İsrail’in ‘İdam Yasası’ Bize Ne Anlatıyor?
Said Elhaj / Fokus+
31 Mart 2026 tarihinde, İsrail Meclisi (Knesset) “Teröristlerin İdam Cezası Kanunu”nu onayladı. Başkanı aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir olan ‘Yahudi Gücü’ partisi ve Likud üyesi olan Nesim Faturi’nin önerdiği yasa tasarısı 62 kabul ve 48 ret ile kabul edildi.
Meclise ‘darağacı rozeti’ ile gelen Ben-Gvir, ‘tarihi olay’ olarak nitelendirdiği yasanın kabulü sonrası şampanya içerek kutlama yaptı.
Yasa, idam kararını verme yetkisini, İsrailli olmayan kişilere ‘etnik veya ideolojik’ saikler ile öldürme suçları için işgal askeri mahkemelerine, ve ‘İsrail devletinin var olma hakkını inkar eden’ kişiler için İsrail içindeki ceza mahkemelerine vermektedir. Kısaca bu yasa, ‘Yahudi terör’ü kapsam dışında bırakarak, sadece İsrail vatandaşlığı olan veya işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’nin %53’ündeki Filistinliler için tasarlanmıştır.
Birçok uluslararası hukuk kuruluşunun itiraz ettiği yasanın birçok insan hakkı ihlalini içerdiği çok aşikar. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker, söz konusu yasanın uygulamasını ‘savaş suçu’ olarak nitelendirirken, Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) ise uluslararası insancıl hukukun ihlali olduğunun altını çizmiştir.
Bu ihlallerin en önemlileri:
1.İşgal gücü olarak İsrail’in askeri mahkemelerinin bu kararı Batı Şeria’da ve Gazze’nin halen işgal altındaki kısmında vermesi 4. Cenevre Sözleşmesi’nin 68. maddesinin açık bir ihlalidir. Sivil olmayanlar (direniş örgütleri mensupları) ise savaş esiri statüsünde olduklarından dolayı 3. Cenevre Sözleşmesi’nin ihlalidir.
2.Sadece Filistinlileri hedef alan bu yasa etnik ayrımcılık yaparak eşitliği ve standart yargı prensiplerini çiğnemektedir.
3.İdam kararı için savcılığın iddianamesi ve yargılanma talebi şartları kaldırıldı.
4.Mahkeme’nin oybirliği ile karar vermesi yerine basit çoğunluğun (50 + 1) onayı kararın çıkması için yeter.
5.Kararın infazı 90 gün gibi çok kısa bir süreye hızlandırılmıştır.
6.Karara itiraz veya temyiz hakkı bulunmamaktadır.
7.İdam kararı çıkanlar veya benzer bir karar çıkma ihtimali olan yargılananlar veya şüpheliler için af veya serbest bırakılma hakkı iptal edilmiştir.
Sistematik ayrımcılığı meşrulaştıran ve hukuku araçsallaştıran bu yasanın içeriği kadar bağlamı ve zamanlaması da ne kadar tehlikeli olduğuna işaret ediyor. Yasanın, Filistinlilerin ‘Toprak Günü’ olarak ihya ettikleri 30 Mart’ta çıkarılmasının simgesel yanı bir yana, 7 Ekim’den sonra olması çok anlam taşımakta.
Nitekim, İsrail işgal güçleri 7 Ekim 2023’ten beri binlerce Filistinliyi tutukladı. An itibarıyla ‘yaşayanların mezarları’ olarak bilinen zindanlarında 350’si çocuk ve 66’sı kadın olmak üzere 9 bin 500 Filistinli tutsak bulunmaktadır. İşkence, zorbalık, tıbbi ihmal ve gıdadan mahrumiyet gibi çok zor şartlar altında tutulan Filistinli tutsaklardan 7 Ekim’den beri 88’i hayatını kaybetmiştir (bazı raporlar sayının 100 civarında olduğunu söylüyor).
Bunların yanında, İsrail’in askeri savcılığı Filistinli bir tutsağı tecavüz ettikleri video ile kaydedilen 5 askere yönelik iddianameyi iptal edip yargılanma yolunu kapatması, Filistinlilerin nasıl bir yargı sistemi ile karşı karşıya kaldıklarını anlatmaya yeter. Bu nedenle, yasanın daha geniş kapsamlı versiyonunun daha sonra çıkarılması veya geriye dönük uygulanması gibi tehlikeli ihlaller Filistinli hukukçulara göre uzak bir ihtimal olmayabilir.
Bütün bu ihlalleri içeren bu yasanın onaylanması bize şunları hatırlatıyor:
Birincisi, İsrail işgal devleti tekrar köklerine ve asıl gerçeğine dönmüştür. Onlarca yıldır Batı desteğini kaybetmemek üzere iddia ettiği demokrasi ve hukuku rafa kaldırıp gerçek yöntemleri olan soykırım, etnik temizlik, vahşet ve zorlu toplu sürgünleri sistematik olarak tekrar benimsemiştir.
İkincisi, İsrail bugün her zamandan daha fazla dünyayı umursamaz hale gelmiştir. ABD’nin tam desteğini alan Netanyahu hükümeti Gazze’deki soykırımı iki sene boyunca bütün dünyaya rağmen uyguladığı gibi, başka suçları ve ihlalleri hesap vermeden işleyebileceğini düşünüyor. Uluslararası toplum da ne yazık ki onun bu konuda yanıldığını ispat edemedi ve edemiyor.
Üçüncüsü, insan haklarını bu denli çiğneyen yasanın bu kadar rahat onaylanması İsrail’deki aşırı sağın ne kadar güçlü olduğunu ve muhalefetin ne kadar etkisiz kaldığını göstermektedir, ki bu yıl düzenlenmesi planlanan seçimlerde İsrail’deki siyasi dengelerin değişme ihtimalinin yüksek olmadığını gösteriyor.
Dördüncüsü, bu aşırılığın sadece siyasi partiler ve elitler ile sınırlı kalmadığını, Siyonist toplumda da çok arttığını gösteriyor. Bu da Gazze, Lübnan ve İran’a karşı olan saldırıların toplumda %80 civarında desteklendiğini gösteren anketler ile uyumludur.
Beşincisi ve en önemlisi, böyle bir hükümet, siyasi elit ve toplum ile ne barış, ne siyasi çözüm, ne de istikrar mümkün olacak. Halen barış, iki devletli çözüm veya normalleşmeden bahsedenlere, ‘Büyük İsrail Projesi’ için Orta Doğu’nun bütün haritalarını tekrar çizmek isteyen soykırım suçlusu Netanyahu, ‘sadece İran savaşı değil, bütün bölgeyi değiştirecek savaş’ diyen İsrail Devlet Başkanı Herzog veya ‘İsrail’in bütün bölgeyi kontrol etmesi güzel olur’ diyen ABD’nin İsrail Büyükelçisi Huckabee’yi dikkatlice dinlemeleri ve ona göre davranmaları tavsiye edilir.