geçiş döneminde olan dergiler olduğunu dile getirdi. Amaçları bakımından dergileri üç gruba ayıran Türkmen birinci grubu muhafazakâr, mukaddesatçı milli dindarların dergileri olarak niteledi. İkinci grubu ise tevhidi bilinç dergileri olarak niteledi ve bu dergilerin amacının ıslah olduğunu sözlerine ekledi. Son grubun ise ilk iki grup arasında geçiş dergileri olduğunu söyleyen Türkmen altmışlı yıllardan seksenli yıllara kadar çıkan başlıca dergileri bu şekilde gruplandırdı. Birinci grubu altmışlı yıllarda İttihad dergisi, yetmişli yıllarda Ufuk dergisi ve seksenli yıllarda İslam dergisi temsil ediyordu, ikinci grubu altmışlı yıllarda temsil eden bir dergi olmadı, yetmişli yıllarda Yeni Oluşum ve Düşünce dergisi, seksenli yıllarda ise İktibas dergisi temsil ediyordu, üçüncü grubu ise altmışlı yıllarda Hilal dergisi, yetmişli yıllarda Yeni Ölçü dergisi ve seksenli yıllarda Mavera dergisi temsil ediyordu diyen Hamza Türkmen günümüze kadar yapılacak bir değerlendirmeyi ise daha sonraya erteledi. Dergilerin bizim için vesika olduğunu ve geçmişten günümüze ne gibi kazanımlar elde ettiğimizi, geçmişte ne gibi zaaflar gösterdiğimizi tahlil etmek açısından önemli bir yere sahip olduğunu anlatmaya çalışan Türkmen kaynak soran dinleyici için bu konudaki çalışmalarını kitaplaştırmaya çalışacağının müjdesini verdi. "Hilafet yönetimine muhtaç değil miyiz, eğer muhtaçsak bunu nasıl oluşturabiliriz?" sorusu üzerine Hamza Türkmen İslami bir misyonu olan dergilerin zaten bir cemaate sahip olduğunu ve istişari halkanın bir zinciri olduğunu ifade etti. Tevhidi uyanış sürecinde uzun bir süre devlet kurma fikrinin öncelendiğini dile getiren Türkmen bunun bir yöntem olduğunun altını çizdi. Ama bundan önce kendimizi diriltelim diyen yaklaşımların da olduğunu vurguladı. Her şeyden evvel tohum olmanın önemine de değinen Türkmen İslam birliği olmak demek kapitalist doğu ülkeleri ile bağ kurmak demek değildir dedi. İslam birliği olmak demek Kuran nesli olmak ve halkalanmak, Kur'an nüveleri arasında bağ kurmak demektir diyen Türkmen son bir soruya daha yanıt vermeye çalıştı: Türk kimliğini savunanlar İslami kimlikten uzak duruyorlar, İslami kimliği savunanlar da Türk kimliğini inkâr mı etmeli? Türkmen bu konuda çok kısa olarak, Türk kimliğinin ulus kimlik haline getirilmeden evvel bir sıfat olarak kullanıldığına dikkat çekerek eğer Türklük, kavmi bir kimlik olarak kabul ediliyorsa sorun olmayacağını, zira Allah'ın bizi kavim kavim yarattığını ama dayatılan bir üst kimlik olursa kabul edilemeyeceğini beyan etti. Bu konuyla ilgili Pınar yayınlarından çıkan Celalettin Vatandaşın kitabını ve önümüzdeki günlerde çıkaracağı "Ulusçuluk çıkmazı ve Kürtler" kitabını öneren Türkmen bu mevzunun önemli olduğunu tekrarlayarak İstiklal mahkemelerinde bu yüzden dedelerimizin asıldığını hatırlattı. Son olarak dergilerin; diyaloğun, gelişmenin ve ihyanın önemli bir parçası olduğunu ve insanların kendilerini ifade etme alanı olduğunu söyleyen Türkmen konuşmasını bu konuyu gündeme aldığı için Vuslat dergisine olan şükranlarını ileterek sonlandırdı.

