Salih Güzel ile Kuşluk Vakti Üzerine...

Manisa’da yayımlanmaya başlayan Kuşluk Vakti dergisini; derginin sahibi ve yazı işleri sorumlusu Salih Güzel ile konuştuk.

Geçen yıla bakarken nice edebiyat dergisinin önemli atılımlar yaptığını, görmeyi öğrettiğini, edebiyata ivme kazandırdığını görüyorum. Oylumlu dergilerin işi daha zor. Çıtayı yüksek tutmak, yığma yazılardan kurtulmak, edebiyatta kendine özgün bir yer edinmek zorundadırlar. Anadolu'nun uzak veya yakın kimi yerlerinde çıkan nice dergiler var. Kendi iç aydınlığından edebiyata bakan yazarlar, belli bir çevrenin tekelinde olmadığına inandıkları için edebiyat anlayışlarını bölge dergilerine taşıyorlar. Bu çalışmalar edebiyatımız için zenginliktir.2008 yılı içinde Manisa'da yayımlanmaya başlayan Kuşluk Vakti dergisinin sahibi ve yazı işleri sorumlusu Salih Güzel ile konuştuk. Son yıllarda, Türkçe yazının gelişim sürecini izleyenlerin tümü Anadolu dergilerinin sanat dünyamıza sağladıkları kazanımları bilirler O eski taşra anlayışı artık değişti. Yalnızca ulaşımın uzakları yakınlaştırması, iletişimin ilişkileri kolaylaştırması değil; üniversitelerin gelişmesi düşünce ortamını genişlettiği için Anadolu'ya taşra gözüyle bakılamaz. Bu nedenle Anadolu'da çıkan dergiler de giderek kişilik kazanmaya başladı.

Öncelikle, "Bu dergi nereden çıktı, durup dururken neden bir dergi" sorusunu yanıtlamaya çalışalım… Niçin bir dergi çıkarma ihtiyacı duydunuz?

Hiçbir dergi öyle aniden çıkmaz sevenlerinin, takipçilerinin karşısına. Önce bu sevda kimin içine düşmüşse dağ dağ büyür, ırmak ırmak akar ve köpük köpük köpürür. Ve zamanı geldiğinde de sevenlerinin önce ellerinde sonra da gönüllerinde buluverir kendini. Niçin bir derginin cevabını aslında en güzel Cemil Meriç verir:''Dergiler, hür tefekkürün sarsılmaz kaleleridir.'' Bu sözü edebiyat dergiciliği bağlamında çok daha anlamlı buluyorum. Yıllar önce Ali Çolak, Musa Güner, Mustafa Oğuz ve Engin Akkuş dostlarla bir dergi denemesinde bulunmuştuk.20 yıl öncesinden bahsediyorum. Öğrenci haçlıklarımızla üç sayı çıkartabildiğimiz Kırkikindi'yi dikkatli okurlar bugün hala hatırlayabilmekteler. Edebiyat dergiciliği işte böyle bir şey. Yıllar önce başlayan bir sevdayı Kuşluk Vakti ile yeniden yorumlamak istedik. Ruhumuzu ve bedenimizi teslim almak isteyen Meduse'lere karşı bir sığınağımız olsun istedik.

Dergi adı önemli değil, ama insan merak etmeden duramıyor. Niçin Kuşluk Vakti derginin adı?

