Trump'ı uçurumun eşiğine getiren gerilim politikası

Dr. Mahmut Alrantisi, Donald Trump’ın İran’a yönelik tehdit ve müzakere arasında şekillenen “uçurumun eşiği politikası”nı değerlendirdi.

Trump’ın Uçurumun Eşiğine Getiren Gerilim Politikası

Dr. Mahmut Alrantisi / Fokus+


Pakistan’da yürütülen müzakereler, sonucu ne olursa olsun, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ı enerji tesisleri, elektrik santralleri ve altyapısının hayati unsurlarını hedef alarak medeniyetini yok etmekle tehdit etmesiyle yarattığı uçurumun eşiğinden tarafları kurtardı. 

Trump, risk almaktan çekinmeyen, kararlı bir lider imajı vermeyi seviyor ve diğer tarafların her zaman kendisinden korkması gerektiğini düşünüyor. 

Ezici güç kullanarak, büyük yıkıma yol açmayı öngören son tehdidiyle Trump, gerilimi önemli ölçüde tırmandırdı.  

Bu durum İran’da paniğe yol açtı ve belki de Trump’ın hedeflerine ulaşmasını sağlayacak müzakerelerin kapısını araladı. 

Bu bağlamda Trump, geçtiğimiz pazar günü sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı açmaması halinde, İran’daki elektrik santralleri ve köprüleri hedef alacağını belirtti.  

Truth Social platformundaki paylaşımında “Salı günü İran’da hem Enerji Santrali Günü hem de Köprü Günü olacak. İkisi bir arada. Benzerini görmediniz. O lanet boğazı açın deli herifler. Yoksa cehennemi yaşarsınız” sözleriyle tehdidini sürdürdü. 

Trump’ın tekrar tekrar dile getirdiği tehditleri, İslamabad’daki görüşmelerin tıkandığına dair haberlerle eş zamanlı olarak doruğa ulaştı. 

Bu yaklaşım, Trump’ın davranışını, tehlikeleri sadece geri adım atarak önlenebilecek tek bir uçurumdan ziyade, uçurumun eşiğinde gidip gelme hareketine benziyor. Bu nedenle riskin bir kez geri adım atılmasıyla ortadan kalkması mümkün görünmüyor. 

Uçurumun eşiği politikası, devletlerin kriz anlarında istedikleri kazanımları elde etmek için çatışma sınırına kadar gidip, karşı tarafı geri adım atmaya zorlama stratejisi olarak biliniyor.  

Trump’ın sürekli yüksek dozda tehdit içeren söylemleri, sık sık “cehennemin kapılarını açmak” gibi ifadeler kullanması, bu tür gerilim yaratma taktiğinin tekrarı gibi görünüyor. 

Bu mantık, Trump’ın bir sonraki yaklaşımını caydırma ve müzakereyi birleştirme olarak yorumlamamıza olanak tanıyor.  

İslamabad’da ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance başkanlığında, Steve Witkoff ve Jared Kushner’in de yer aldığı heyetle gerçekleştirilen temas, Trump yönetiminin “gerilimi tırmandırma ile müzakereyi eş zamanlı yürütmekte” bir sakınca görmediğini ortaya koyuyor.  

Bu nedenle, müzakereler sürerken dahi tehditkar söylemlerin kullanılması şaşırtıcı değil. 

Söz konusu yaklaşım, tarafların uç noktalar arasında herhangi bir seviyede pozisyon almasına ve olası gelişmelerin farklı sonuçlarını yönetmek amacıyla gerilimi tırmandırma merdiveninde yukarı ya da aşağı yönlü adımlar atmasına imkan tanıyor. 

Bu bağlamda, özellikle petrol ve doğalgaz fiyatları ve borsalar üzerindeki ekonomik sonuçlar dikkate alınıyor. Bu nedenle, büyük bir şok meydana geldiğinde, diplomatik kanallar aracılığıyla bunun etkilerini azaltmak için çaba gösterilebiliyor. 

Uçurum politikasının olumsuz yönleri 

Bu yaklaşım, yanlış anlama ve yanlış hesaplama ihtimalini artırıyor. Geri adımların tekrarlanması, farklı bir açıdan zayıflık göstergesi olarak yorumlanabiliyor.  

Aynı zamanda bu döngü, belirsizlik ortamını derinleştiriyor ve özellikle diğer aktörlerle ittifak kurma süreçlerini olumsuz etkiliyor. 

