İsrail, Batı Şeria’da Etnik Temizliği Yoğunlaştırıyor
Sarit Michaeli – Elias Feroz / Jacobin.com - Kritik Bakış
İsrail, İran ve Lübnan’a saldırırken aynı zamanda Filistinlilere yönelik etnik temizliği de yoğunlaştırıyor. Ordu ve yerleşimci milisler, İsrail’in yarattığı bir krizi Batı Şeria’yı yasadışı şekilde ele geçirmek için örtü olarak kullanıyor.
Uluslararası kamuoyunun dikkati ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşa odaklanmışken, Batı Şeria’daki şiddet ve yerinden edilme artmaya devam ediyor ve Gazze’deki insani kriz sürüyor. Bu şiddeti belgeleyen başlıca gruplardan biri, Filistinlilere karşı devam eden bir soykırımı kınamış olan İsrailli insan hakları örgütü B’Tselem’dir.
Jacobin için Elias Feroz ile yapılan bir röportajda, B’Tselem’in uluslararası ilişkiler direktörü Sarit Michaeli, Batı Şeria’da “sistematik ihlaller” olarak tanımladığı durumu ana hatlarıyla ortaya koyuyor. Konuşmaları, işgal altındaki Filistin toprakları genelinde Filistinli topluluklara yönelik kitlesel gözaltılar, baskıcı hapishane koşulları ve tırmanan şiddetin oluşturduğu bir gerçekliğe işaret ediyor.
Elias Feroz: Bu röportajı ilk olarak Mart ayının başında çevrimiçi olarak yapmaya çalıştık, ancak İran’ın misilleme saldırıları nedeniyle sığınağa girmek zorunda kaldınız. Şu anda sahadaki durum nasıl?
Sarit Michaeli: Evet, sürekli olarak sığınağa girip çıkmak zorunda kaldık. Ancak mesele sadece İran’la olan savaş değil — Batı Şeria’daki sahadaki durum da bir kâbus ve elbette Gazze ile orada yaşanan her şey de var.
Elias Feroz: Dünya genelinde dikkat büyük ölçüde ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısına odaklanmışken, B’Tselem hem kendi çalışmaları hem de Batı Şeria ve Gazze’deki durum açısından ne gibi acil etkiler gözlemliyor?
Sarit Michaeli: Savaşın örtüsü altında, ordu ile İsrailli yerleşimci milisler arasındaki işbirliği Batı Şeria’daki etnik temizliği derinleştiriyor.
Açıkça söylemek gerekirse, İran’la yeni savaş dikkatleri ve herkesin enerjisini üzerine çekiyor. Ayrıca sürekli füze bombardımanı altında olduğunuz için evinizin bulunduğu çevreden dışarı çıkmak fiziksel olarak çok daha zor; bu yüzden insanlar sığınaklara yakın kalma eğiliminde. Bu nedenle, Batı Şeria’ya giderek koruyucu ya da dayanışma amaçlı bir varlık gösterenlerin sayısının azaldığını düşünüyorum.
Ancak asıl mesele şu ki, yerleşimciler, ordu ve Batı Şeria’daki [İsrailli] yetkililer bunu, C Bölgesi genelinde [Oslo Anlaşmaları uyarınca Batı Şeria’nın yaklaşık yüzde 60’ını oluşturan ve İsrail’in tam sivil ve askerî kontrolü altında bulunan kısım] Filistinli toplulukları Batı Şeria’nın açık alanlarından daha yoğun nüfuslu yerleşim alanlarına doğru daha da itmek için yeni bir fırsat olarak kullanıyor.
Gazze’de ise ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırısı, sözde ateşkesten bu yana kaydedilmiş olan sınırlı ilerlemeyi — insani durumun iyileştirilmesine yönelik herhangi bir adım da dâhil olmak üzere — fiilen dondurmuş durumda.