Sempozyumun İkinci Bölümünde "Nasıl Bir Dergi?" Sorusuna Cevap Arandı

"Toplumsal Dönüşüme Dergilerin Etkileri" ana başlıklı sempozyumun ikinci oturumunda Semih Duman başkanlığında "Nasıl bir dergi?" sorusunun cevapları arandı.

İkinci oturum Genç Birikim Dergisi editörü Ali Kaçar'ın "Dergi İslami Kimliğin Oluşumuna Katkı Sağlamalı" başlıklı sununu ile başladı. Kaçar, 1970'lerde dönem itibarıyla milliyetçi, mukaddesatçı, devletçi, Amerikancı bir anlayışla kitlelere ulaşmayı hedefleyen dergilerin, tevhidi bilinçlenme süreciyle beraber yerini cahili anlayıştan uzaklaşarak kopma sürecine bıraktığını ifade etti. Derginin İslami mücadelede bir araç olduğunu belirten Kaçar, derginin işlevlerinden bahsetti. Dergilerin Müslümanların hayata bakış açılarını, haberleri analiz ettiğini ve yerine göre mektep görevi gördüğünü belirtti. Ayrıca, dergi çıkaran insanların kadrolar yetiştirdiğini ve hitap ettiği kitleleri eğittiğini, bununla bir ekol görevi üstlendiğini ifade etti.

Kaçar, son bölümünde ise; "Nasıl dergi?" sorusuna cevaben şunları söyledi: "Dergi Kur'ani değerleri daima gündemde tutmalı. Bu noktada Kur'an'ın anlaşılmasına yönelik kavram çalışmaları yapıp, makaleler yazılmalı ve dosya çalışmaları yapılmalı. Bununla birlikte Kur'an'da peygamberin fonksiyonu, siyer, sahabelerin, alimlerin, öncü şahsiyetlerin biyografi ve faaliyetlerine, dünya Müslümanları ile ilgili haberlere mücadele yöntemlerine, dünyanın neresinde olursa olsun renk, dil, ırk ve yaşadığı coğrafyayı gözetmeksizin yaşamış olduğu her türlü sıkıntıyı gündemleştirme olayına yer vermelidir. Kısacası derginin, İslami kimliğin oluşmasına katkısı İslam'ın ve İslam'ın temel değerlerinin Kur'an ve sünnet doğrultusunda gündeme getirilmesiyle mümkün olacağı unutulmamalıdır."

Ali Kaçar, dergide usulün ve üslubun anlaşılır cümlelerle, bulanıklığa mahal vermeden net bir tavır ile ortaya konulması gerektiğini vurgulayarak konuşmasına son verdi.

Oturumun ikinci konuşmacısı ise Özgün İrade Dergisi yazarlarından Ramazan Kayan'dı. Kayan, "Dergiler, Şahsiyet- Karakter İnşasına Katkı Sağlamalı" başlıklı sunumu ile dergilerin fonksiyonu ve temsiliyeti noktalarını değerlendirdi. Kayan, derginin amaca hizmet eden bir araç olarak kullanılması gerektiğini ve ancak amaca hizmet eden bir araç olarak kaldığında anlam taşıdığına değindi. Dergide; kuşatıcı olmak adına kendinden ödün vererek bir yol takip ediliyorsa bunun dergi için bir handikap olduğunu belirten Kayan, derginin tevhid merkezli zihniyet inşaasını, takva esaslı şahsiyet oluşumunu ve istikamet üzere cemaat ve hareket yapılanmasını hedeflemesi gerektiğini belirtti. Kayan, şahsiyet oluşumu için, "Popülerizme prim vermeyen, konformizmin kulvarına savrulmayan, statükoya entegre olmayan, sekülerizmde kendisi olmaktan uzaklaşmayan, liberalizmle boğulmayan bir duruşu, örnekliği yakalamak için gayret etmeli. Bu çerçevedeki oluşumlar derginin şahsiyet oluşumuna ciddi anlamda katkı sağlayabilir." dedi. Kayan, ideal bir yapı için şu tespitlerde bulundu:

·       Realite ve idealler arasında köpüler kurulmalı,

·       Doğrularımızı değerlerimizi yaşanılır kılmak için çaba sarf edilmeli,

·       Taleplerimizin gerçekleşmesi için bizden istenilen bedeller göze alınmalı,

·       Çağın idrakine vahyin değerleri aşılanmalı,

·       İslam'ın değerleri ile hayatın gerçeklerini te'lif edecek bir fıkıh oluşmalı,

·       Siyasal, askeri, ekonomik emperyalizme karşı inançlar sürekli sorgulanmalı,

·       Kapitalizmin ifsad, imha, tahrip gücünü etkisiz hale getirmek için daha aktif olunmalı,

·       Bedeli göze alarak sorumluluklar üstlenmeli.

Kayan, özgür ve net cümlelerle sistemimizi oturtmamız gerektiği vurgusu ile konuşmasına son verdi.

Sempozyumun kapanış konuşmasını ise Vuslat Dergisi yazarlarından Hamza Er yaptı. "Toplumun İhtiyaçlarına Cevap Vermeli" başlıklı konuşmasında Er, Müslümanların mücadele araçları olan dergilerin, Resullerin mücadele araçları olan ilahi kitapların topluma yaklaşımlarını, neyi ihtiyaç olarak öncelediğini, gündemle olan irtibatını iyi gözlemlemesi gerektiğini ifade etti. Konuşmasını Hz. Peygamber (s) 'den örnekler vererek işleyen Er, konunun güncel boyutu ile ilgili dergi çalışmalarında işlenmesi gereken başlıklarla devam etti. Çıkarılan dergilerin toplumun sosyal problemlerine yaklaşması vahiy temelli olmalıdır diyen Hamza Er, İslami bir dergi ulus-devlet anlayışını, rejimin ayakta kalabilme çabası olan darbe ve muhtıraları, dayatılan ideolojik eğitimi, kısacası İslami düşünceyi asimile etmek amacıyla yapılan her türlü tavrı, kurumu ve sorunu gündeme getirmesi gerekliliğini vurguladı. Er'e göre dergide gündem edilmesi gereken  konular iyi seçilmeli, kullanılan dil de egemen medyanın literatüründen ayrışmalı, vakit ve imkan kaybına neden olunmamalıydı.

Konuşmacı, Müslümanların dergi çıkarmada yapılan iki hatanın altını çizerek oturumu noktaladı. İlk olarak, dini dergi çıkarma adına daha çok toplumun gündeminden, gerçeklikten uzak, sadece ilmihal, tefsir kitaplarından vd. alıntı yazılar oluşturan dergilerin, Kur'an'la ve İslami değerlerle modern sorunlar arasında irtibat kurup çözümlemeler yapmaktan uzak olduğunu belirtti. İkincisi olarak da gündeme karşı hızlı cevaplar verirken hem vakıa hem vahiy bilgisi noktasında zayıflıklardan kaynaklanan savrulmaların yaşandığını belirtti. Ve Kur'an vahyinin inzal sürecinde Rabbimizin ayetleriyle, yaşanan sorunlarla nasıl irtibat kurulduğunu, terazi ve hak sorunundan, yetimlere, diri diri gömülen kız çocuklarına ya da yanlış ilah anlayışına kadar vahyin sosyal, siyasi ve itikadi ilgi alanlarının ne olduğuna dair örnekler verdi. Hamza Er, konuşmasını İslami dergilerin, sisteme karşı temel eleştirileri ve alternatif mücadele yollarının taşıyıcısı olduğu vakit istenilen düzeyde olabileceğini ifade etti.

Fatma Turan - Sündüz Altuntaş / HAKSÖZ-HABER

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir