İnsan ve Değer Vakfı mensuplarının dijital olarak yayınladıkları ANLAM ve DEĞER Dergisinin 6. Sayısında “Türkiye’nin İstikamet Arayışı” başlığı altında Hamza TÜRKMEN’e yönelttiği sorulara verilen cevapları 7 başlık altında derledik. İkinci bölümü sunuyoruz:
SORU: Türkiye’de farklı kimliklerin, ideolojilerin ve yaşam tarzlarının ortak bir “millet tasavvurunda”/ "amaç etrafında" buluşması mümkün mü?
CEVAP: Mustafa Kemal Atatürk “Ümmetten bir millet yarattık” değişiyle seküler bir övüncü ifade etti. Kurucu Türkçü kadro henüz “ulus” kavramı icat edilmediği için galat-ı meşhur bir kullanım olan “millet” kavramının muhtevasını hepten saptırarak ithal “nation” kelimesinin anlamı yerine kullanmışlardı. Batıcı güruh, “ulus” kavramı keşfedilince hemen “Türk ulusu” terkibini kullandı. Artık Türk ulusu veya Türk milleti üst kimliği temsil ediyordu. Ümmet kimliği veya İslami kimlik tasfiye edilmeye veya alt kimlik olarak ötelenmeye çalışılıyordu.
Cumhuriyetin ilk yıllarında tüm Cumhuriyetçilik güzellemelerine rağmen Türklük ve Atatürkçülük ideolojisi dışında Türkiye’deki dini ve etnik tüm farklı kimlikler Türklük etnik yapısından kök bulan Türk devletinin vatandaşları yapılmışlardı. Osmanlı sisteminde tebâ Padişahın kulları olarak nitelendirilirken, Cumhuriyetle birlikte herkes zorunlu olarak Atatürk’ün ve resmi ideolojinin yeni kulları / vatandaşları haline getirilmişti. Yani tepeden inmeci bir dayatma ve tayin edilmiş kimliksel bir tanımlama söz konusuydu. Zorunlu eğitimde veya askerlikte her ülke çocuğuna rıza ile veya döverek ırkçı söylemlerin gölgesinde ulusalcılık ve Atatürkçülük asabiyesi aşılanmıştı.