Muhammed Okçu / Haksöz Haber
Kolonyal Miras ve Askeri İktidar Arasında Mali’de Devlet Krizi
Son günlerde özellikle uluslararası odakların Afrika üzerinde rekabet arayışına girişmesi, gözleri tekrardan Afrika’ya çevirdi. Özellikle 25 Nisan’da el-Kaide’ye yakınlığı ile bilinen JNIM ve Tuareglerden müteşekkil FLA’nın Mali’nin cunta rejimine dönük saldırıları gündemde hayli yer kapladı. Postkolonyalizmin önemli inceleme sahalarından biri olan Mali’deki durum, kimi çevrelerce ciddi bir tartışma konusu oldu. Kimisi burada yaşanan süreci terörizm ve cihatçılık temelinde ele alırken, kimisi özellikle ideolojik olarak birbirinden uzak olan JNIM ve FLA’nın ortak hareket etmesini tartışıyor. Bütün bunlar önemli olmakla beraber Mali’de yaşananlar, sağlıklı veriler ile incelenmediğinde ve tarihi pratikler göz önünde bulundurulmadığında cevabı mümkün olmayan konular.
Mali nüfusunun %90’ından fazlasının Müslümanlardan oluşması hasebiyle önemli bir yer tutarken, aynı zamanda zengin yer altı kaynakları ile de dikkat çekmekte. Mali Ulusal Jeoloji ve Maden Müdürlüğünün 2022’de yayınladığı rezerv tahminleri, bölgenin postkolonyalist emeller için neden önemli olduğunu özetler nitelikte. Yayınlanan verilere göre Mali’de 2 bin tondan fazla altın, 11 bin ton uranyum, 5,8 milyar ton lityum, 2 milyar ton demir cevheriyle birlikte yüksek miktarlarda birçok farklı rezerv bulunmakta. Fransızlar yıllarca uranyum rezervlerini sömürürken, Mali halkı dünyanın en fakir halkları arasında yerini aldı. Amerikalı kaynaklara göre 2024 yılında sadece altın rezervlerinden 4,3 milyar dolar elde edildi, ancak bu para halka kullanılmak yerine güç odakları arasında paylaşıldı.
Fransızlar, 1890 yılından itibaren işgal ettiği Mali’nin halkını sömürürken, Suriye ve farklı coğrafyalarda uyguladığı azınlık siyasetini ise sürdürmeye devam etti. Özellikle Mali’de Tuareglere dönük ırkçı politikaları ile ciddi hak ihlallerine imza attı. 6 ülke arasında dağılmış olan Tuaregler, on yıllarca asimilasyon ve inkâr politikalarına maruz kaldı. Dahası, sahipsiz bırakılan Tuaregler, devrik Libya diktatörü Kaddafi tarafından paralı askerler olarak mazlum Libya halkına karşı bir silah olarak kullanıldı.
Tuaregler bütün bu süreçlerde çeşitli isyanlara kalkışsalar da, 2012 yılına kadar bir başarı elde edemedi. 2012’de Mali’de gerçekleşen askeri darbe sonucu bölge istikrarsızlığa sürüklenirken, Tuareglerden müteşekkil Azawad Kurtuluş Hareketi ve bölgede bulunan İslami hareketler, rejime karşı başlattıkları ayaklanmalarda ciddi başarılar elde ettiler. Süreç içerisinde gerek Azawad Hareketinin sol seküler ideolojisi sebebiyle İslamcı gruplarla yaşanan çatışmalar, gerekse 2013 yılında Fransa’nın uluslararası güçleri arkasına alarak başlattığı operasyonlar sonucu bölgede gerileme yaşandı. Fransızlar her ne kadar tamamen başarılı olamasa da hem Tuareglere hem de İslamcı gruplara ciddi zarar verdi. 2015’te Cezayir’de imzalanan anlaşma gereği bölgede nispeten sükûnet hâkim olsa da bu durum, daha sonra yaşanacak darbeler ve değişimlerle yerini tekrar kaos ve savaşa bıraktı.