Kuşluk Vakti ismine gelince. Yola çıkacaklar için kuşluk vakti iyi bir zamandır. Söyleyecek sözü olanlar için de tabi. Bunun nedenini dilerseniz birinci sayıda okuyucularımızla paylaştığımız manifesto yazısıyla izah edelim:''Gece ve gündüz… Birisi kederin diğeri neşenin adıdır. Üzerlerine yeminler edilmiş iki vakit. Birisi siyah birisi beyaz. Güneşin parlayıp yükselmeye durduğu, geceninse tasını tarağını toplayıp sırra kadem bastığı ince bir çizginin başlangıç noktası. Karanlıktan aydınlığa geçişin vaktidir kuşluk vakti. Gün ışığı, gün ışımasıdır. Gecenin örtüsüdür beyaz bir patiska gibi. Kuşluk vakti, gündüzün gençlik vaktidir. Gün boyu devam eden karanlıktan aydınlığa, aydınlıktan karanlığa geçişlerin aydınlık vakitleridir. Gece ne kadar geceyse gündüz o kadar gündüzdür kuşluk vakitlerinde. Acının sevince, elemin neşeye dönüştüğü bir sırlı kapı. Kuşluk vakti, herkese açılan bir sır kapısıdır. İyi ve güzel günler için bir cemrenin düşüşü, açmaya koşan bir gülün açışı, bir yağmurun yağışıdır. Bir kırkikindidir kuşluk vakti. İlahi konuşma vakitlerine yürüyüşün, soylu bir yürüyüşün toplanma vaktidir kuşluk vakti. Musa peygamberin, sihirbazların sihrini bozduğu sihirbazlara galip geldiği bir kutsanmış vaktin adıdır. Leyla'nın Mecnun'a, Ferhat'ın Şirin'e yürüdüğü yol. Yürünen bir su yolu, delinen bir dağdır. Kuşluk vakti bir aşkın bir aşk yolunun adıdır.''

İşte bu nedenlerden dolayı Kuşluk Vakti'ni dergimize isim olarak uygun gördük. Bizim de yürünecek bir yolumuz vardı ve söylenecek sözlerimiz.

Edebiyat dergileri deyip geçiyoruz ama kimi alt başlıklarda ''fikir, dil, kültür, sanat'' gibi sözcükler de var. O zaman edebiyatın ağırlığı asıl önemini yitiriyor mu? Hele ''sanat'' deyince, öyle geniş sanat alanları öne geçiyor ki, edebiyat gerilerde kalıyor, görünmez mi oluyor?

İtirazınız çok yerinde. Bu kelimelerin her birisi başlı başına derin anlamlar içeriyor. Her bir kelimeyi bir dergiye alt başlık yaparak bol sayfalı ve derinlikli dergiler çıkarmak mümkün. Hele de ''sanat'' kelimesi. Bu kelime ''edebiyat'' kelimesinin bir üst kimliğidir. Öyle düşünüyorum. Ayrıca hangisinin hangisi için gerekli olduğu gibi saçma bir tartışmaya da girmek istemem. İkisi de birbirleri için vazgeçilmez. Edebi ürünler içeren bir dergiye genel anlamlar içeren alt başlıklar yerine daha özel anlamlar içeren alt başlıklar bulmak gerek. Dergileri daha öze inmiş alt başlıklarla anmak gerek. Sadece şiir yayımlayan bir dergiye ''edebiyat'' alt başlığı bile bol gelir. Öze indirgenmiş bir başlık bu dergide daha güzel durur. Kuşluk Vakti'nde; deneme, hikâye, şiir, söyleşi ve günlük gibi türler yer aldığından ''edebiyat seçkisi'' alt başlığını daha doğru buluyoruz. Ve bunu kullanıyoruz.

Türkiye'de alternatifi olmayan hiçbir dergi yok; alternatif yaratmanın sanata ve düşünceye yapılacak en büyük iyilik olduğu düşünüldüğünde, çıkarılan her derginin de bu anlamda edebiyata katkıda bulunduğu söylenebilir. Edebiyatta işlevi olan bir dergi bakış açısı getiren bir dergi olmak durumunda. Kuşluk Vakti edebiyata nasıl bir bakış açısı getiriyor?

Bu düşüncenize ne yazık ki katılamayacağım. En azından edebiyat dergiciliği bağlamında. Hiçbir edebi dergi bir diğerinin alternatifi değildir. Edebiyat dergileri insanların gönüllerini misafir eylediği otağlardır, sohbet ortamlarıdır. Edebi bir dergi birilerine alternatif olma adına yola çıkmışsa varacağı yer çok uzaklarda olmasa gerektir. Herkesin düşleri faklıdır. Bu farklı düşlerin peşinden koşmak gerek. Düşlerdeki faklı renkleri bir buket yapıp okuyuculara sunmak gerek. Ancak böyle girilebilir gönül otağlarına. İnsanların gönlünde ulaşılası bir düş gibi durabiliyorsanız bir edebiyat dergisinden beklenileni fazlası ile yerine getirmişsiniz demektir. Bu, Kuşluk Vakti'nin edebiyata bakış açısıdır da aynı zamanda.

