Ranjan Solomon’un Middle East Monitor’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
Gazze için bir “Barış Kurulu” oluşturma fikri, katliamı uzaktan izleyenler için iyi niyetli, hatta acil bir fikir gibi gelebilir. Bu fikir, liberal hayal gücüne hitap ediyor: bir masa etrafında toplanan teknokratlar, ağırbaşlı eski liderler, uzlaşma, yeniden yapılanma ve istikrar çağrısında bulunan küresel figürler.
Ancak bu insani sözcüklerin altında, son derece hatalı bir öncül yatmaktadır. Gazze, fikir, yönetici veya plan eksikliğinden muzdarip değildir. İşgal, kuşatma, apartheid ve soykırımdan muzdariptir. Hiçbir kurul – ne kadar iyi bir markaya! sahip olursa olsun – adaleti yönetimle ikame edemez. Ayrıca plan, ağırlıklı olarak bir grup sömürgeci – iliklerine kadar Batı egemenliği altında olanlar – tarafından yürütülecektir. Kuruluş ve dolayısıyla bundan doğabilecek formül, ırkçı bir ton ve ayar ile emperyalist olacak ve İsrail'in ve Batı'nın lehine eğilimli olacaktır. Trump'ın beyaz Batı egemenliği altındaki bir kliki bir araya getirmiş olması, kalıcı ve adil bir çözümün zor olacağını göstermektedir. Adalet konusunda bir geçmişi olmayan yaşlı bir lider ve bir grup insandan daha fazla somut sonuç beklemek boşunadır.
Bu fikir şimdiden sıkıntıya girmiş durumda. İsrail Başbakanı Netanyahu, yeni açıklanan Gazze yönetim organının oluşumu konusunda ABD'yi açıkça eleştirdi. Bu fikir, Netanyahu'nun istediği ve/veya istemediği şeyle hiç uyuşmuyor. Netanyahu, Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın bu grupta yer almasını istemiyor. Objektif bir analist de aynı sonuca varırdı. Asıl soru, Netanyahu'ya isimleri veto etme, hatta önerme yetkisini kimin verdiği.
Trump'ın planladığı çoğu şey gibi, bu da başlangıç aşamasında kalacak. Bu Gazze girişimi, görünüşe göre başlangıç aşamasında kalacak. Kelimenin tam anlamıyla, İsrail ve ABD – Avrupa'nın sinsi desteğiyle – Gazze savaşını kaybetti. Gazze enkaz altında olabilir, ama hala var olmaya devam ediyor. Ve Filistinlilerin direnişi, bunun tartışmasız kalmasına izin vermeyecek. Burası Filistin toprağı. Trump'ın, hiçbir şekilde kendisine ait olmayan bir toprakta, kurullar, vakıflar veya istediği herhangi bir şeyi kurma hakkı yoktur. Ne kültürel duyarlılığı ne de siyasi becerisi vardır. Yakın çevresi, onun Gazze ve Filistin'in varlığından haberdar olmadığını, sözlüğünde “Batı Şeria” kelimesinin olmadığını öne sürmektedir. Bu sadece coğrafya bilgisizliğinden ibaret değildir. Daha da kötüsü, bu bilgisizliğin kibirle iç içe geçmiş olmasıdır.
Barış Kurulu kavramının kendisi, kökeni nedeniyle tehlike altındadır. Tarihsel olarak bu tür kurullar, ezilen halklarla dayanışmadan değil, emperyalist endişelerden, yani krizin kök nedenlerini ele almadan onu dengeleme arzusundan doğmuştur. Bunlar özgürlük değil, kontrol araçlarıdır. Gazze, öncesinde Irak ve sonrasında Afganistan gibi, direniş bastırıldıktan veya etkisiz hale getirildikten sonra yönetilmesi gereken bir “sorun” olarak yeniden tasarlanıyor. Bu barış inşası değildir. Bu, hesap verebilirlikten yoksun, şiddet sonrası yönetişimdir.
