Giorgia Meloni’nin Gazze konusundaki ahlaki gerilemesi

​​​​​​​İtalya başbakanı bir zamanlar Filistinli çocukların öldürülmesini kınamıştı. Bugün ise hükümetinin adımları, ilkelere değil siyasi hesaplara dayalı bir dış politika izlendiğini ortaya koyuyor.

Randa Ghazy’nin al Jazeera’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber için tercüme edilmiştir.


2014 yılında, 2.200'den fazla Filistinlinin hayatını kaybettiği İsrail'in Gazze saldırısı sırasında, o dönemde sadece İtalyan parlamentosu üyesi olan Giorgia Meloni, sosyal medyada şöyle yazmıştı: “Gazze'de bir başka çocuk katliamı. Masumların kanının döküldüğü hiçbir amaç haklı olamaz.”

Aradan on yıldan fazla zaman geçmesine rağmen, o ahlaki netlik artık ortada yok.

Bu durum çok anlamlı. İtalyan hükümetini harekete geçiren, insani bir felaket değil, İtalyan personele yönelik bir başka doğrudan hakaret oldu.

Aynı tepki, ABD Başkanı Donald Trump'ın Papa XIV. Leo'yu aşağıladığı zaman da görülmüştü. Ancak o zaman Meloni, Trump'ı nadiren yaptığı bir şekilde eleştirerek sözlerini “kabul edilemez” olarak nitelendirdi. O ana kadar, Trump'ın Gazze, Küba, Venezuela ve Lübnan'daki davranışlarını oldukça tolere edilebilir bulmuştu. Bir kez daha hesaplar devreye girdi: Siyasi tabanının belkemiğini oluşturan muhafazakâr Katolik seçmenleri kendinden uzaklaştırmayı göze alamazdı.

Meloni’nin dış politikası bu ahlaki performativite senaryosunu takip ediyor. İtalya, birçok İtalyan yorumcunun alaycı bir tiyatro olarak nitelendirdiği ve bir milletvekilinin deyimiyle İtalya’yı “ABD’nin vasalı” haline getiren Trump’ın sözde Barış Kurulu’na, “gözlemci” olarak da olsa katılan tek Batı Avrupa ve G7 ülkesi olmaya devam ediyor.

“Gazze’deki suçlar” nedeniyle Avrupa Birliği’nden İsrail ile olan ortaklık anlaşmasını askıya almasını talep eden bir Avrupa sivil dilekçe/kampanya bir milyondan fazla imza topladı; İtalya, Fransa’dan sonra en fazla katılımcı ülke oldu. Kamuoyundaki bu protesto dalgası, geçen Ekim ayında Global Sumud Filosu ile dayanışma amacıyla düzenlenen genel grevin ardından geldi; o grevde iki milyondan fazla İtalyan sokaklara dökülerek, birçok kişinin soykırım olarak gördüğü olaya son verilmesini talep etmişti.

Ancak hükümetin bu tür sembolik jestleri, ilgi odağı başka yöne kayınca her zamanki gibi yok olup gidiyor. Savunma anlaşmasını askıya almasından birkaç gün sonra İtalya, AB’nin İsrail ile ticaret anlaşmasını bir kez daha askıya alma girişimini engellemek için sessizce Almanya’nın yanına geçti.

Görünüşe göre Meloni’nin İtalya’sı muhalefet gösterir, ancak itaat eder.

Tıpkı Dışişleri Bakanı Antonio Tajani’nin Ocak 2024’te İsrail’e silah ihracatının durdurulduğunu yüksek sesle ilan etmesine rağmen, Savunma Bakanı Guido Crosetto’nun bu dondurmanın yalnızca yeni lisanslar için geçerli olduğunu, mevcut sözleşmeleri kapsamadığını açıklamasının olduğu gibi.