Elias Feroz: En son 2025 yazında konuştuğumuzda, B’Tselem Gazze’deki soykırımla ilgili bir rapor yayımlamıştı. Geçen yıl Ekim ayında yapılan ateşkes duyurusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sarit Michaeli: Açıkça söylemek gerekirse, sözde ateşkesten bu yana İsrail Gazze’de daha az Filistinliyi öldürüyor, ancak bu tamamen durmuş değil. O zamandan beri İsrail tarafından öldürülen hâlâ yüzlerce insan var ve diğer göstergelerin birçoğu büyük ölçüde benzerliğini koruyor; özellikle de İsrail’in — İran’a yönelik saldırısının başlangıcında neredeyse otomatik olarak — daha önce yeniden başlamış olan insani yardımın sınırlı girişini, gıda dağıtımını ve diğer temel ihtiyaç maddelerini kısıtlamasıyla birlikte.
Ayrıca, şiddetin hiçbir zaman gerçekten durmadığı için bunun aslında bir ateşkes olmadığını vurgulayan bir dizi rapor ve sosyal medya paylaşımı da yayımladık.
Elias Feroz: Yakın zamanda Filistinli tutukluların durumuna ilişkin bir takip raporu da yayımladınız.
Sarit Michaeli: Living Hell başlıklı bu son rapor, bu konuda Ağustos 2024’te yayımlanan Welcome to Hell B’Tselem raporunun aşağı yukarı bir güncellemesi niteliğinde. Orada, İsrail gözaltı sisteminde Filistinli tutuklulara yönelik işkenceye varan politikaları tanımlamıştık. Hatta İsrail’in Filistinliler için hapishane sistemini bir işkence kampları ağına dönüştürdüğünü söyleyecek kadar ileri gittik. Son rapor — dediğim gibi, esasen nelerin değiştiğini ve hangi gelişmelerin yaşandığını inceleyen bir güncelleme — aynı sonuca ulaştı.
Temelde durum değişmiş değil. Örneğin gıda konusunda bazı küçük iyileştirmeler oldu, ancak bunlar işkence ve kötü muamelenin genel tablosunu değiştirmiyor. Bulgularımız, bunun cezaevi sistemindeki bireysel kişilerin eylemlerinden değil, sistematik politikaların bir sonucu olduğunu gösteriyor. Bugün de durum böyle.
Elias Feroz: B’Tselem, Filistinli mahkûm sayısının iki katından fazla artarak 2023’te 4.935’ten 2025’te 10.863’e çıktığını belirtiyor. Bu dramatik artışı neyin tetiklediğini düşünüyorsunuz ve bu durum tutukluların haklarını ve güvenliğini nasıl etkiledi?
Sarit Michaeli: İsrail, yaklaşık iki buçuk yıldır Batı Şeria’da kitlesel tutuklamalar gerçekleştiriyor. Bu zaten önceden de çok ağır bir durumdu, ancak 7 Ekim’den sonra hem Gazze’de hem de Batı Şeria’da kitlesel tutuklamalar oldu ve çok sayıda tutuklu sisteme dahil edildi.
Bunların çoğu — hem Gazze’den hem de Batı Şeria’dan şu anda İsrail’in gözaltında tuttuğu kişilerin yaklaşık yarısı diyebilirim — yargılanmadan tutuluyor. Batı Şeria’da idari gözaltından söz ediyoruz. Gazzeliler söz konusu olduğunda ise insanlar sözde Yasadışı Savaşçılar Yasası kapsamında tutuluyor. Ancak fiilen bu aynı şey. Bunlar aynı politikanın iki yönü: Filistinli tutukluları yargılamadan gözaltında tutmak.
İsrailli rehineler ile Filistinli tutukluları kapsayan büyük çaplı esir takaslarından sonra bile, toplam sayı ve yargılanmadan tutulan Filistinlilerin oranı temel olarak değişmedi. Şu anda İsrail’in gözaltında tuttuğu kişilerin yaklaşık yarısı herhangi bir yargı sürecinden geçmedi — ve geçmeyecek. Neyle suçlandıklarını bilmiyorlar, kendilerine yöneltilen suçlamaların ne olduğunu bilmiyorlar — birçok durumda ortada resmi bir suçlama yok, yalnızca güvenlik kurumlarının iddiaları var. Ve bu durum hem Gazze’den hem de Batı Şeria’dan gelen tutuklular için geçerli.