Bu tür girişimler için ortaya atılan isimler, meşruiyet krizini daha da derinleştiriyor. Tony Blair'in katılımı tek başına bu girişimi geçersiz kılar. Blair'in Orta Doğu'daki mirası barış değil, yıkımdır — Irak'tan, askeri işgal altındaki bir halka ekonomik “barış” vaadinde bulunurken İsrail'in yerleşim genişlemesini normalleştiren, felaketle sonuçlanan Dörtlü Temsilcisi görevine kadar. Blair'in deneyimi eksik değil; ahlaki güvenilirliği eksik. O, Filistin'i başarısızlığa uğratan modeli temsil ediyor: adaletsiz diplomasi, özgürlüğü olmayan büyüme ve sonuçsuz müzakereler. Trump tarafından atanan her üye irrasyonel. İstisnasız hiçbiri, politik açıdan hassas bir görev için gerekli niteliklere sahip değil.
Marco Rubio gibi isimlerin görevlendirilmesi de aynı derecede anlamsızdır. Rubio bir barış adamı değil, Amerikan istisnacılığı ve İsrail'in cezasızlığının piyadesi. Kamuya açık kayıtları, Filistin tarihine, hukukuna veya acılarına hiçbir ilgisi olmadığını, sadece İsrail militarizmine refleksif bir bağlılık gösterdiğini ortaya koyuyor. Rubio'nun Gazze'nin geleceğine anlamlı bir katkı sağlayacağını düşünmek, ideolojik katılığı uzmanlıkla karıştırmak demektir. O tarafsız değil, bilgili değil ve güvenilir değil.
Jared Kushner'ın adı ise tüm projenin entelektüel iflasını ortaya koyuyor. Filistin meselesine temel müdahalesi onu arazi anlaşmaları ve lüks yatırımlara indirgemek olan bir emlak geliştiricisi, mülksüzleştirme, travma veya dekolonizasyon hakkında ne bilir ki? Kushner'ın “Barıştan Refaha” planı, Filistinlileri hakları olan bir halk olarak değil, satın alınabilecek engeller olarak gördüğü için çöktü. Böyle bir düşünceyi yeni bir isim altında yeniden canlandırmak yenilik değil, hakarettir.
Bu da bizi Barış Kurulu konseptinin temel kusuruna getiriyor: Barışın, sonuçlarını yaşamayan ve başarısızlığın bedelini ödemek zorunda olmayan elitler tarafından dışarıdan tasarlanabileceğini varsayıyor. Gazze'yi direniş, hafıza ve siyasi irade merkezi olarak görmek yerine, onu bir yönetişim deneyleri laboratuvarına indirgiyor. Filistinliler, kararlar alındıktan sonra danışılacak paydaşlar değildir. Onlar kendi geleceklerinin yazarlarıdır.
Herhangi bir güvenilir barış süreci, tartışmaya açık olmayan bir ön koşul ile başlamalıdır: Filistinliler bu süreci yönetmelidir. Sembolik olarak değil, alt ortaklar olarak değil, mimarlar olarak. Gazze'nin sivil toplumu —doktorları, öğretmenleri, avukatları, gazetecileri, sanatçıları ve entelektüelleri— çoğu toplumu yok edecek koşullardan sağ çıkmıştır. Onlar talimat bekleyen yıkılmış insanlar değildir. Onlar, onlarca yıllık mücadele, tartışma ve fedakârlıklarla şekillenen, dünyadaki en politik bilince sahip topluluklar arasındadır.