2020’de Mali’de meydana gelen darbe sonucu rejimde etkili olan Rusya yanlısı Sadio Camara ve Assimi Goita ile birlikte Mali’de eksen Rusların lehine değişti ve 2022’de Fransızların tamamen çekilmesi ile bölge, Afrika Lejyonu (eski Wagner) ve cunta rejiminin at koşturduğu bir saha hâline geldi. Ocak 2024’te Goita liderliğindeki cunta rejimi, Tuareglerle 2015’te imzalanan anlaşmayı feshederek bölgede yeni bir hareketliliğe sebep oldu. Zaten yıllardır kaos ortamında bulunan Mali’de bir noktada patlama olması kaçınılmaz iken, cunta şefi Goita’nın bu adımı ile nispeten sakinleşen Tuaregler yeniden silahlı eylemlerine başladı. İlk saldırıları ise Temmuz 2024’te Cezayir sınırındaki Tin Zauotine’de gerçekleşti. Bu saldırıda Afrika Lejyonunda 80’den fazla kişi ile birlikte rejime bağlı birçok asker de öldürüldü. 2017’de bölgedeki birçok silahlı İslamcı unsurun birleşmesi ile oluşan CNİM (İslam ve Müslümanları Destekleme Grubu) ile —gerek 2013’teki çatışmalar gerekse ideolojik farklılıklar sebebiyle— MNLA arasında 2024’te Moritanya sınırında büyük çatışmalar yaşandı. MNLA’nın aksine, Kasım 2024’te çeşitli Tuareg gruplarının bir araya gelmesi ile kurulan FLA, CNİM ile çatışmak yerine iletişim kurmayı tercih etti. Cihadi örgütler uzmanı Wassim Nasr’ın aktardığına göre bu iletişim, Şubat 2025’te FLA ve CNİM arasında anlaşmayla sonuçlandı.
Esasen 25 Nisan’da başlayan geniş çaplı saldırıların temelinde de bu anlaşma mevcut. Her iki grubun da tavizler verdiğini söylemek mümkün, ama gelinen noktada JNIM’in ciddi stratejik hamleler yaptığını da görmek gerek. Özellikle ayrılıkçı Tuareglerin, İslami yönetim altında şeriatın uygulandığı özerklik modelini kabul etmesi ve ayrılıkçı politikalardan vazgeçmesi önemli bir gelişme olarak alınabilir. Mali’nin kuzey kırsal bölgelerinde Fransızların varlığında dahi şer’i ahkâmın uygulanmış olması, bölge halkının buna yabancı olmadığını gösteriyor. Öte yandan JNIM’in liderliğini, kendisi de bir Tuareg olan İyad Ag Ghali’nin yürütüyor oluşu da bunu kolaylaştıran sebeplerden. Ag Ghali, 90’lardaki Tuareg isyanlarına katılmış olmasının yanı sıra 2013’te yönettiği Ensar ed-Din ile MNLA arasında çıkan çatışmalarda aldığı zaferler sebebiyle bölgede doğal lider konumunda. 2017’de Mali’de bulunan cihadi hareketleri JNIM altında toplayarak bölgede 10 bin kişilik bir silahlı gruba liderlik yapmaya başladı. FLA ve JNIM arasındaki stratejik iş birliği birçok yönüyle ele alınabilir; ancak buradaki en temel kazanım, şüphesiz seküler olan FLA’nın şer’i ahkâmı kabul etmesi ve İslami bir yönetim altında toplanmaya ikna olmasıdır. Süreç başarılı bir şekilde ilerlerse Ag Ghali, 72 yaşında devlet başkanı olacak gibi duruyor. Öte yandan FLA sadece bağımsızlıktan vazgeçmedi, aynı zamanda özerk bölgelerde JNIM ile ortak yönetimi de kabul etti.
