Suriye bütün Suriyeliler için bir “Vatan” olma yolunda

Devrimin üzerinden geçen 1 buçuk yıl içinde Suriye’ye her gelişimde geçmiş ile bugün arasındaki farkı ve geleceğe dair planlanan değişimi daha açık şekilde görüyorum.

Yasin Aktay / Yeni Şafak

ŞAM. Bu sefer Dr. Rania el-Abbasi, eşi ve 6 çocuğunun taziyesi için geldiğim Suriye’nin suç ve zulüm şebekesinden kurtuluşunun ardından bu beşinci, bu yıl içerisindeki ikinci ziyaretim oluyor. Suriye’nin korkunç bir zulüm ve katliam şebekesinden kurtuluşundan itibaren her geçen gün unutulmuş özgürlüğün, insan gibi muamele görmenin tadını daha fazla çıkarmaya başladığı hemen hissediliyor. Allah insanı özgür ve temel haklarına sahip, onurlu şerefli bir varlık olarak yaratmıştır. Bu varlığa kasteden zalimler insanın tabiatına bir müdahalede bulunarak varlığın tabiatını, ritmini, ruhunu bozarak en büyük zulüm olarak şirk koşmuş oluyorlar.

Bu zulümlerin ortadan kalkması o bozulan tabiata hemen döndürmüş olmuyor tabi. 60 yıl hatta sömürge yıllarından, yani Osmanlı bedeninden kopuşun üzerinden geçen 107 yıl sonra bir medeniyet havzası olan Şam diyarını her alanda ifsad etmeye çalışmıştır. Buna rağmen baskının olduğu yerde direniş de olmuştur. Bugün Gazze’ye yüklenen zulüm arşa değmiştir, dünyanın her tarafından duyulmakta, görülmektedir, ama zulmün ağırlığı ve şiddeti dolayısıyla değil, oradaki direniş sayesinde.

Zulüm ne kadar ağır olursa olsun, karşısında bir direniş iradesi olduğunda Allah’ın sünneti değişmiyor, vaadi şaşmıyor. Suriye’de yaşanan muhaberat rejimi aslında günlük hayatında hiçbir boşluk bırakmamacasına her tarafa kaplıyordu. O sistematik muhaberat gözetlemesi, kontrolü ve disiplininin altından nasıl böyle bir direniş ve devrimin gelmiş olabildiğine insan hayret eder, etmeli. Suriye devrimi neresinden bakarsanız tam da kelimenin tam anlamıyla 7 düvele karşı Suriye halkının kazanmış olduğu bir zafer.

Devrimin üzerinden geçen 1 buçuk yıl içinde Suriye’ye her gelişimde geçmiş ile bugün arasındaki farkı ve geleceğe dair planlanan değişimi daha açık şekilde görüyorum. Bir zamanlar rejimin yıkılışına kadar yollarda hüküm süren kargaşanın yerini, bugün trafik akışını bütün nezaketleriyle düzenleyen görevli polisler almış durumda.

Aynı zamanda öğrenci de olan aracımızın sürücüsü Muhammed Enes yoldan geçen bir polis aracıyla yan yana giderken “şu polisi eskiden gördüğümüzde içimizde bir endişe olmadan yanında geçemezdik. Şimdi bizden birileri geçiyor gibi hissediyoruz” derken bir de şükrediyor Allah’a.

“Bizden birileri” deyimi sadece bu olayla ilgili hissiyatını ifade etmiyor, aslında Suriye’nin şu zamana kadar yaşamış olduklarını ve bundan sonra yaşayacaklarını anlamayı sağlayacak anahtar kavram. Suriye şimdiye kadar Suriyeliler için bir “vatan” olma özelliğini fiilen neredeyse yitirmişti. Devlet halkını temsil etmediğinde, hele bir de halkına bu şekilde zulmettiğinde insanların vatana bir bağlılık hissetmeleri mümkün olmuyordu. Bağlılık olmayınca vatan kavramı da oluşmuyordu. Bir vatanın bütün vatandaşlar için vatan olarak hissedilmesinin ne kadar önemli olduğunu buradan anlayabiliyorsunuz.

Doğrusu Şara da bütün konuşmalarında bu sorunun farkında olduğunu çok iyi gösteriyor. Devletin artık bütün Suriyelilere ait olduğunu ve herkesle birlikte inşa edilip muhafaza edileceğine dair güçlü mesajlar veriyor. Ama yine de uzun süre halkta bir asır boyunca baskıcı ve kendilerine yabancı rejimler dolayısıyla oturamamış olan bu duygunun nasıl yerleştirileceği bugünün en önemli sorunu.

Türkiye’de millette vatan duygusunun çok güçlü olduğu, bu konuda soru soranların hemen öne sürdükleri bir gerçek. Dolayısıyla bunun Türkiye’de nasıl oluşmuş olduğu da anlamlı bir soru olarak ortaya çıkıyor.