Kuşluk Vakti'nde özellikle ağırlık verdiğiniz bir tür var mı?

Özellikle ağırlık verdiğimiz bir tür yok. Her türden edebi ürünü dengeli bir şekilde sayfalarımıza taşımaya çalışıyoruz. Gerçi kimi sayılarımızda uzun soluklu yazılar girmek zorunda kaldık. Bu bir anlamda dengemizi bozdu. Şiiri çok önemsiyoruz, denemeyi çok önemsiyoruz, hikâyeyi çok önemsiyoruz. Bu üç tür bir edebiyat dergisinin taşıyıcı kolonları sayılır. Zaman zaman ustalaşmış yazarlarımızın kapılarını araladık ve aralamaya da devam edeceğiz girmek isteyen yazar adayları için.

Dergide çeviri ürünler yayımlıyor musunuz?

Hayır, şu ana kadar Kuşluk Vakti'nde çeviri ürünlere yer veremedik. Vermek istemeyişimizden değil tabi. Böyle ürünlerin bize ulaşmayışından olsa gerek. Dünya edebiyatından güzel çeviriler aslında çok güzel olurdu. Şimdilik bunu zamana bıraktık.

Şu ana kadar dergide hangi isimler yazdı?

Bu soruya dilerseniz cevap vermeyeyim. Ya tamamını yazmak gerek ya da hiçbirisini. Hepsini yazmak mümkün olamayacağından ikinci yolu tercih ediyorum. Ancak şu kadarını bildirmekte fayda var: Kuşluk Vakti'nde ustalarla çıraklar omuz omuzadır.

Kitap yayıncılığına göre çeşitli açılardan daha zor olması dergi yayıncılığının kitap yayıncılığına nazaran daha durgun olmasını da beraberinde getiriyor. Bunun yanı sıra, dergi satın almanın kitap satın almaya göre okuyucu açısından süreklilik gerektirmesi, ki bu süreklilik ok söylersiniz?

Evet, bir dergiyi yayıma hazırlamak bir kitabı yayıma hazırlamaya göre daha zor olsa gerek.  Dergicilikte okur açısından da dergi açısından da süreklilik çok önemli. Bir okur haklı olarak dergisinin zamanında ve kesintisiz bir biçimde kendisine ulaşmasını ister. Mutfakta olup bitenler çok az bir okur gurubunu ilgilendirir. Bu okur gurubunu çok önemsiyorum. Onlardan aldığınız ufacık bir destek mesajı sizi uçurur. Yaşadığınız zorlukların birileri tarafından bilinmesi ve bunun sizinle paylaşılması moral ve motivasyon anlamında çok kıymetli. Sonra yine, derginin bu dostlarca daha geniş kitlelere tanıtımı. Kitapların tanıtımını dergilerde yaparsınız ama dergileri kitaplarda tanıtamazsınız. Dergi bizatihi kendisi ayakta durabilmeyi becerebilmelidir. Bunu beceremediğiniz zaman sonrası malum. Bu yüzden yeni doğmuş her dergi ayağa kalkabilmek için, ayaktaki dergilerde daha nice yıllar için hem ustaların ve hem de okurların desteğine şiddetle muhtaçtır.

Arkamızda bir şirket ya da kurum desteği olmaksızın bir edebiyat dergisi çıkarmak hayata meydan okumaktır. Dergi yayıncılığı yapmakta olanlar, tekel durumundaki dağıtım şirketlerine kapak fiyatlarının % 50 ile % 80'i arasında pay vermeden dergilerini bayilere verememektedir. Bu tür sorunları nasıl aşıyorsunuz/aşabiliyor musunuz? Kaç tane dergi satıyorsunuz?