Denizde uçurumun eşiği 

Bu satırlar yazılırken ABD, İran limanlarına yönelik bir abluka ilan ederek, İran limanlarına giriş ve çıkış yapan tüm gemi trafiğini fiilen engelledi. Ancak İran dışındaki limanlara giden gemilerin engellenmeyeceği vurgulandı.  

Atılan bu adım da, tarafların Trump tarafından yeni bir “uçurumun eşiğine” sürüklendiğini gösteriyor. 

Öte yandan İran ise, Hürmüz Boğazı’nda deniz mayınları, patlayıcı yüklü sürat tekneleri ve kıyıdan atılan füzeler gibi asimetrik taktiklerle karşılık vereceğini açıkladı.  

Bu noktada İran’ın düşük maliyetli araçlarla rakibine büyük zarar verme ve küresel ekonomi üzerinde ciddi etkiler yaratma kapasitesine sahip olduğunu belirtmekte fayda var. 

Trump, İran’ın petrol ve petrokimya ihracatını kesmeyi amaçlayan deniz ablukasıyla felaketin eşiğine gelmiş olsa da, aynı zamanda küresel enerji fiyatlarını yükseltme riskini de göze alıyor.  

Tarafların her biri, karşı tarafın sabrının daha önce tükeneceği varsayımıyla hareket ediyor. Buna karşın mevcut eşikten geri adım atılması ve nükleer program gibi başka başlıklarda yeni kriz eşiklerinin oluşturulması ihtimali de göz ardı edilmiyor. 

Dış politikada uçurum stratejisinin iç sınırları 

Trump’ın bu tür gerilimler oluşturup geri adım atma eğilimi, yalnızca İran politikasıyla sınırlı görülmüyor. Gümrük tarifeleri ve NATO’dan çekilme tartışmaları gibi davranışlarında da benzer bir yaklaşım izlediği değerlendiriliyor. Ancak nihai aşamada kapsamlı hesaplamalar yaparak geri adım atıldığı görülüyor.  

Burada Trump'ın eylemlerini kısıtlayabilecek faktörleri, en önemlisi de Kongre, Pentagon, enerji ve yakıt fiyatlarından etkilenen piyasalar ve borsalardaki çalkantıya tanık olan iç kamuoyunun baskılarını göz önünde bulundurmalıyız. Piyasalarda Trump’ın tehditleriyle oluşturduğu her yeni gerilimde panik yaşanıyor. 

Öte yandan ABD’nin bölgedeki ve küresel ölçekteki müttefikleri de bu gerilimi tırmandırma politikasından zarar görüyor ve yüksek düzeyde bir tedirginlik yaşıyor.  

Daha kritik olan ise, Washington’un uzun vadeli anlaşmaların kurulamayacağı güvenilmez bir müttefik olarak algılanmasıdır. 

Buna karşılık ABD’nin rakipleri, bu bağlamda İran, Trump’ın gerilim seviyesini yükseltip belirli bir noktada geri adım atma politikasını giderek daha iyi analiz ediyor. Böylece, hatta ciddi tehditler altında bile, bu durumla başa çıkmaya psikolojik olarak hazırlanıyor. 

Ancak mevcut tehlike, aynı zamanda tarafların niyet ve kararlılığını yanlış değerlendirmesi halinde, kontrolsüz bir gerilim ve geniş çaplı bir çatışma riskini de büyütüyor. 

Geçmişte ABD eski Başkanı Richard Nixon gibi liderler de “uçurumun eşiği” politikasını uyguladı. Ancak bu kadar yüksek sesle dile getirilmedi ve tehditler çoğunlukla kamuoyuna açık olmayan yollarla yapıldı. 

Bu nedenle, başarılı olan gerilim politikası, kontrollü tırmanmaya, güvenilir iletişim kanallarına ve diğer taraf için rahat bir müzakere için çıkış yolu bırakmaya dayanan modeldir. 

Ancak eğer tehdit egemenliğe ve hayatta kalmaya yönelikse, karşı taraf bunu varoluşsal bir tehdit olarak değerlendiriyor. 

Yorum Analiz Haberleri

“Trump, dünyanın geri kalanına karşı büyük bir savaş veriyor”
Nefret ideolojisi ve görünürlük krizi
“İslam dünyası Kapitalistleşemediği için mi geri kaldı?”
Küresel sumud filosu ve unutturulan Gazze
Şiddetin bulaşıcı doğası ve eğitim krizi