Elias Feroz: İsrailli rehineler kitlesel gösterilere ve medya kapsamına yol açarken, Filistinli tutuklular — aralarında çocuklar ve idari tutuklular da olmak üzere — kamuoyu açısından büyük ölçüde görünmez kalıyor.
Sarit Michaeli: Ben de İsrailli rehinelerin ailelerinin bir rehine anlaşması yapılması ve hükümetin onları geri getirmek için gerekli olanı yapması yönündeki mücadelesini çok destekledim. O zaman da düşünüyordum, hâlâ da düşünüyorum ki rehineler İsrail hükümeti tarafından da terk edildi.
Ancak daha genel olarak, İsrail kamuoyunda Filistinli tutukluların haklarını kabul etmeye yönelik bir isteksizlik olduğunu düşünüyorum. Bunun tüm İsrailliler için geçerli olduğunu söylemek istemem, çünkü öyle değil; ancak bugün İsrail toplumundaki baskın söylem, Filistinli tutukluların korunması gereken haklara sahip olduğu fikrini büyük ölçüde göz ardı ediyor.
Elias Feroz: Bu tutum hükümet politikasına nasıl yansıyor?
Sarit Michaeli: Hükümet, Bakan Itamar Ben-Gvir tarafından tesis edilen ve büyük ölçüde onun tarafından şekillendirilen rejime tamamen bağlı; bu rejim, bizim “işkence kampları” olarak tanımladığımız yapıları ortaya çıkardı. Tüm Yahudi İsraillilerin bunu desteklediğini söylemiyorum, ancak çoğunluk ya bunu destekliyor ya da konuya fazla ilgi göstermiyor ve bunu kendilerini ilgilendiren bir mesele olarak görmüyor.
Bence şu anda en açık örnek, yeni askerî başsavcının, Filistinli tutuklulara saldırmakla suçlanan askerler veya güvenlik personeli hakkındaki suçlamaları düşürmeyi planladığını açıklamış olmasıdır. Geniş çaplı bir kamuoyu tepkisi olmadı — aksine, bu tür kararlara kayda değer bir destek var.
Elias Feroz: Ayrıca, Ekim 2023’ten bu yana aralarında bir çocuğun da bulunduğu seksen dört Filistinli tutuklunun İsrail gözaltında öldüğünü bildiriyorsunuz. Bu raporları yayımlarken cezaevi yetkilileriyle iletişime geçiyor musunuz ve nasıl yanıt alıyorsunuz?
Sarit Michaeli: Genel olarak, İsrail sistemi bu vakalarla ilgili çok az bilgi sağlıyor. Çoğu durumda otopsi yapılmıyor ve birçok vakada cenazeler ailelerine dahi teslim edilmiyor. Bu da ölüm nedenini kesin olarak belirlemeyi neredeyse imkânsız hale getiriyor.
Araştırmamız, Physicians for Human Rights Israel (PHRI) ve Public Committee Against Torture in Israel (PCATI) tarafından yürütülen çalışmalar da dâhil olmak üzere dikkatli analizlere dayanıyor. Ne yazık ki, İsrail’deki mevcut kamuoyu ortamı ve cezaevi hizmetlerinin tamamen Bakan Ben-Gvir’in etkisi altında faaliyet göstermesi göz önüne alındığında, bu soruları soran çok az insan var. Özellikle yetkililer ve hükümet görevlileri, yanıt verme konusunda herhangi bir yükümlülük hissetmiyor.
Elias Feroz: Hapishanelerde yaşananlarla yüzleşmek veya sorumluları hesap verebilir kılmak için kullanılabilecek herhangi bir yasal mekanizma ya da yol var mı?
Sarit Michaeli: Çeşitli hukuki girişimler oldu. Bunların başlıcalarından biri — teorik olarak başarılı sayılabilecek — İsrail Sivil Haklar Derneği’nin hapsetme koşullarına karşı açtığı davaydı.