Kuşkusuz Türkiye’nin vatan oluşu ve Türkiye halkı arasında vatan duygusunun çok güçlü oluşu Osmanlı’dan itibaren işlenen ve tamamen İslam’la ilgili bir konudur. Buraları vatan kılan îlayi kelimetullah iradesi olmuş ve fetihle İslam diyarı kılınan topraklara üzerinde okunan ezanların şehadetleri vatanın tescili olmuştur. Osmanlının yıkılmasından sonra bile, Osmanlı’nın mirasına karşı yürütülen bütün silici hamlelere karşılık İslam’ı temsil eden Hilal ve şehidi ve kanını temsil eden kırmızı zemin üzerindeki yıldızlı bayrak bilinçlerde vatan mefhumunu diyar-ı İslam ile ilişkilendirmeye devam etmiştir. Osmanlı’dan kopuş yönündeki bütün çabalara rağmen Millî Mücadelenin manifestosu olarak zihinlere kazınmış veya kalplerden sadır olmuş olan İstiklal Marşı aynı zamanda vatan mefhumunun bütün vatandaşlar arasında bir şiar olarak en yüksek seviyede kalmasını sağlamaya devam etmiştir.

Suriye’nin bu açıdan şansının az olduğunu asla düşünmemek lazım. Devrime yön veren motivasyon orada da bundan farklı değil. Ama bunu devlet düzeyinde işlemek ve derinleştirmek için özel programlar da gerekiyor. Bu programlar için Suriye’nin sembolik sermayesinin yeterince güçlü olduğunu düşünüyor ve görüyorum.

Suriye ziyaretimizde birçok siyasi şahsiyetle görüşme fırsatı buldum. Bütün görüşmelerde tekrar edilen ortak tema, Türkiye’ye ve Türkiye’nin liderliğine duyulan minnettarlık, Türk halkına yönelik takdir ve yeni Suriye’nin inşasında Türkiye’nin tecrübelerinden yararlanma arzusuydu.

Tarım Bakanı Basel Suveydan, Türkiye’nin kalkınma ve tarım sigortacılığı tecrübelerinin Suriye’ye aktarılmasını arzu ediyor. Evkaf Bakanı Muhammed Ebu’l Hayr Şükrü ise Türk öğrencilerin Arapça öğrenmek üzere Suriye’ye gelmelerinden memnuniyet duyacaklarını ifade ediyor. Suriye halkını temsil eden bazı milletvekilleri de TBMM’nin yasama tecrübesinden yararlanmak istediklerini açıkça dile getiriyorlar.

İçişleri Bakanlığı ise uyuşturucu üretim kaynaklarını kurutmak için kapsamlı bir mücadele yürütüyor. Bu kapsamda 55 ton ham uyuşturucu maddesine el konuldu ve eski rejim ile ortaklarının üretmiş olduğu yaklaşık bir milyar Captagon hapının 700 milyonu imha edildi. Bu zehir sadece Suriye halkını değil, komşu ülkeler başta olmak üzere bütün dünyayı tehdit eden bir felaketti.

Ayrıca nüfusun yaklaşık yüzde 15’ini etkilediği belirtilen uyuşturucu bağımlılığıyla mücadele amacıyla “Uyuşturucudan Arındırılmış Suriye” adı altında bir yıllık kapsamlı bir kampanya başlatılmış durumda.

Günlük yaşam açısından da önemli değişiklikler gözleniyor. Elektrik kesintileri artık geçmişte kalmaya başlıyor. Uzun yıllar süren kuraklığın ardından barajlar dolmuş, kaynak suları yeniden taşmaya başlamış durumda.

Suriye’ye geri dönüşler dünyanın her tarafından devam ediyor. Bunun kuşkusuz olumlu tarafları yanında henüz toparlanamamış Suriye ekonomisi üzerinde ciddi bir yük oluşturduğunu da görebiliyoruz. Ancak bu yük halledilmeyecek bir yük değil. Her yerde Türkçe konuşuluyor olması 14 yıllık Suriye Devrimi esnasında Türkiye’nin sergilediği duruşun bir delili ve tezahürü. Türkiye’den gelmiş Suriyelilerin önemli bir kısmının en büyük dertlerinden biri Türkiye’deki akrabalarıyla irtibatta yaşadıkları sorunlar.

Göç idaresinin çözmesi gereken ciddi bir sorun, ama çözüldüğünde de her iki ülke için ciddi imkanlar ve kanallar barındıran bir konu. Geçici kimlik sahipleri Suriye’ye giriş yaptıkları anda geçici kimlikleri iptal oluyor ve Türkiye’ye ancak vize ile gelebiliyorlar ki, vize almaları da kolay değil. Tam bu yüzden aslında birçok Suriyeli evlerine döneceği varsa teşebbüs bile edemiyor, çünkü geri dönmek için sunulan yol çok riskli geliyor. Oysa bu şart kaldırılsa iki ülke arasında çok verimli ve çok hayırlı bir kanal işletilmiş olacak. Göç idaresi konusunda biraz daha geniş bir vizyon gerekiyor ki yeni yönetimin bu vizyona sahip olduğuna dair iyimser işaretler var.

Yorum Analiz Haberleri

Siyonistler insan değil mi!
Siyonist İsrail gözünden İran savaşı, zafer mi, hayal kırıklığı mı?
İbn Sînâ’nın “Teşebbüh” düşüncesi ile dijital çağın tanrılaşma arayışı
Paşinyan’ın Zaferi: Rusya-Ermenistan ilişkilerinde kopuş mu?
Soykırımcı İsrail Gazze’de Hamas’a alternatif bir yapı oluşturabilir mi?