Yükselen enflasyon ve artan işsizlik İran ekonomisini sarsıyor

Trump barış anlaşmasını değerlendirirken, İranlılar yaptırımlar ve ABD ablukası nedeniyle enflasyon ve işsizlikle karşı karşıya.

Reza Sayah & Murtaza Hussain’in Drop Site News’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.


ABD ve İran, mevcut savaşı sona erdirebilecek, İran üzerindeki ablukayı kaldıracak ve Hürmüz Boğazı’na küresel deniz ulaşımını kademeli olarak yeniden sağlayacak bir Mutabakat Zaptı üzerinde yoğun müzakereler yürütüyor. Cuma sabahı Donald Trump, Truth Social'da müzakere edilecek herhangi bir anlaşmada İran'dan talep ettiği şartların listesini paylaştı. Bu şartlar arasında nükleer programına ilişkin taahhütler ve mali tazminat karşılığında boğaza erişimin yeniden sağlanması yer alıyordu. Trump, “nihai kararı vermek” için yakında bir toplantı düzenleyeceğini belirtti.

Trump'ın bekleyen Mutabakat Zaptı hakkındaki açıklaması, İran'ın hükümet yanlısı Fars News tarafından tartışıldı. Fars News, bu paylaşımı “gerçek ve yalanların karışımı” olarak nitelendirerek, Trump'ın İran'a vermeyi kabul ettiği ön ekonomik tavizleri ve Lübnan'daki savaşı derhal sona erdirme taahhütlerini atladığını ve İran'ın nükleer programı ve boğazın gelecekteki kontrolü konusunda kabul ettiği taahhütleri yanlış bir şekilde sunduğunu belirtti. Haberde, İran'ın “Amerika'ya karşı tam bir güvensizlik” içinde müzakerelere devam ederken, herhangi bir anlaşmaya nihai onayı vermek için hâlâ beklediği de eklendi.

Bir İranlı yetkili, Drop Site’tan Jeremy Scahill’e, Tahran’ın arabulucuların “mutabakat metninin nihai taslağı” olarak nitelendirdiği metni kabul ettiğini doğruladı. Ancak Trump’a duyulan “derin güvensizlik”, herhangi bir resmi açıklamanın yapılmasını engelliyor. Yetkiliye göre İran, ABD ve İsrail’in yeni saldırılarını ihtimal dışı bırakamıyor. Yetkili, “İran tarafında bazı sesler, Başkan Trump’ın son anda tutumunu yeniden gözden geçirebileceğinden endişe duyuyor” dedi ve İran’ın, ABD “finans piyasaları hafta sonunda kapanana kadar” Trump’ın kararını nihai olarak kabul etmeyeceğini ekledi. İran ayrıca, Trump’ın “galip” imajını pekiştirmek için gizlice mutabık kalınan şartları çarpıtabileceğini de uyardı.

Savaşın yavaş ve sancılı da olsa müzakere yoluyla bir çözüme doğru ilerlediğine dair işaretler olsa da, ABD-İsrail hava saldırıları ve abluka nedeniyle sıradan İranlıların uğradığı ekonomik ve sosyal zararın etkileri muhtemelen yıllarca hissedilecek. Bugün erken saatlerde Drop Site, İranlı yazar Peiman Salehi'nin İsrail bombardımanlarının İran'ın petrokimya endüstrisi üzerindeki etkisi ve savaş sırasında ağır hasar gören geniş South Pars gaz sahasının yeniden inşası için yapılan çabalar hakkında yazdığı bir haberi yayınladı.

Tahran merkezli gazeteci Reza Sayah ile birlikte hazırlanan aşağıdaki haber, savaşın İran üzerindeki genel ekonomik etkilerini ele alıyor: hızla tırmanan enflasyon, iş kaybı ve önümüzdeki aylarda milyonlarca sıradan vatandaşı yoksulluğa sürükleyebilecek ekonomik daralma. —Murtaza Hussain

____________________

Olası bir barış anlaşması ufukta görünürken, İranlılar ekonomik yıkım, yolsuzluk ve kökleşmiş eşitsizlikle boğuşuyor.

Son birkaç haftadır süren savaş boyunca, Tahran’da küçük bir mühendislik firmasının 42 yaşındaki yöneticisi Babak, çalışanlarının çoğunu işten çıkarmak zorunda kaldı. Drop Site’a verdiği demeçte, bu kararın savaş sırasında iş hacmindeki feci düşüşün yanı sıra, şirketin faaliyetlerini daha da kısıtlayan ulusal internet kesintisinin ardından alındığını söyledi.

“Bir zamanlar 25 çalışanımız vardı. Şu anda ise altı kişilik bir kadroyla çalışıyoruz. Personel sayımızı azaltmak çok acı vericiydi, çünkü uzun yıllar boyunca omuz omuza çalışmıştık. Onlar sizin aileniz, kardeşleriniz gibidir,” dedi.

Mart ayında İran hükümeti, halkı enflasyondan korumak amacıyla ülkedeki aylık asgari ücreti yaklaşık 90 ABD dolarına çıkardı. Bu önlem, savaş sırasında ekonomiyi ayakta tutmaya yardımcı olsa da, zaten faaliyetlerini sürdürmekte zorlanan Babak ve diğer birçok küçük işletme sahibini, hayatta kalmak için personelini işten çıkarmaya zorladı.

Şirketi, boru hatları ve depolama tesislerinin tasarımı da dahil olmak üzere madencilik, petrol ve gaz projeleri üzerinde çalışıyor. İsrail-ABD savaşı sırasında altyapıda yaygın bir tahribat yaşanmasına ve yeniden inşa ihtiyacına rağmen, ekonomideki sermaye eksikliği, ihtiyaç olsa bile çok az projenin devreye alınmasına neden oluyor.

“Çalışanlarımızın çoğu inşaat mühendisliği ve mimarlık alanında yüksek lisans veya doktora derecesine sahip. Şu anda birçoğunun ikinci veya üçüncü bir işi var. Para kazanmak için taksi şoförlüğü yapıyor, döviz bozduruyor veya altın satıyorlar,” dedi Babak.

Yıllardır süren yaptırımların ve uluslararası izolasyonun etkisine rağmen İran, yüksek eğitimli bir nüfusa ve dünyanın en iyi mühendislik üniversitelerinden bazılarına sahiptir; bunların birçoğu ABD-İsrail askeri harekâtı sırasında saldırıya uğramıştır. Savaşın ekonomik etkileri, birçok eğitimli İranlıyı, çökmüş bir ekonomide geçimini sağlamak için çaresiz bir arayışa girerek mesleklerinden uzaklaşmaya zorlamıştır.

Babak, “Şu anda en önemli görevimiz, çalışmak isteyen teknik beceriye sahip genç çalışanlarımızın moralini korumaktır” diye ekledi. “Çalışanlarımızın moralini yüksek tutmak ve kariyerlerini ve uzmanlıklarını bırakıp vasıfsız işlere yönelmelerini engellemek. Para kazanma umudumuz yok, acı gerçek bu. Hedefimiz hayatta kalmak.”

İran, ekonomisi zaten derin bir sıkıntı içindeyken savaşa girdi. Kişi başına milli gelir, 2012'de yaklaşık 8.000 dolardan 2024'te yaklaşık 5.000 dolara düşmüştü. Savaşın bir sonucu olarak, Uluslararası Para Fonu (IMF) şu anda İran'ın GSYİH'sının 2026'da %6 daha daralacağını, bu süre zarfında tüketici fiyatlarının ise yaklaşık %70 artacağını öngörüyor. İsrail ve ABD’nin çelik üretim tesisleri, ilaç şirketleri ve fabrikalar gibi kritik altyapı tesislerine yönelik saldırıları, ülkenin Çalışma Bakanlığı’na göre tahmini bir milyon kişinin işini kaybetmesine yol açarken, milyonlarca kişinin istihdamı da dolaylı olarak etkilendi.

İşgücü piyasasındaki gerginliğin bir göstergesi olarak, İran’ın önde gelen iş arama platformlarından biri Nisan ayı sonlarında, platformuna tek bir günde rekor düzeyde 320.000 iş başvurusu yapıldığını bildirdi. Altyapı ve özel sektördeki hasar ile yerinden edilme durumları nedeniyle, BM Kalkınma Programı (UNDP), savaşın sonucunda 4,1 milyon İranlının yoksulluğa sürüklenebileceğini tahmin ediyor.

Yayılan enflasyon

Çatışmaların başlamasının ardından İran hükümeti, Hürmüz Boğazı’nda bir misilleme ablukası uyguladı; bu durum küresel ekonomiyi altüst etti ve Washington’a çatışmayı sona erdirmesi için aşırı baskı uyguladı. Ancak Nisan ayında İran limanlarına yönelik olarak başlatılan ABD ablukası da İran’ın kendi petrol ve gazını satma imkânını kısıtladı ve ülkeye deniz yoluyla yapılan ithalatı sınırladı.

Bu abluka, enerji ihracatına bağımlı olan ekonomik sistemi kargaşaya sürükledi; çünkü bunun sonucunda ortaya çıkan gelir kaybı, hükümetin karar alma sürecini felç etti ve işletmelerin planlamalarını durdurdu. İran, savaşın ardından ve yıllarca süren yaptırımlar nedeniyle altyapısının bozulması nedeniyle şu anda muazzam bir yeniden inşa sürecine ihtiyaç duyuyor. Ancak finansmana erişim eksikliği ve elbette gelecekteki ekonomik koşulların belirsizliği, yeni inşaat projelerinin planlamasının devam edemeyeceği anlamına geliyor.

“Ülkemiz petrol ihracatına bağımlı. Yaptırım uygulandığında ve petrol ihraç edemediğimizde hükümet projeler oluşturamaz. Projeler ve kalkınma en tepeden başlamalıdır, ancak bu gerçekleşmiyor,” dedi Babak. “Bugünlerde, elektrik ve su kıtlığı nedeniyle, devlet memurlarının çalışma günü sabah yediden öğleden sonra bire kadar sürüyor. Birçoğunun günde on ya da on iki saat çalıştığı küresel bir ekonomide, bir devlet memurunun beş saat içinde yapabileceği çok az şey var. Ayrıca gelirleri de fazla değil, bu yüzden motivasyonları çok düşük.”

Savaşın patlak vermesinin ardından hükümet, ulusal güvenlik gerekçesiyle interneti büyük ölçüde kesintiye uğrattı. Ancak halen aralıklı olarak devam eden bu kesintinin etkisi, çevrimiçi faaliyet gösteren birçok İranlı işletmeyi de felce uğrattı. Satış ve iletişim için WhatsApp, Instagram ve diğer sosyal medya kanallarına bağımlı olan işletmelerin daha sınırlı, devlet tarafından işletilen platformlara yönlendirilmesi nedeniyle, kesintiden kaynaklanan ekonomik kayıpların günlük 6 milyon doları aştığı tahmin ediliyor.

İranlıların gıda ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayan önemli bir yerli tarım sektörüne rağmen, savaş sırasında fiyatlar keskin bir şekilde artmaya devam etti ve bu durum, ABD yaptırımları altında İran riyalinin çöküşünün tetiklediği mevcut enflasyon sarmalını daha da şiddetlendirdi. Savaştan önce İran, yıllık gıda enflasyon oranının %90'a yaklaştığı bir dönemden geçiyordu. Ancak hükümet istatistik kurumlarının son raporları, sadece son birkaç aylık çatışmalar ve abluka sırasında, yemeklik yağ, pirinç ve tavuk gibi temel gıda maddelerinin tüketiciler için yıllık bazda iki katına, hatta üç katına çıktığını göstermektedir.

“Medya, ABD’de yaşanan enflasyondan ya da IMF veya Avrupa Merkez Bankası’nın dünya genelinde ya da belirli Batı ülkelerindeki enflasyon hakkında söylediklerinden çok bahsediyor, ancak burada devam eden enflasyonist baskıya ve birkaç ay içinde bu ekonomiyi vuracak yeniden inşa masraflarının maliyetine pek dikkat çekilmiyor,” diyor Tahran Azad Üniversitesi’nden emekli profesör ve ekonomi analisti Mohammad Razavi.

“Asıl baskının orta sınıf ve alt sınıflara yönelik olması beni çok endişelendiriyor. Çok ağır darbe alacak olanlar bu kesimdir ve orta sınıfa ait birçok işletmenin son birkaç ayda çok ağır darbe aldığı bir gerçektir,” diye ekledi. “İran’da yaz aylarında ekonomik durumun çok vahim olacağını gerçekten vurgulamak istiyorum. Bu ekonomi üzerindeki baskıları hafifletecek herhangi bir olasılık görmüyorum.”

Askeri ekonomi

Savaş, zaten yaptırımlar altında yaşamaya adapte olmak zorunda kalmış sivil nüfusa muazzam bir ekonomik acı yaşatırken, küçük bir kesim, yolsuzluk ve siyasi bağlantılarından yararlanarak ülkenin servetinden orantısız bir pay elde etmeyi başardı. İran’daki devlet bağlantılı, yarı özel ve güvenlikle ilişkili şirketlerden oluşan bir ağ, on yıllardır süren yaptırımlar ve savaş boyunca genişledi ve ABD’nin İran ekonomisini boğduğu için övündüğü yaptırım rejimi sayesinde zenginleşti.

Bu ağın kökenleri, 1980’lerde başlayan ve resmi olarak piyasa ekonomisine geçiş olarak sunulan İran’ın uzun soluklu kısmi ekonomik özelleştirme sürecine dayanmaktadır. Ancak uygulamada özelleştirme, kamu ve özel mülkiyet arasındaki sınırı sıklıkla bulanıklaştırarak, devlete bağlı, siyasi bağlantıları olan vakıflar ve güvenlik güçlerinin unsurlarıyla iç içe geçmiş, sözde özel şirketlerden oluşan bir ekosistem yaratmıştır.

Zamanla, siyasi bağlantıları olan şirketler, yaptırım uygulanan bir iş ekosisteminin darboğazlarını kontrol etme yetenekleri sayesinde ekonominin kilit sektörlerini domine etmeye başlamış ve daha küçük bağımsız işletmeleri savaş, yaptırımlar ve ekonomik izolasyonun şoklarına çok daha fazla maruz bırakmıştır.

Razavi, “Yaptırımlar olduğunda, ekonomiyi ayakta tutmak için, kâr elde edebilecek nüfuzlu bazı kişilere belirli istisnalar ve izinler vermek zorundasınız. Bu da kayırmacılığa, vurgunculuğa, tekellere ve istismar edilebilecek bir sisteme yol açar” dedi.

Sistem, petrol, telekomünikasyon ve sağlık hizmetleri dâhil olmak üzere birçok sektöre yayılmıştır. “Genel olarak, silahlı kuvvetler içindeki çeşitli gruplara petrol satmak, telekomünikasyon ekipmanı ithal etmek, tıbbi ekipman ithal etmek ve İran dışında bulunan İran dövizini dolaşıma sokup yönetecek belirli ülkelerdeki bankacılık sistemi aracılığıyla tröstler kurmak için özel izinler verilmektedir. Bunun, herhangi bir şeffaflık veya denetim olmaksızın milyarlarca dolarlık hareketlere nasıl yol açtığını görebilirsiniz.

Reform ve uzlaşma mı?

İranlılar bu saldırıların yaralarını sarmaya çalışırken, Washington, beş hafta süren bombardıman kampanyasının başarısızlığının ardından hükümeti teslim olmaya zorlamak amacıyla İran’ın petrol gelirlerini, finansal ağlarını ve tedarik zincirlerini sıkıştırmayı hedefleyen “Ekonomik Öfke” başlıklı bir yaptırım ve abluka kampanyası başlattı.

Trump daha önce de İranlıları hükümetlerini devirmeye çağırmıştı. Ancak savaş ve Ocak ayındaki kitlesel protestolar ve şiddet olayları öncesinde zaten ciddi bir kutuplaşma yaşayan İran toplumu, binlerce sivili sebepsiz yere öldüren ve yüzlerce klinik, hastane, köprü, okul ve tarihi esere zarar veren askeri saldırının ardından bir ölçüde milliyetçi bir canlanma yaşadı.

Savaşın ardından milliyetçi duyguları kullanmaya çalışan, hükümete bağlı bazı ekonomistler ve siyasi danışmanlar, son birkaç on yıldır benimsenen liberal serbest piyasa politikalarını terk edip daha fazla devlet müdahalesi ve yeniden dağıtım politikalarına yönelmek de dahil olmak üzere, ekonomik reformlar ve yeni bir sosyal sözleşme önermenin zamanının geldiğini öne sürdüler.

“Ne yazık ki İran toplumunda, dünyanın her yerinde olduğu gibi, bazı devrimciler, seçkinler ve üniversite öğrencilerinin görüş ve düşünceleri liberal bir zihniyetle şekillenmişti. Ayrıca ülkenin ekonomik sisteminin de dümenindeydiler. Bugün İran’daki eşitsizliğe ve sınıf ayrımlarına yol açan da budur,” dedi İslam Azad Üniversitesi’nden İranlı filozof ve siyasi yorumcu Bijan Abdolkarimi. “Hükümetin ekonomi politikalarına yönelik eleştirilerden biri, serbest piyasa politikaları ve Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve IMF’nin [Uluslararası Para Fonu] tavsiyelerine uyulmasıyla ilgilidir. Pek çok genç ve birey, özellikle de sıradan insanlar, bu politikaların ülkeye hiç uygun olmadığını fark etti. İhtiyacı olan insanlara konut ve eğitim sağlamak olan devrim başlangıcındaki politikalara geri dönmeliyiz.”

İran siyasi sisteminin Reformist kanadıyla ilişkili diğer isimler, hükümetin savaş sonrası önceliğinin, eşitsizlik, yolsuzluk ve sosyal meseleler üzerindeki bölünmeler nedeniyle parçalanmış olan sosyal sözleşmeyi yeniden inşa etmek olması gerektiğini belirtmiştir.

Günümüzde pek çok kişinin iktidar oligarşisi olarak gördüğü yapıdan kopmuş, hayal kırıklığına uğramış geniş bir İranlı vatandaş kesiminin ortaya çıkması, başlı başına ülke için büyük bir güvenlik tehdidi haline gelmiştir; bu durum, ülkenin sosyal dokusunu zayıflatmakta ve toplumun parçalanmasını tetiklemeyi amaçlayan daha fazla ekonomik ve askeri saldırıyı teşvik etmektedir.

“İran halkıyla uzlaşmalıyız. Maksimum meşruiyete sahip bir hükümet, güçlü bir ekonomiye sahip olabilir ve güvenlik sorunlarını yönetebilir. Ticaret için tüm kara sınırlarımızı hızla faaliyete geçirmeliyiz. Altyapımızı yeniden inşa etmeliyiz,” dedi eski İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’nin danışmanı ve ekonomist Saeed Laylaz. “İran halkını İran’ın altyapısının yıkılması konusunda korkutanlar, İran’ın içindeki teknik kapasiteden habersizler. Neredeyse tüm yollarımız, demiryollarımız ve havaalanlarımız hâlihazırda faaliyette. Savaş sırasında konutların tamamen yıkılması, İran’ın bir ayda inşa ettiği kapasiteye eşitti. Her ay 10 milyon metrekare konut inşa ediyoruz. Maksimum kapasitemiz her ay 15 milyon metrekare.”

İran yeni bir çatışma olasılığına hazırlanırken, Laylaz ülkenin en acil zayıflıklarının sadece askeri değil, aynı zamanda ekonomik olduğunu savundu: ticaret yollarının yeniden kurulması, altyapının yeniden inşa edilmesi ve bir sonraki çatışma turu devletin hayatta kalmasını sınamadan önce kamuoyundaki meşruiyetin güçlendirilmesi.

“Bir barışsever olarak şunu söylüyorum: Barışa giden tek yol, düşmana karşı caydırıcılığınızı tesis eden bir savaştır. Caydırıcılıktan başka hiçbir şey barışı garanti edemez. Güçlü olmalı ve ulusumuza barış getirmeliyiz. Hükümet, ekonomi mücadelesinde savaş hazırlığı yaparsa, yeniden inşa edebilir ve dayanıklılığımızı güçlendirebiliriz,” dedi. “Amerika Birleşik Devletleri’nin başlattığı bu savaş, İran’a kalıcı barış getirebilir, çünkü Amerika Birleşik Devletleri artık İran’ın kolayca devrilemeyeceğini biliyor. Ülkemizi daha etkili yönetirsek, ulusumuzla uzlaşırsak, ekonomimizi iyileştirirsek ve yozlaşmış bürokrasiyi ortadan kaldırırsak, dayanıklılığımız on kat artacaktır.”

Çeviri Haberleri

Nükleer eşiğinden nükleer caydırıcılığa: İran sınırı aşıyor mu?
Avrupa’nın İsrail toplumundaki vahşiliği gizlemek için yeni stratejisi: Ben-Gvir’i günah keçisi ilan etmek
AIPAC: Savunulamaz olanı savunmak
Kişisel bir tanıklık: “El-Muzayri‘a’dan sonra yaşanan yerinden edilme”
Siyonist İsrail’in ‘kamuoyunu etkileme’ müfredatı