فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ يَا مُوسٰى ﴿١١﴾
11- Ateşin yanına gelince, şöyle nida edildi: "Ey Musa,
اِنّ۪ٓي اَنَا۬ رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَۚ اِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًىۜ ﴿١٢﴾
12- "Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın."
Ateşin yanına vardığında kendisine ey Mûsâ! diye seslenilir. Evet Mûsâ o ateşin yanına vardığında bir ses Ona hitap eder. Ve işte o anda yeryüzünün en harikulade, en büyük hadisesiyle karşı karşıyayız. Evet yeryüzünde sadece Hz. Mûsâ (a.s) nın karşılaştığı başka hiç kimsenin müşahit olmadığı bir hadise. Rabbimiz bir beşerle konuşuyordu. Kesinlikle bilesiniz ki, Rabbimizin ve Peygamberimizin beyanlarıyla; Rabbimizin bu kitabını elimize alıp okumaya başladığımız andan itibaren kesinlikle bilelim ki Rabbimiz bizimle konuşmaya başlamış ve bizler de Mûsâ (a.s) nın ulaştığı şerefe ulaşmışız demektir.
Unutmayalım ki bizler de elimize bu kitabı alıp Rabb’imizle konuşmaya başlarken Mûsâ (a.s) nın Turun eteklerindeki tavrına benzer bir tavır içine girelim. Rabb’imizle konuştuğumuzun, Rabbimizin huzurunda olduğumuzun ve hayatımızı düzenlemek üzere Rabbimizden mesaj aldığımızın bilincinde olalım. Bilelim ki biz bir insanla konuşmuyoruz. Göklerin ve yerin sahibi, arşın sahibi, tüm mevcudatın Rabbi, tüm varlıklarının İlâhı ve kendisinden başka da İlâh da olmayan Rabb’imizle konuştuğumuzun şuurunda olalım.
Ey Mûsâ! Gerçekten Ben, Ben senin Rabb’inim! Şu anda sana hitap eden, seninle konuşan Rabb’indir!
Aman Allah’ım, bu ne büyük şeref! Doğrudan doğruya yüce Allah, aracısız olarak bir kulu seçiyor. Sayılara sığmaz insan yığınları arasından bir ferdi seçiyor. Bu fert, uzaydaki milyonlarca gezegenden birinde yaşıyor. Yani üzerinde yaşadığı gezegen, uzaydaki benzerlerinin sayılmazlığı karşısında sadece bir zerredir. Üstelik üzerinde yaşadığı gezegenin benzerlerinin tümü biraraya gelse, yüce Allah’ın tek bir “ol” buyruğu üzerine “oluveren” koca evrene göre bu dolaysız seçilme şerefi, rahmeti bol olan Allah’ın şu insana yönelik bir lütfundan başka ne olabilir ki?
BASAİRUL KUR’AN
Fahreddin er-Râzî’ye göre Tâhâ 11 ve 12. ayetlerin tefsiri:
1. Tâhâ Suresi 11. Ayet
"Oraya vardığında kendisine şöyle seslenildi: Ey Musa!"
Râzî, bu "nida" (seslenme) üzerinde dururken şu üç noktayı öne çıkarır:
İsmin Şerefi: Râzî der ki; Allah’ın "Ey Musa!" diye hitap etmesi, Musa'nın kalbindeki yalnızlık ve korku hissini bir anda silip atmıştır. Bir sultanın, tanımadığı bir tebaasına ismiyle hitap etmesi o kişi için en büyük onurdur.
İşitme Mucizesi: Râzî, bu sesin belirli bir yönden gelmediğini, Musa’nın bu sesi tüm azalarıyla işittiğini savunur. Bu, beşerî bir ses değil, Allah’ın yarattığı ve doğrudan kalbe nüfuz eden bir kelamdır.
Râzî, 12. ayeti tefsir ederken:
"Ben Senin Rabbinim" Vurgusu
Râzî’ye göre bu ifade, Musa’nın zihnindeki "Bu sesi çıkaran kim?" şüphesini kökten kazımak içindir. Tekitli (vurgulu) bir ifadeyle Allah, kendisini tanıtmış ve Musa’yı peygamberlik görevine hazırlamıştır.
"Pabuçlarını Çıkar" Emrinin Hikmetleri
Râzî, bu emrin sadece zahiri bir temizlik olmadığını, derin manalar taşıdığını belirtir:
Hürmet ve Saygı: Kutsal bir mekana girerken tevazu göstermek gerekir. Toprağa doğrudan temas etmek, kulun acziyetini temsil eder.
Dünyadan Soyunmak: Râzî, pabuçların "dünya ve ahiret kaygısını" veya "aile ve mal endişesini" temsil ettiğini söyler. Allah, Musa’ya "Kalbini her şeyden boşalt, sadece bana yönel" demektedir.
Bereket: Tuvâ vadisinin toprağı kutsal ve bereketli olduğu için, o bereketin doğrudan Musa'nın ayaklarına temas etmesi istenmiştir.
Tuvâ Vadisi’nin Kudsiyeti
Râzî, Buranın kutsal kılınmasının sebebi, bizzat Allah’ın orada tecelli etmesi ve kelamının orada duyulmasıdır.
TEFSİR-İ KEBİR