Yaşlılarını koruyamayan bir toplum neyi koruyabilir?

Sibel Eraslan, bakımevlerinde ortaya çıkan insanlık dışı görüntüler üzerinden Türkiye’nin yaşlanan bir topluma dönüştüğünü ve yaşlılara gereken hürmetin gösterilmediği bir toplumun eksik kalacağını ifade ediyor.

Sibel Eraslan / Star

Yaşlılarımız konusunda müesseseleşmeye gitmemiz gerekiyor

Geçtiğimiz gün bir bakımevinde yaşlılara yapılan muameleden haberdar olunca toplum olarak ayağa kalktık. Ak saçlı bir ihtiyar, sert bir şekilde tartaklandıktan sonra yüzüstü yere düşürülüyordu bu kamera kaydında... Diğerindeyse yaşlı bir teyzenin yüzüne tüküren bir görevli vardı başrolde...

Ne kadar çirkin ne kadar insanlık dışı, utanmazca işler bunlar! Elleriniz kırılsın, size emanet edilmiş yaşlılara reva gördüğünüz zulüm asla kabul edilemez ve bu yaptıklarınızı tel'in ediyoruz. Sadece yaşlılara kötü davranan soytarıları değil onları orada tutan idarecileri de kınıyoruz. Onların da suçu büyüktür. O cehennemi kurumları denetlemeyenlerin de suçu aynı şekilde müteselsilen devam eder...

Nüfus döngüsünde duraklamayı çoktan geçip, geri sayma moduna geçtiğimiz, sık sık dile getiriliyor uzmanlar tarafından. Açıkça söyleyelim; yaşlanan bir toplumuz artık. Dolayısıyla bahsettiğimiz cinsten vicdan burkan videoların önümüzdeki yıllarda artarak devam edeceğini düşünmek, bu şekilde kontrolsüzlük devam ederse, hiç de kötümser bir yaklaşım değil. Görevlilerin eğitim, terbiye, maneviyat, düzgün maaş gibi yetkinliklerin yanı sıra, gerekli denetim araçlarıyla yaşlılıkta daha kalifiye bir bakımı, hepimiz hak ediyoruz, öyle değil mi?


Muhakkak evlatlarınızın yanında yaşlanıp ölmek imkanı olmayabiliyor hayatta. Çocuğunuz olmayabilir, çocuğunuz varsa sizden evvel vefat etmiş olabilir veya evladınızın hastalığı, bakıma muhtaçlığı sizden ileri olabilir, en kötüsü de dağılmış aileler, gideceği ailesi var ama yok olan yaşlılarımız...

Bu gibi zorlu şıklar sanki hiç yokmuş gibi, yaşlılarımızı muhakkak evlerinde tutmak gibi bir ütopyaya sarılabilir miyiz? Modern yaşamın, mimarisinden, çalışma temposuna, hayat tarzından, trafiğine, eğlence ve tatil anlayışına kadar her şeyimizle projelendirildiğimiz bir çağdayız. Ömürlerimiz o denli organize edilmiş ve profesyonel yaşam hayatın her anını öylesine ipotek altına almış ki, durup yavaşlamanın neredeyse imkanı yok gibi... Peki ustalık isteyen bu hız ve haz spirallerinin arasında yavaş yürüyen veya daha az görüp, daha az işiten ya da yürüme kabiliyeti tamamıyla sona ermiş büyüklerimizi nereye koyacağız?

Ankara'da beyin fırtınası yaptığımız bazı arkadaşlarımız; bir odanın kendilerine ayrılması koşuluyla yaşlandıklarında, çocuklarıyla yaşamak fikrini savunuyorlardı. İstanbul'da 3+1 ev bulmak neredeyse imkansız hale geldi oysa. Çoğu evler 1+1 veya o ölçekte 2+1... Nereye sığacak zamanın yavaşlattığı ve kalplerini inceltip, alınganlıklarını ise arttırdığı büyüklerimiz...

İşte yazıya başlarken bahsettiğim görüntüler de cabası... İnsanlar huzurevi, bakımevi, yaşlılar yurdu gibi isimleri duyunca derhal temerküz kampı gibi kapkaranlık bir yer düşünüyorlar... Bu algı nasıl değişir? Güven uyandırarak. Hesap sorup hesap vererek. Yılların tecrübesini, toplumsal birikim ve medeni hafıza olarak, kültürel bir hazine mahiyetinde değerlendirmek gerekiyor. Yaşlılık en büyük ibrettir. Hayatın gelip geçiciliğine, ömrü yeterse herkesin sonbahar mevsimine erişeceğine dair kadim bir bilgidir.

Aile Bakanlığımızca hazırlanmış istatistiklere bakınca şöyle bir harita çıkıyor karşımıza; "darülaceze başkanlığı dahil olmak üzere 168 resmi huzurevinde 14644 yaşlımız yaşıyor. 22 diğer kamu kurumuna ait huzurevlerindeyse 1947 yaşlıya hizmet verilmektedir'... Tabi bunlar ülke yaşlı nüfusu düşünüldüğünde, oldukça küçük rakamlar. Mesela niçin sadece 22 kamu kurumu huzurevi hizmeti vermektedir? Kamu kurumları, tıpkı kreş ve anaokulu gibi huzurevi ihtiyacını da bir sosyal hizmet bakışıyla yapılandırsalar belki de bu hizmetlerden yararlanmayı bekleyen yüzlerce yaşlımızın yüklendiği zorluklar hafifleyecektir...

TOKİ yaşlılara ait yaşam merkezleri kurabilir... Yaşlı köyleri kurulabilir. Çünkü yaşlılarımızın en ziyadesiyle şikayet ettiği konulardan birisi de "akran yetimliği" ve "yalnızlık"tır... Geleceği sadece gençlerimiz ve gelecek kuşaklar için tasarlarken, çılgın hızla dönen şehir yaşamında büyüklerimiz sessiz birer mum gibi evlerine hapsoluyorlar... Hepsi camiye gidemiyor, hepsi parka kafeye inemiyor, hepsinin kalabalık akrabası yok... Yalnızlık, kıyısız ve sükunetli bir umman gibi...

Ya sivil toplumun yaşlılara bakışı nasıl? Hangi dernekler hangi vakıflar yaşlılarımıza hizmet için kolları sıvamış durumda? Vakıf medeniyeti olmakla övündüğümüz Osmanlı güncel yaşamında kimse fazlalık değildi, muavenet, mehabet ve hürmet gerektiren bir büyük vazifemiz olarak yaşlılarımız için vakıflar kurabilmeliyiz...

Yaşlılarımız konusunda müesseseleşmeye gitmemiz gerekiyor...

Yorum Analiz Haberleri

Filistin’de gazeteci olmak!
Süveyş Krizi’nin Amerikan versiyonu
“Çelik dişliler arasında direnen insanlığın” kalesi: Annelik
Tarihten tâlihe uzanan hat: Hicaz Demiryolu
Batılı uygarlık ve tarih tezlerinin eleştirisi