وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسٰىۘ اِنَّهُ كَانَ مُخْلَصًا وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّا ﴿٥١﴾
51- Kitap'ta Musa'yı da zikret. Çünkü o, ihlasa erdirilmiş ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi.
وَنَادَيْنَاهُ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ الْاَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا ﴿٥٢﴾
52- Ona, Tur'un sağ yanından seslendik ve onu (kendisiyle) gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık.
وَوَهَبْنَا لَهُ مِنْ رَحْمَتِنَٓا اَخَاهُ هٰرُونَ نَبِيًّا ﴿٥٣﴾
53- Ona rahmetimizden kardeşi Harun'u da bir peygaber olarak armağan ettik.
Burada Hz. Musa “seçilmiş” bir önder olarak bize tanıtılıyor. Yüce Allah, onu kendisi için seçmiş ve çağrısını seslendirmek üzere görevlendirmiştir. O hem “Resul” hem de “Nebi” idi. “Resul” kendisine orijinal bir çağrı mesajı sunulmuş ve bu çağrıyı insanlara iletmekle görevlendirilmiş seçkin bir peygamberdir. “Nebi” ise insanlara orijinal bir mesaj duyurmakla görevlendirilmiş değildir. O, yüce Allah’dan aldığı bir inanç sisteminin taşıyıcısıdır. İsrailoğulları arasında Hz. Musâ’nın çağrısını sürdürmekle ve ona yüce Allah tarafından gönderilen Tevrat’ı hayata aktarmakla görevlendirilmiş birçok “Nebi”ler vardı.
Yine bu ayetlerde Hz. Musâ ya önemli üstünlükler bağışlandığı belirtiliyor. O’na Tur`un sağ yanından (doğallıkla o sıradaki pozisyonuna göre sağına düşen taraftan) seslenilmiş ve konuşma mesafesine kadar Allah’a yaklaştırılmıştır. Bu yakın mesafeden yapılan konuşma yüce Allah’a yakarma biçiminde olmuştu. Biz bu konuşmanın nasıl gerçekleştiğini ve Hz. Musâ’nın onu nasıl anlayabildiğini biliniyoruz. Acaba bu konuşma kulakların işitebileceği seslerden mi oluşmuştu, yoksa insan yapısının bütünü ile algılayamadığı dolaysız bir mesaj mıydı? Eğer öyle idi ise yüce Allah, Hz. Musâ’nın insana özgü yapısını O’nun ezeli sözünü algılamaya nasıl yetenekli hale getirdi? Bunların hiçbirini bilmiyoruz. Fakat bu konuşma olayının gerçekleştiğine inanıyoruz. Yüce Allah’ın kullarından biri O’nunla iletişim kurabilir. Bu iletişim sırasında ne kul, kulluk niteliğinden soyutlanır ve nede yüce Allah’ın yüce sözü, yüceliğini kaybeder. Böyle bir iletişimi gerçekleştirmek Allah için basit bir iştir.
FİZİLALİL KUR’AN
Rasûl sözlükte "gönderilen kimse" anlamına gelir. O halde elçi, sefir, temsilci, ulak için kullanılabilir. Kur'an bu kelimeyi Allah'ın özel bir görevle gönderdiği melekler ve Allah'ın davetini insanlara tebliğ eden insanlar için kullanır.
Nebi ise sözlükte haber getiren, derecesi yüksek veya yol gösteren kimse anlamına gelir. Bu isim her iki anlamıyla da tüm peygamberler için kullanılır. O halde Musa (a.s) Rasûl (gönderilmiş) bir Nebi idi, çünkü O, Allah'dan haberler veren ve insanlara doğru yolu gösteren derecesi yüksek bir Rasûldü.
Kur'an bu iki ismi kesin bir şekilde birbirinden ayırmaz, çünkü bir kimse için bir yerde Rasûl der, başka bir yerde aynı kişi için Nebi'yi kullanır. Bazen de her iki ismi bir kişi için kullanır. Bununla birlikte bazı yerlerde her isim sanki aralarında teknik bir anlam farkı varmış gibi kullanılmıştır; fakat yine de bu fark açıkça ortaya konmamıştır. "Senden önce hiçbir rasûl nebi göndermemiştik ki..." (Hac: 52) Fakat şu bir gerçek ki, her Rasûl bir Nebi'dir, ama her Nebi bir Rasûl olmayabilir. Hem Rasûl'ün yapması gereken daha önemli ve daha özel bir görevi vardır. Bu görüş Hz. Peygamber'in (s.a) İmam-ı Ahmed'in Ebu İmame'den ve Hakim'in Hz. Ebu Zer'den rivayet ettiği bir hadisi ile desteklenmektedir. "Peygamber'e (s.a) yeryüzüne kaç "Rasûl" ve kaç "Nebi" gönderildiği sorulduğunda, Rasullerin 313 veya 315, nebilerin ise 124.000 olduğunu söylemiştir.
Allah Teala 53. âyet-e , Hz. Musa´nın isteği üzerine kardeşi Harun´u da Peygamber yaptığını ve ona yardımcı kıldığım beyan ediyor.
TEFHİMUL KURAN