Ve bu hafta Meloni, İsrail’in uluslararası sularda Global Sumud Filosu’na ait gemileri ele geçirip aralarında birkaç İtalyan’ın da bulunduğu aktivistleri gözaltına almasını “kınadı”, ancak somut bir diplomatik adım atmadı. Bunun yerine, filonun “ihtiyacı olanlara anlamlı bir yardım sağlamadığı” iddiasını daha da güçlendirdi. Ancak anketler, hükümetin söylemleri ile kamuoyundaki duyarlılık arasında giderek genişleyen bir uçurum olduğunu gösteriyor. Bir zamanlar İsrail'e sempati duyan birçok muhafazakâr seçmen bile sivillerin çektiği acının boyutundan rahatsız olmaya başladı ve yakın zamanda yapılan bir ankette İtalyanların sadece yüzde 11'inin İsrail'i “müttefik” olarak gördüğü ortaya çıktı. Liderliğini milliyetçi gurur ve egemenlik üzerinden tanımlayan Meloni için bu rahatsızlık siyasi açıdan tehlikeli.

Bu nedenle sembolik tavırlar hayati önem kazanıyor.

Bir savunma anlaşmasındaki “otomatik yenileme” maddesini askıya almanın pek bir maliyeti yok. İsrail’in kendi dışişleri bakanı bile anlaşmanın “önemli bir içeriği olmadığını” kabul etti. Buna karşılık ticaret ve teknoloji işbirliği, milyarlarca avroyu ve derin stratejik koordinasyonu içeriyor. Roma’nın açıklaması manşetlere taşınırken, Brüksel’deki İtalyan diplomatlar ekonomik açıdan önemli hiçbir şeyin tehlikeye atılmamasını sağladılar.

Gerçek şu ki, Avrupa’nın İsrail savunma teknolojisi, siber istihbarat ve yapay zekâ sistemlerine bağımlılığı çok derin ve İtalya da bir istisna değil. İtalyan sanayi devleri Leonardo S.p.A. ve Fincantieri, Elbit Systems gibi İsrailli firmalarla güçlü ortaklıklar sürdürüyor; Leonardo, Gazze’de yoğun olarak kullanılan F-35 savaş uçakları için parçalar üretiyor. İşçilerin protestolarına ve ilişkilerin tamamen kesilmesini talep eden dilekçelere rağmen, bu sözleşmeler hiç azalmadan devam ediyor.

Çelişkiler diplomasiye de uzanıyor. İtalya, ateşkes çağrısı yapan BM Genel Kurulu kararlarında defalarca çekimser kaldı veya aleyhte oy kullandı, Mayıs 2024'te Filistin'in BM üyeliği başvurusunu desteklemeyi reddetti ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne karşı İsrail'in yanında yer aldı; Tajani, UCM savcısı Karim Khan'ın Netanyahu ve savunma bakanı için tutuklama emri talebini “kabul edilemez” olarak nitelendirdi.

Oysa Uluslararası Adalet Divanı’nın Ocak 2024’te Gazze’de soykırım riskinin makul bir ihtimal olduğunu kabul etmesinin ardından, Soykırım Sözleşmesi’ni imzalamış bir ülke olarak İtalya, bunu önlemek için harekete geçmekle yasal olarak yükümlü hale geldi. İsrail’in savaş çabalarını kolaylaştıran silah, mühimmat, patlayıcı ve bileşenlerin tedarikine devam etmek, sadece suç ortaklığı değil, aynı zamanda uluslararası hukukun ihlali anlamına da geliyor. Kaçırılan her oylama, sessizce yapılan her lisans yenilemesi, bu ihlali pekiştiriyor.

Öyleyse Meloni'nin nihai amacı nedir?

Sosyolog Alessandro Orsini uygun bir metafor sunuyor. “Gaza Meloni: The Foreign Policy of a Satellite State” (Gazze Meloni: Bir Uydu Devletin Dış Politikası) adlı kitabında, Meloni'nin davranışını bir “engerek stratejisi” olarak tanımlıyor: "Güneş güçlü olduğunda, engerek açıkta kalan kayanın üzerindeki ışığın tadını çıkarır. Kameralar ona yöneldiğinde, Filistinliler için ‘üzüldüğünü’ söyler. Ancak güneş battığında, tıpkı İsrail lehine siyasi kararlar alınması gerektiğinde kendisi ve Antonio Tajani’nin yaptığı gibi, kayanın altına çekilir.”