25 Nisan’da muhalif unsurların başlattığı koordineli saldırılar, cunta ordusuna büyük kayıplar verdirirken Rusya’nın bölgedeki stratejik ortaklarını da ortadan kaldırdı. Daha saldırının ilk gününde Bamako’ya yakın ana askeri akademi olan Kati’de Savunma Bakanı Sadio Camara’nın evine bombalı araçla saldırı düzenlendi. JNIM’in düzenlediği saldırı, cunta rejiminin en güvenli yerine dönük olmasına rağmen kısa sürede çok büyük bir başarı elde edildi. Camara sadece bir bakan değil, aynı zamanda darbe sürecinin önemli bir ismiydi. Bir dönem Rusya’da askeri eğitim alan Camara, Rusya için çok önemli bir müttefikti. Cunta rejiminin eksenini Rusya’ya çeviren kişi desek zannımca yanılmış olmayız. Zaten konu ile ilgili daha sonra açıklama yapan Rusya büyükelçisi de bunu itiraf etmişti. Saldırılar başlar başlamaz büyük kayıplar veren cunta rejimi, birçok noktadan çekilmek zorunda kaldı. Öyle ki Ruslar için stratejik öneme sahip olan Kidal şehri dahi aynı gün içerisinde muhalif unsurlar tarafından ele geçirildi. Kidal’de sıkışan Afrika Lejyonu ve rejim askerleri daha sonra Cezayir arabuluculuğu ile açılan koridorla bölgeden ayrıldı. Özellikle Afrika Lejyonunun bu kadar kolay ayrılması, cunta rejimi için büyük bir psikolojik darbe oldu. Hatta konu ile ilgili RFI’ye açıklama yapan Malili yetkililer, Rusların Kidal’de kendilerini sattığını ifade edecek kadar sarsıldı. Saldırılar Bamako, Kati, Senou, Kidal, Gao, Bourem, Tagoudou ve Sevare gibi birçok bölgede eş zamanlı olarak gerçekleşti. Yüzlerce Mali askeri muhalif unsurlar tarafından ele geçirildi. Daha sonra muhaliflerce servis edilen görüntülerde, bir daha savaşmayacaklarına dair söz veren cunta rejimine bağlı askerler, ceplerine para konularak serbest bırakıldı. CNİM’in esir aldığı 2000 kadar rejim unsurunu bilabedel serbest bırakması yetmezmiş gibi evlerine dönebilmeleri için kamyonlar getirtmesi gündemde epey yer kapladı. (Muhalif unsurların bu eylemi daha önce Afganistan ve Suriye’de hayata geçirilmiş ve başarılı olmuştu. Bunun gibi olaylar sürekli Afganistan ve Suriye sürecinin kopyalandığı şeklinde yorumlarla açıklanmaya çalışılıyor. Ancak bu yorum, bütün bir süreci dar bir alana hapsetmek demek olur. Açıkçası bölgeler birbirine örneklik teşkil edebilir; ancak farklı sosyolojilere sahip yapıları, aynı örgütsel zemine dayansa dahi birbirine zorunlu kılmak zannımca adil olmaz. Bu noktada bu örgütlerin beslendiği usul daha fazla önem taşıyor. Özellikle Mekke’nin fethi, tarihsel süreçte birçok İslami hareket/fetih için örneklik teşkil etmiştir. Dolayısıyla İslami usullere göre hareket ettiğini söyleyen grupların, benzer olaylar karşısında benzer aksülameller göstermesi gayet tabidir.)
Saldırılar sürecinde cunta lideri Asım Goita, 72 saat boyunca adeta sessizliğe gömüldü. Bu süreç içerisinde içeride bir darbe daha oldu söylentileri dolaşıma girerken rejim sessizliğini bozdu ve Rus büyükelçisi ile son hadiseler üzerine düzenlenen bir toplantıdan fotoğraf paylaştı. Daha sonra açıklama yapan cunta şefi Goita, durumun kontrol altına alındığını ancak tehlikenin sürdüğünü açıkladı. Ancak kontrol altına alınan bir durum söz konusu değil. Öte yandan JNIM bir yandan başkent Bamako’ya ağır bir abluka uygulamaya başladı, diğer yandan Ruslarla iletişim kurmanın yollarını aradı. JNIM yaptığı açıklamalarda, Ruslarla ileride kurulacak iş birliğinin sağlıklı bir zeminde ilerleyebilmesi için tarafsız kalarak sürece müdahale etmemesi gerektiğini belirtti. Rus kaynakları her ne kadar Afrika Lejyonunun muhalif unsurlara karşı mücadele ettiğini iddia etse de saha gerçekliği bunu desteklemiyor. Öte yandan Rus büyükelçisinin Goita ile görüşme sonrası rejimi hedef alan açıklamalarda bulunması, ilişkilerde ciddi bir gerilim olduğunu ortaya koyuyor. Wassim Nasr gibi isimler, bu süreç bu şekilde devam ederse cunta rejiminin yeterli destek bulmak için Fransa ile görüşmeler gerçekleştirebileceğini iddia ediyor. Alınan bu ağır darbeler, rejime sadece toprak kaybına değil aynı zamanda ciddi bir motivasyon kaybına da sebep oldu. Aldığı bu büyük darbe sonrası daha da otoriter hâle gelen rejim, JNIM veya diğer silahlı unsurlar ile hiçbir ilişkisi bulunmayan muhaliflerini ve ailelerini tutuklama yoluna başvurdu. Bu hareket tarzının, rejim muhaliflerini tamamen CNİM safına itmesi muhtemel bir sonuç olur. JNIM ise gerek muhaliflere gerek bölgedeki STK’lar ile iletişim kurmanın yollarına başvurarak meşruiyet zeminini sağlamlaştırmak için çabalıyor.