Bu çok doğru. Edebiyat dergisi çıkarmak (ister bir kurum isterse bir şirket desteği görsün ya da görmesin) hayata meydan okumaktır. Meydan okumalar para ile doğru orantılı değildir diye düşünüyorum. Gerçi herkesin meydan okuması farklı faklıdır. Karşılaştırılamaz. Bir edebiyat dergilerininki ulvi gayeler için olsa gerektir. İkindiyazıları'nı her ay sevenlerine ücretsiz olarak ulaştıran rahmetli Nedim Ali'nin (M. Ali Zengin) yüreğinden başka zenginliğini duymadım. Tabi bir de soyadı. O'nun gönlünün sıcaklığı bugün hala içimizi ısıtabilmektedir. Hayalen İkindiyazıları'nın her ay kapımı çaldığını düşünüyorum.

Konuya gelince; maalesef bugün edebiyat dergilerinin dağıtım şirketlerince dağıtılması neredeyse imkânsız gibi. Bu yüzden biz ''gönülden gönüle '' diye bir dağıtım şirketi kurduk. Biz dergi satmak yerine postayla bu dağıtım şirketinin gönüllü üyeleri olan dostlarımıza ulaşıyoruz. Bu bir anlamda, İkindiyazıları'nın da dostlarına ulaşma metodudur aynı zamanda. Bu halka bir hayli büyüdü de. Bu gönül dostlarımıza burada teşekkürlerimi sunmak isterim.

Yayın kurulunu nasıl seçiyorsunuz? Sabit mi yoksa belirli sürelerde değişecek mi?

Dergimizin yayın kurulu yok. Bu dergi her biri ayrı şehirlerde yaşayan gönül dostlarının samimi ve güzel gayretleri ile çıkıyor. Künyemizde yayın kurulu yazılı değil ama yayın kurulunun görevlerini yerine getirmeye çalışan bir sürü gönül dostumuz var. Dergide yayımlanacak ürünler bu dostlarımızdan bazılarının beğenisinden geçiyor.

Bu güne değin eleştiri aldığınız oldu mu? En çok hangi yönlerden eleştiriliyorsunuz?

Çok eleştiri almadık diyebilirim. Ama keşke alsaydık. Çünkü biz bu eleştirileri okuyucularımıza daha güzel Kuşluk Vakti sunma adına şüphesiz değerlendirirdik. Hatırladığım kadarı ile iki eleştiri konusu oldu. Bunlardan birincisi sayfalarımızda usta yazarlara az yer verdiğimizdi. Tabi bunun nedeni Kuşluk Vakti sayfalarını genç yazar adayı arkadaşlarımıza açmak istedik. Zaten bu bizim çıkış amaçlarımızdan birisi idi. İkinci eleştiri bir dostumuzdan geldi. Ali Haydar Haksal ağabeyden. Az önce de değindiğimiz gibi Kuşluk Vakti ilk çıktığında ''edebiyat ve şiir seçkisi'' alt başlığını kullanmıştı. Ali Haydar ağabey de ''şiir'' vurgusunun yerinde olmadığını bir gazetedeki köşesinde dile getirmişti. Haklıydı da. Kendilerine teşekkür ederek bu konuyu daha doğru zemine oturttuk. O zamandan bu yana ''edebiyat seçkisi'' alt başlığı ile okuyuculara ulaşmaktayız.

Güzel olanı güzelden anlayana ulaştırmak. Bunun çıkış gayelerimizden biri olduğunu vurgulamak isterim.

Söyleşi için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

 

Röportaj: ASIM ÖZ
Haksöz-Haber

Röportaj Haberleri

Ramzy Baroud ile Filistin'deki direniş hareketlerinin tarihi üzerine
Çin, İran'ı Tayvan'a karşılık olarak gerçekten takas etti mi?
Hakan Fidan: “Hegemonya kelimesini bu bölgenin sözlüğünden çıkarmaya çalışıyoruz”
Amerika'nın İran'la nefret dolu ilişkisi: Tarihe geçecek bir çatışma rotası
Mahmut Akay: Sumud sadece gemilerden oluşan bir hareket değil