Yeni Şafak / İsmail Kılıçarslan
İllegal hayatlar
Dün iki kritik “operasyon haberi” düştü ajanslara. Biri uyuşturucu, diğeri kara para ile ilgili.
İlk haber Ankara merkezli. “Uyuşturucu veya uyarıcı madde satma” ile “uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını alenen özendirme ve bu nitelikte yayın yapma” suçlarına yönelik olarak 88 kişi paketlenmiş.
Diğer haber İstanbul’dan. Soruşturma kapsamında 100 bin şüpheli işlemle 76 milyar TL hacim elde eden yasa dışı bahis çetesi çökertilmiş ve 68 kişi paketlenmiş bu operasyonla da.
Derin bir nefes alıp tekrarlayayım. 100 bin şüpheli mali işlemle elde edilen yaklaşık 1,7 milyar dolardan söz ediyoruz. Anlaşılsın diye söylüyorum bu 1,7 milyar dolarla
35 bin ev inşa edilebiliyor.
Bu, burada bir dursun.
Türkiye’de “illegal işler”in oluşturduğu ekonomi ve bu ekonomiye bağlı olarak gelişen istihdamı yeterince konuşmuyoruz. Bu konuda bir veri de bulunmuyor elimizde. Sadece adalet mekanizmamızdaki dosya sayılarına bakarak bazı tahminlerde bulunabiliyoruz. Bu tahminlerse aşırı can sıkıcı oluyor zira Türkiye’de ağırlığını gençlerin oluşturduğunu tahmin etmekte hiç zorlanmayacağımız şekilde 750 bin ila 1 milyon insan “illegal istihdam” olayının içerisinde. Bu rakamlara sanal bahis çetelerine banka hesaplarını kiralayan 800 bin insan dâhil değil üstelik.
Bu korkunç gerçekle yüzleşmeyi ne kadar geciktirirsek bu korkunç gerçekliğin faturası o denli ağır olacak.
Şimdi soru şu: Kavramın tam anlamıyla “sokağa atılmış” bir milyon gencin yaşadığı bir ülkede bizi ne bekler?
Yeni bir kavramla konuşalım: “Bağımlılık ekonomisi.”
Türkiye’de kumar ekonomisi yıllık 40 milyar dolar. Alkol ekonomisi 9 milyar dolar. Uyuşturucu ekonomisi 5 milyar dolar. Bu ekonominin kabaca 15 milyar doları “illegal ekonomi” olarak sınıflandırılıyor. Bu 15 milyar doların yanına kaçakçılık, tahsilat, aracılık, gasp, hırsızlık vd. gibi suçların ekonomisini de eklediğimizde elimizde 22 ila 25 milyar dolarlık devasa bir bütçe oluşuyor. Küçük bir ülkenin yıllık gayri safi hasılası anlayacağınız.
Bu illegal sektörde ekonomik kurallar zannettiğiniz kadar “mafyatik” ve kara düzen de değil aslında. Para büyüdükçe sistemler kendilerini profesyonelleştiriyorlar. “Aylık ciro hedefiyle çalışan uyuşturucu satıcıları” var mesela artık Türkiye’de. Belli bir satışı yakalarsa prim alıyor. Eğer iş yüzünden yakalanır ve hapis yatarsa sistem ailesine ve kendisine bakıyor. Sigortası var yani. Ölürse de tazminat ödeniyor ailesine. Şirket sırlarını ifşa ederse mahkeme süreci yürümüyor tabii. Ölüm dâhil sert cezalar var.
İşin diğer tarafını çok konuştuk. Bu sektörde çalışan gençlerimiz hayatın kendisine cömert davranmadığı alt ya da prekarya sınıfların çocukları. Beklentisiz, hayalsiz bıraktığımız çocuklarımız. Çaresiz hissediyorlar kendilerini ve illegal olanla deniyorlar şanslarını. Ve acı söylemem gerekirse bu açık sosyolojik yara için hiç kimsenin hiçbir şey yaptığı yok memlekette. Ve evet, istisnalar sadece kaideyi destekler.
Geldik işin ek yerine. İşin ek yeri şurasıdır. İllegal ekonomiden “nemalanan” legal görünümlüler tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de karartma, destekleme, hiç olmazsa görmezden geldirme yöntemleriyle bu illegal ekonomiye sahip çıkmaktadırlar. Bunu daha geniş yazacağım ama bir soru fırlatmış olayım şimdilik uzaya: “Alkol kullanımının artmasıyla uyuşturucu kullanımının azalması arasında veriye dayalı hiçbir anlamlı bağ yokken bu bağa ‘varmış’ muamelesi yapanların amacı, derdi, çıkarı nedir?”
Konuşacağız bunları. Hepsini konuşacağız. Çocuklarımızı sokakta bulmadık, sokağın insafına da terk etmeyeceğiz onları.v


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.