Cunta rejimi ve bağlı güçler, yıllardır süregelen hak ihlallerine bu süreçte yenilerini de ekledi. 4 Mayıs’ta kendisini cumhurbaşkanlığının yanı sıra, öldürülen Camara’nın yerine aynı zamanda Savunma Bakanı olarak da atayan Goita, destekçilerine ayaklanma çağrısında bulundu. Bu çağrı sonrasında birçok yerde Tuareg sivillere yönelik ciddi saldırılar gerçekleşti. Yakılarak öldürülenlerin, göğsü yarılarak ciğerleri sökülenlerin ve doğranmış uzuvları ateşte pişirilenlerin görüntüleri, cunta rejiminin insanlık dışı uygulamalarını bir kez daha gözler önüne serdi. Şüphesiz bu olaylar, mevcut rejimin elini zayıflatan acı hadiseler olarak kayda geçti.
Son kertede başkent Bamako’ya büyük bir ambargo uygulayan JNIM, diğer bölgelerde ise ilerleyişini sürdürüyor. Cunta rejiminin içerisine düştüğü krizi çözmediği her saniye, JNIM’in lehine işliyor. Rejimin devrilmesi ve muhalif unsurların iktidarı ele geçirmesi sonrası Mali’yi bekleyen birçok sorun var; bunların başında uluslararası meşruiyet geliyor. FLA sözcüsü bu konuda Ahmed Şara’yı ve yaşanan süreci örnek gösterse de farklı jeostratejik sahalar farklı sonuçlar doğurur. Bu da epey bir baş ağrısına sebep olacaktır. Bununla beraber Tuareglerin ileride özerklik meselesine bakışı ve şer’i ahkâmın tatbiki de zor olacak konular arasında. Şer’i ahkâmın uygulanması her ne kadar kırsalda kolay olsa da mesele şehirlerde uygulamaya gelince sorunlar yaşanması kaçınılmaz gibi duruyor. Bu konuda JNIM’in katı bir uygulama yerine yumuşak bir geçiş için yaptığı hazırlıklar, tedrici süreç için önemli olsa da hareket içinde tartışmalara sebep olacak gibi. Halihazırda bölge de sayıları yüzlerle ifade edilebilecek IŞİD unsuru bulunuyor, bu unsurların da bu süreçte yumuşak politikalar yürüten JNIM’den güç devşirmeye alışması garipsenecek bir durum olmayacaktır. Anın fıkhını uygulamaktan yoksun katı ve yüzeysel bir perspektife sahip olan IŞİD Asya’dan Afrika’ya birçok İslami harekete ciddi sorunlar yaşattı ve bir süre daha sorun çıkarmaya devam edecektir.
FLA her ne kadar mevcut durumda özerkliğe ikna olmuş olsa da 20. yüzyılın başından beri farklı dönemlerde bağımsızlık için isyanlara girişmiş bir hareketin, bu süreçte tabanını buna ikna etmesi de hayli zor olacak gibi görünmekte. Türkiye-Çin-Rusya-Fransa gibi aktörlerin rekabet içerisinde olduğu bu coğrafya sonuç ne olursa olsun şüphesiz gündemi meşgul etmeye ve bizi şaşırtmaya devam edecektir.