Örneğin, mahkûmlara kasıtlı olarak o kadar az yemek veriliyordu ki bazıları onlarca kilogram kaybetti. Teorik olarak bu dava başarılı oldu ve tutuklulara verilen gıda miktarında sınırlı bir iyileşmeye yol açtı.
Ancak bugün İsrail’de durum, yargı sisteminin ciddi bir eleştiri işlevi görebileceği bir durumda değil. Mahkemeler ya bu politikalarla işbirliği içinde hareket ediyor ya da kendileri o kadar yoğun bir baskı altında ki, müdahale edecekleri alanları son derece sınırlı tutuyorlar ve müdahale etmeye yanaşmıyorlar. Çoğu durumda, İsrail mahkemelerinin bu tür girişimlere dahil olma yönünde herhangi bir istekliliği bulunmuyor.
Elias Feroz: İsrail’de Knesset, idam cezasının yeniden yürürlüğe konulmasını tartışıyor — bu önlem pratikte yalnızca Filistinlilere uygulanacak. Vurguladığınız hesap verebilirlik eksikliği göz önüne alındığında, bu durum, yasa yürürlüğe girerse İsrail toplumunun ve politika yapıcıların Filistinlilerin infazını kabul edeceğini mi gösteriyor?
Sarit Michaeli: Öncelikle, homojen bir İsrail toplumunun olmadığını söylemek önemli. Şu anda azınlıkta olan ve ilke olarak idam cezasına karşı çıkan İsrailli liberal blok var; bir de hükümeti oluşturan İsrailli yerleşimci, dindar sağ blok var.
Bu partiler ve onların seçmenleri bu politikalara tamamen destek veriyor. Şunu söyleyebilirim ki siyasetçilerin büyük çoğunluğu, fırsat bulsalar bunlar lehine oy kullanırdı. Şu anda bunun tam anlamıyla ileri götürülmemesinin nedeni dış baskıdır; bunu durduracak yeterli iç muhalefet yok.
Siyasi açıdan bu önlemler, iktidar koalisyonu içinde son derece popüler, çünkü seçmenleri bunları destekliyor. Bugün İsrail’deki siyasi mücadele büyük ölçüde sağ ile aşırı sağ arasında yaşanıyor. Herkes giderek daha aşırı adımlar atarak birbirini geride bırakmaya çalışıyor. İsrail’de kamuoyu çoğu zaman hem hükümet hem de aşırı sağ medya tarafından şekillendiriliyor.
Son anketleri görmedim, ancak büyük bir çoğunluğun idam cezasını desteklemesine şaşırmam — elbette yalnızca Araplar için, Yahudiler veya Yahudi teröristler için değil.
Elias Feroz: Son dönemdeki tüm belgelerinize bakıldığında, bu gelişmelere karşı koymak için hangi adımların atılması gerekir?
Sarit Michaeli: Temel mesajın şu olduğunu söyleyebilirim: İsrailli politika yapıcılar sonuçlarla karşılaşmadıkları sürece bunların hiçbirini değiştirmeyecekler. Tüm bu meseleler politikalardır — bireysel eylemler, hatalar ya da başına buyruk unsurların işi değildir. Bunlar, demokratik olduğunu iddia eden herhangi bir toplumda, bu tutukluların neyle suçlandığından bağımsız olarak korunması gereken insan hakları açısından ve daha geniş anlamda etkilenen herkes için son derece sarsıcı ve yıkıcı biçimlerde uygulanan resmi İsrail hükümeti politikalarıdır.
Nihayetinde, bu politikaları belirleyen ve uygulayan politika yapıcılar hesap vermedikçe hiçbir şey değişmeyecektir. Bu hesap verebilirlik İsrail’in içinden gelmeyecek; dış baskıdan gelmek zorunda. Temel nokta budur.
Çevirmenin Notu: Bu röportajın yapıldığı tarihte söz konusu idam cezası yasası henüz yürürlüğe girmemiş ve nihai olarak onaylanmamıştı.