Gazze'nin ötesinde, diasporayı, Batı Şeria'yı, mülteci kamplarını ve sürgünü kapsayan daha geniş Filistin entelektüel ve siyasi geleneği, yönetişim, hesap verebilirlik, direniş ve uzlaşma konusunda bir fikir hazinesi sunmaktadır. Edward Said'in ahlaki netlik konusundaki ısrarından, sömürgecilikten kurtulmuş bir gelecek tasvir eden çağdaş Filistinli akademisyenlere kadar, barış için entelektüel zemin zaten mevcuttur. Eksik olan şey, kontrol etmeden dinlemeye istekli uluslararası bir irade.
Aynı derecede hayati olan, bölgesel entelektüellerin ve aktörlerin rolüdür; bunlar Batı gücünün vekilleri olarak değil, sömürgecilik, bölünme ve direniş tarihine dayanan bağımsız sesler olarak. Arap, İranlı, Türk, Afrikalı, Latin Amerikalı ve Asyalı düşünürler —çoğu işgali soyut bir kavram olarak değil, yaşanmış bir deneyim olarak anlayan— herhangi bir gerçek barış mimarisinin merkezinde yer almalıdır. Barış, jeopolitik çıkarları baskıcılarla aynı olanlar tarafından tekelleştirilemez.
Bu nedenle, Gazze için gerçek bir barış çerçevesi, bir yönetim kurulu odasında yapılan egzersizlerden radikal bir şekilde farklı olacaktır. Bu çerçeve, savaş suçları ve soykırım da dâhil olmak üzere, uluslararası hukuk kapsamında İsrail'in suçlarının kesin olarak tanınmasıyla başlayacaktır. Hakikat olmadan uzlaşma değil, hesap verebilirlik üzerinde ısrar edecektir. Geri dönüş hakkı, ablukanın kaldırılması ve Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkı öncelikli olacaktır; bunlar nihai hedefler değil, başlangıç noktaları olacaktır. Barış, bombaların olmaması değil, adaletin varlığıdır.
Kurullar, elçiler ve komitelerle ilgili takıntı, daha derin bir ahlaki kaçışın da göstergesidir. Bu takıntı, uluslararası toplumun aktif görünmesini sağlarken, gerçek baskı için gerekli olan zorlu siyasi kararları (yaptırımlar, silah ambargoları, diplomatik izolasyon) almaktan kaçınmasına olanak tanır. Barış Kurulu, cesaretin yerine geçmektedir. Güçle yüzleşmek yerine öfkeyi yönetmektedir.
Böyle bir kurulun, nasıl yapılandırılırsa yapılandırılsın, Filistin direnişini barışla bağdaşmayan aşırılıkçılık olarak yeniden tanımlayarak kenara iten bir mekanizma haline gelme tehlikesi de vardır. Bu tanıdık bir taktiktir: direnişi meşruiyetinden mahrum bırakmak, işgali aklamak ve sonra işgal altındakileri kendi kontrol altına alınmalarına minnettar katılımcılar olarak davet etmek. İşgale karşı direnişin meşruiyetini onaylamayan hiçbir barış girişimi tarafsız değildir — suç ortağıdır.
Gazze'nin yukarıdan dayatılan bir Barış Kurulu'na ihtiyacı yoktur. Dünyanın onun yıkımına izin vermeyi bırakıp halkına saygı duymaya başlamasına ihtiyacı vardır. Barış, dün başarısız olan ve bugün de hesap vermeyen geri dönüştürülmüş elitlerden çıkmayacaktır. Filistin liderliğinden, bölgesel dayanışmadan ve kolaylık yerine adalete yönelik küresel bir taahhütten çıkacaktır.
O zamana kadar Barış Kurulu bir çözüm değildir. Sadece bir dikkat dağıtıcıdır.
* Ranjan Solomon; Hindistan'ın Goa kentinden, kültürel çoğulculuk, dinler arası uyum ve sosyal adalet konularında uzun yıllardır çalışmalarını sürdüren bir siyasi yorumcu ve insan hakları savunucusudur. Ulusların, hegemonyacı anlatılardan bağımsız olarak kendi kaderlerini belirleme hakkı üzerine çalışmaktadır.