Bu acımasız ama isabetli bir tasvir. Meloni’nin insani içgüdüleri, ancak siyasi bir bedeli olmadığında su yüzüne çıkıyor.

Bunun bir kısmı Avrupa’nın kendi kolektif suçluluk duygusundan kaynaklanıyor. Kıtanın sömürgeci ve antisemitik geçmişi, İsrail’le yüzleşirken ahlaki bir çekingenlik yaratmıştır. Bir diğer kısmı ise saf pragmatizmdir: Enerji bağımlılığı, savunma işbirliği ve istihbarat paylaşımı, İsrail’i AB projesi için vazgeçilmez bir ortak haline getirmektedir. Avrupa başkentleri, Gazze veya Lübnan’dan gelen görüntüler karşısında dehşete kapılsalar bile, bu ittifakı tehlikeye atmaya isteksizdir.

Ancak çifte standartlar yıpratıcıdır ve kendi çıkarlarını maskeleyen bu ahlaki dil kalıbı, Avrupa'nın kendisini yansıtıyor gibi görünmektedir. Fransa bir hafta Netanyahu'yu kınarken, ertesi hafta ona mühimmat göndermektedir. Almanya, neredeyse koşulsuz desteğini haklı çıkarmak için tarihsel sorumluluğu gerekçe göstermektedir. İtalya ise kendisini Trump ve Netanyahu'nun gündemlerinin bir aracı haline getirmiştir.

Oysa bir ülke olarak, bir zamanlar Avrupa ile Arap dünyası arasında bir köprü görevi gören, pragmatizmle empatiyi birleştiren benzersiz bir rol oynamıştık. Bu kimlik hâlâ kurtarılabilir. Ancak bunun için, savunma anlaşmalarının törensel olarak askıya alınması ya da özenle kaleme alınmış endişe beyanlarından fazlası gerekiyor. Tutarlılık ve dış politikayı beyan edilen değerlerle uyumlu hale getirme cesareti gerekiyor.

Giorgia Meloni'de bu cesaret pek yok gibi görünüyor.

İtalya gerçekten egemen bir ulus olarak liderlik etmek istiyorsa, Meloni'nin genç bir milletvekiliyken ifade ettiği ahlaki netliği yeniden keşfetmelidir. Masumların kanının döküldüğü hiçbir davanın adil olmadığına dair inancı. O zamana kadar İtalya, artık bir bağlantı kurmayan, kendi ikiyüzlülüğünün ağırlığı altında çöken bir köprü olarak kalacaktır.

* Randa Ghazy, Londra’da yaşayan İtalyan-Mısırlı bir gazeteci ve yazardır. İtalyan yayınevi Rizzoli’den, 16 ülkeye çevrilen “15 Yaşında Filistin Hayalleri” (Dreaming of Palestine at the age of 15) dahil olmak üzere birçok kitap yayınlamıştır. Yeni kitabı *Batı Gazze’de Öldü* (The West died in Gaza), Mayıs 2026’da İtalyan yayınevi Solferino tarafından yayınlanacaktır. Pan-Arap kanalı Al Araby TV'de televizyon yapımcısı olarak çalışmış ve Save the Children International'da Gazze'deki medya faaliyetlerini yönetmiştir. Burada birkaç yıl boyunca Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Doğu Avrupa Medya Müdürü olarak görev yapmış ve Gazze ablukasının 15. yıldönümünü haberleştirmek üzere görevlendirilmiştir. Serbest gazeteci ve yapımcı olarak The New Arab, Vanity Fair, The Post Internazionale (TPI), Vice News ve CNN International ile işbirliği yapmıştır.

Çeviri Haberleri

Ortaya çıkan “Barış Süreçleri” neden savaşı tekrar alevlendirme riski taşıyor?
Suudi Arabistan ve müttefikleri, giderek güçlenen İsrail-BAE eksenini dizginlemelidir
Sessiz boru hattı savaşları: Ortadoğu’nun yeni gaz haritasını kim çiziyor?
İsrail’in Hizbullah’ı silahsızlandırmada kaçınılmaz başarısızlığı
Körfez ülkeleri İran'dan korunmak için İsrail'e mi yönelecek?