TOKAD'ta "28 Şubat Darbesi" Semineri

TOKAD'ta "28 Şubat Darbesi" Semineri

TOKAD tarafından düzenlenen “28 Şubat ve Müslümanlar” seminerinde tevhidi bir siyasetin ve sistemli mücadelenin gerekliliğine vurgu yapıldı.

TOKAD tarafından güncel meselelerin tartışıldığı aylık müzakereli seminerler "28 Şubat ve Müslümanlar" konusuyla devam etti. Dernek merkezindeki programda konuşan Özgür Eğitim-Sen Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Örs, darbe sürecinde yaşananları kısaca aktararak, MGK bildirisiyle tüm Müslümanları hedef alındığını belirtti. 28 Şubat'a ilişkin değerlendirmelerde olaylara ve detaylara değil sürecin yansımalarına bakmakta fayda olduğunu söyleyen Örs, "12 Eylül nasıl sol kimliği taşıyan insanlarca çeşitli etkinliklerle gündemde tutuluyorsa, Müslümanların da tüm darbeleri, özelde ise 28 Şubat'ı hatırda tutucu çabalar içinde olmalıyız." dedi. 28 Şubat'tan sonra yapılan bazı özeleştirilerin kendini inkâra varmaya başlamasını dikkat çeken Ahmet Örs, "Özeleştiri ileri adım atmak için bir fırsat telakki edilmelidir. Oysa ki özeleştiri bazı çevrelerde kendini inkâra dönüştü ve akabinde bazı itikâdî ve siyasi sapmalar yaşandı. Kimisi dini anlayışta tasavvufî etkilere kapılırken, kimisi ise siyasi bağlamda milliyetçi muhafazakâr anlayışlara sığındı. Örneğin 28 Şubat'ta çözülen birçok kesim AK Parti sürecine iltihak etmiş, muhafazakâr demokrat süreçleri benimsemişleridir." diyerek tevhidi duruşun kendi siyasetini üretecek devrimci ve dinamik bir yapıya evrilmesi için çaba sarf etmesi gerektiğine vurgu yaptı.

28 Şubat'ı geriletmek zorundayız!

Kudüs Günü akabinde tankların Sincan'da yürümesini yerel ve küresel 28 Şubat arasındaki ilişki bağlamında değerlendiren Ahmet Örs, Ergenekon davasının da 28 Şubat'taki kirli ilişkileri ortaya çıkardığını söyledi. Konuşması boyunca Örs, şu hususlara değindi: "Yıllardır derin devlet olarak bilinen yapılanmalar Ergenekon adıyla orta yere dökülmüştür. Ergenekon süreci ve AK Parti'ye açılan kapatma davalarına bakılınca, resmi ideoloji ile ılımlı İslam arasında bir denge tutturulmaya çalışıldığı görülüyor. Küresel dünya sistemi ne darbecileri istiyor, ne de tevhidi bir anlayışı. İlkav ve Özgür-Der'e açılan davalar da bir bakıma bunun göstergesi olarak okunabilir. Yani genel yaklaşım "Yani ne şeriat ne darbe!" sloganında ortaya koyulmak isteniyor. 28 Şubat'ta örgütlü yapılanmaları yeterli olmayan Müslümanlar sürece yeterli tepkileri veremediler ancak zamanla duruşunu kavileştiren çizgiler bugün bir mücadele sürecindeler ve ırkçı tarih tezlerine, eğitimdeki ideolojik dayatmalara,  Kürt meselesindeki inkârcılığa tavır alıyorlar. Tabi sadece 28 Şubat'ın post-modern dayatmalarına karşı uyanık olmak yetmiyor, ılımlı İslam'ın gevşetici tarafına da tavır alınmalıdır. Örgütlü bir mücadele ile 28 Şubat'ın dayatmalarını geriletmek zorundayız."  

Resmi ideolojiyle hesaplaşmalıyız!

Ahmet Örs'ün sunumundan sonra müzakereci olarak söz alan Beytullah E. Önce, darbelerin yozlaştırıcı etkisi üzerine gündeme gelen düşünceleri paylaştığını ifade ederek, 28 Şubat sürecinin de böyle bir olumsuzluğu bulunduğunu vurguladı. Zaman yazarı Hüseyin Gülerce'nin "29 Mart, 28 Şubat'tan daha önemlidir" iddiasını eleştiren Önce, 28 Şubat'la hesaplaşmadan böyle bir fikre kapılmayı ham hayal olarak değerlendirdi ve şöyle konuştu: "Bugün Ergenekon davası en azından 28 Şubat ile hesaplaşmaya vesile olabilecekken, örselenmiş birkaç isimle ve alt düzeyde dava kapatılmak istenmektedir. Bu hem AK Parti hem de halkın geleceği için çok tehlikelidir. Çünkü hesabı sorulmayan her darbe bir sonrakine gebedir. Darbelerin yozlaştıran, pasifleştiren, ifsad eden ve ayrıştıran bir boyutu vardır. Bu toplumu ve sosyal yapıları parçalar, içe kapanmaya zorlar, insanları bireyselleştirir ve böylece sistem karşısında tekil bırakır. Sistematik bir ifsada tekil kahramanlıklarla meydan okumak ya da mücadele etmeye çalışmak ise enerjinin heba edilmesiyle sonuçlanır. 28 Şubat sürecinin en sıkıntılı sonuçlarından biri de bu noktada ortaya çıkmaktadır. Müslümanlar, mücadeleyi örgütleme perspektifinden geriye düşerek tekil şahsiyetler üzerinden düşünmeye başlamışlar; mücadeleyi sistematik hale getirmeyi ikinci plana iterek, önceliği "iyi ve örnek şahsiyet" modeline vermişlerdir."

Sisteme karşı sistemli mücadele

Önce, konuşmasının devamında ifsadın hüküm sürdüğü bir ortamda, hakların ve özgürlüklerin gasp edildiği bir vasatta, sistemle temel bir mesele üzerinden hesaplaşmanın gerekliliğine değindi. "28 Şubat bir bakıma iyi oldu, en azından çürük elmalar ayrıldı filan demek kendimizi avutmaktan başka bir şey değildir. Çünkü bu darbe halkın İslami hassasiyetlerini ve umutlarını hedef almıştır. Bundan çıkan tabloyu doğru okumak gerekir. Türkiye'de beşeri bir ideoloji olan Kemalizm ile Allah'ın dini arasında temel bir zıtlık söz konusudur. Dolayısıyla Müslümanların Kemalizm ile yüzleşmeden, sistemin ideolojik yapısıyla hesaplaşmadan verecekleri tüm uğraşlar bir noktada akamete uğramaya mahkûmdur. Bu sebeple Müslümanların dikkatini her şeyden önce sistematik bir mücadeleye yoğunlaştırması gerekir. Türkiye'de yaşanan küresel 28 Şubat'ın yerel ayağıdır. Ne zaman ki başörtüsünü savunmanın, Kudüs'ü savunmakla eşdeğer ve öncelikli olduğu anlaşılır ve buna uygun bir mücadele hattı inşa edilmeye başlanır, işte o zaman önemli bir adım atmış sayılırız. 28 Şubat'ın ilk hedefinin başörtüsü yasağı olmasından ders çıkarmalıyız, bu çelişkinin üzerine gitmeliyiz. Bu ise öncü kuşakların gayretlerine bağlıdır."

Soru-cevap bölümünde söz alan Suat Özata ise 28 Şubat mantığının Türkiye'ye on yıllardır hakim olduğunu ifade ederek, bu gerçeği halka ifşa etmenin önemine değindir. Özata, "Başörtüsü yasak, Kur'an eğitiminde yaş sınırı var. Şimdi bu örnekler açıkça 28 Şubat'ın sürdüğünü gösteriyor. Bizim böyle bir süreç yokmuş gibi davranmamız doğru değil." şeklinde konuştu. Program, daha sonra karşılıklı konuşmalarla devam etti.

TOKAD'ın aylık müzakereli seminerlerinin beşincisi "Eğitim Meselemiz" başlığıyla, Sinan Ceran tarafından 27 Mart 2009 tarihinde yapılacak.

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir