TOKAD tarafından yapılan açıklamada, 12 Eylül darbesinin hukuksuzlukları, zulümleri dile getirilirken; 27 Mayıs'tan 12 Eylül'e, 28 Şubat'tan Ergenekon sürecine kadar bütün darbe ve darbecilerin halkın düşmanı olduğu ilan edildi. Halkı Türk-Kürt, Alevi-Sünni diye kamplara bölerek, inancını ve dilini yasaklayan darbeci zihniyetle hak ve adalet temelinde bir mücadele verilmesi gerektiği bildirilen açıklamada; İslami kimliğin darbeci, dayatmacı anlayışlara karşı müslümanlar tarafından savunulacağı vurgulandı.
Açıklamada ayrıca Kürt açılımına dönük engelleyici, zayıflatıcı müdahaleler kınanırken, hükümet daha cesur olmaya çağrıldı. Eylem boyunca '27 Mayıs'tan 12 Eylül'e, 28 Şubat'tan Ergenekon'a Darbeciler Halkın Düşmanıdır!' pankartının yanı sıra, "Darbenin İyisi Olmaz", "Darbeciler Hakk'a da Hesap Verecek", "Ne 12 Eylül Ne 28 Şubat", "Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması O'nun ayetlerindendir", "12 Eylül Anayasağına Son!", "Darbecilerin Hayaleti Üzerimizde Dolaşıyor", "Askeri Vesayete Son!", "Ahirette Geçici 15.Madde Yok (Ankebut 25)", "Ey Darbeciler Varacağınız Yer Ateştir!" ve üzerinde Kenan Evren'in resminin olduğu zâlim yazılı dövizler taşınırken "Darbeciler Halka Hesap Verecek!", "Darbecileri Halkı Yıldıramaz!", "12 Eylül Yargılansın, Anayasası Kaldırılsın!", "Müslümanlar Kardeştir!", "Darbelere Boyun Eğmeyeceğiz.", "Darbeciler Silivri'de Yasakları Yürürlükte", "İnanca Saygı Başörtüye Özgürlük!", "Zulme Karşı Omuz Omuza" sloganları atıldı.






TOKAD Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Örs'ün okuduğu basın açıklamasının tam metni aşağıdadır:
27 Mayıs'tan 12 Eylül'e, 28 Şubat'tan Ergenekon'a
DARBECİLER HALKIN DÜŞMANIDIR!
Bugün sahne arkasında halkı kamplaştırıp, birbirine karşı kışkırtanların; sahneye "kurtarıcı" maskesiyle çıktığı 12 Eylül darbesinin 29. yıldönümü. Darbe geleneğine en güçlü halkalardan birinin eklendiği o meş'um günün üzerinden geçen onca yıla rağmen açılan yaralar hâlâ kapanmadı.
Bu ülkede yaşadığımız toplumsal ve siyasal sorunların temel sebebi darbeci zihniyetse, 12 Eylül bu zihniyetin en vahşi yüzünü temsil etmektedir. Sayısı belirsiz kişinin gözaltına alındığı, bir milyon insanın ağır işkencelerden geçirildiği, cezaevlerindeki işkencelerden dolayı çok sayıda insanın hayatını kaybettiği, yüzlerce kişiye idam cezası verildiği ve onlarcasının asıldığı, herkesin fişlendiği bir darbe sürecinin izleri nasıl kapanabilir?
Üstelik o günün darbecibaşı Kenan Evren, halka karşı işlediği suçlardan dolayı hâlâ cezalandırılmadı. O Kenan Evren ki, çocuk yaşta önce işkenceden geçirtip sonra idam ettirdiği Erdal Eren'in idamı hakkında o gün "Asmayalım da besleyelim mi?", geçtiğimiz yıllarda ise "O idam kararlarını imzalarken ellerim hiç titremedi. Bu yüzden hiç vicdan azabı da duymadım!" diyecek kadar kalbi ve vicdanı mühürlenmiş bir darbeci emeklisidir. Ama bu darbeci emeklisi hâlâ askeri ve sivil bürokrasinin en üst makamlarınca Çankaya'da, GATA'da onur konuğu olarak ağırlanıyor. Darbeci Evren oralarda onur konuğu muamelesi görüp, Ergenekon tutuklusu darbeciler hastalık bahaneleriyle dışarıda ellerini kollarını sallayarak gezerken, Güler Zere gibi kanser hastası mahkûmlar hastanelere gönderilmeyip cezaevlerinde ölüme terk ediliyorlar.
Cezaevlerinde insanlık dışı uygulamaların en ağırları yapıldı ama terfi ettirilmiş işkenceciler bugün aramızda dolaşıyor. Kurdukları Jitem benzeri infaz timlerinin kuyulara doldurdukları insanların kemikleri çok şükür ki şimdi onların suratlarında parçalanıyor.
Varlığı inkâr edilmiş, Allah'ın ayetlerinden olan ana dili yasaklanmış, hakları ve özgürlükleri gasp edilmiş Kürt halkının uğradığı şiddet, bugün Türkiye'yi saran acı bir yaraya dönüşmüştür. Gelgelelim hâkim zihniyet, Kürt sorunun çözümüne dönük her türlü açılım çabasını baltalamak için elinden geleni yapmaktadır!
Siyasetten hukuka, eğitimden sivil toplum kuruluşlarına kadar her yer resmi ideolojinin baskısı altındadır. Farklı inanç ve düşüncelere tahammül edilmemektedir. Halkımız, bu dayatmalara karşı hak ve adalet temelinde sesini yükseltmeli, baskı ve dayatmalara karşı usanmadan mücadele etmelidir.
12 Eylül'den kalma yasalar hâli hazırda yürürlüktedir, siyaset ve hukuk askeri vesayet altındadır, eğitim programları ideolojik öğelerden ve ritüellerden geçilmiyor ama çözüm üretmesi gereken siyasiler, önlerine çizilen kırmızıçizgileri aşmaktan çekiniyor, uzlaşmadan adım atamıyor! İktidar sahiplerine sözümüz şudur: "Uzlaşı merciiniz halktır! Yasakçılarla değil halkla uzlaşın!"
Darbe geleneğinin ürettiği Ergenekon tipi yapılarla iş tutanlar; yargıda makam tutmuş kişilerce savunuluyor, resmi ideolojinin sözcüsü olan parti liderlerince selamlanıyor ve resepsiyonlarda ağırlanıyor ama bunları yapanlara dokunulamıyor!
İslami kimliğimizi hedef alan uygulamalar yürürlüktedir. Başörtüsü okullarda, iş yerlerinde yasak! Yasakçıların gözleri başörtülü kardeşlerimizi ölüme terk edecek kadar dönmüştür. Kur'an eğitiminde yaş sınırı kaldırılmadı, düşüncelerimiz resmi ideolojinin baskısı altında. Yasakçılar şunu bilsin ki, Allah kamusal alanın da rabbidir!
Ve ne ibret vericidir ki, 12 Eylül 1980'de en ağır darbeyi yiyenlerin çoğu maalesef bugün sırf laik hayat tarzlarını savunmak bahane ve paranoyası ile 28 Şubat'ı haklı görüp, darbeci Ergenekon çetesiyle aynı safta yer tutabiliyor! Bu ne hazin çelişkidir!
TOKAD olarak çağrımız herkesedir:
Halka hayatı dar edenlere, halkımızı Alevi-Sünni, Türk-Kürt diye kamplara bölüp fitne çıkaranlara, darbelerle haklarımızı ve özgürlüklerimizi gasp edenlere karşı dayanışma sergileyelim.
12 Eylül zihniyetinin bu topraklardan sökülüp atılabilmesi için Ergenekoncu kuklalar kadar, onların iplerini oynatanları da teşhis edelim. Kurtarıcı maskesinin arkasındaki gerçekle yüzleşelim.
Unutmayalım ki birbirimizin acılarına karşı duyarsız kaldığımız sürece kaybeden birimiz değil, hepimiz olacaktır. Bizim kayıplarımızı, kendi hanelerine kâr olarak yazan darbecileri sevindirmemek için birbirimizle değil sorunlarımızın ortak kaynağıyla mücadele edelim!
Halk üzerinde vesayet kuranların tuzaklarını boşa çıkarabilmek için, mücadeleden umudumuzu kesmeyelim.
Darbeci zihniyete karşı her daim teyakkuzda olduğumuzu ortaya koymak için çıktığımız bu meydandan bir kez daha haykırıyoruz:
Darbelere, darbecilere, ideolojik baskı ve dayatmalara hayır!
Herkes için adalet! Herkes için özgürlük!

