Sayid Marcos Tenório’nun Middle East Monitor’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
Filistin milli takımı, 2026 FIFA Dünya Kupası’na katılmaya hak kazanamadı.
Yine de Filistin, gol ya da galibiyetlerle değil, tribünlerdeki Filistin bayraklarının sürekli dalgalanması, Gazze’ye yönelik dayanışma gösterileri ve dünya çapındaki stadyumlarda, ev sahibi şehirlerde ve halka açık izleme alanlarında yankılanan tezahüratlarla turnuvanın en belirleyici unsurlarından biri haline geldi.
Bu olgu, münferit destek jestlerinin çok ötesine geçti.
2026 Dünya Kupası, Filistin’in küresel siyasi bilincinde kendine bir yer edindiğini teyit etti. İsrail’in başlıca askeri ve diplomatik müttefiki olan Amerika Birleşik Devletleri’nde binlerce taraftar, futbol stadyumlarını Gazze’de ateşkes çağrısı yapan ve Filistin halkıyla dayanışma gösteren platformlara dönüştürdü.
Bu durum daha önce de yaşanmıştı. Katar’da düzenlenen 2022 Dünya Kupası sırasında Filistin bayrağı, turnuvanın en göze çarpan sembollerinden biri haline gelmişti. O dönemde pek çok analist, bu olguyu turnuvanın bir Arap ülkesinde düzenlenmesine bağlamıştı. 2026 turnuvası ise bu yorumu sorgulamaya açtı.
ABD, Kanada ve Meksika’daki stadyumlarda bu tür gösterilerin tekrarlanması, Filistin’e yönelik kamuoyu desteğinin bölgesel bir ifade biçiminden gerçek anlamda küresel bir harekete dönüştüğünü gösteriyor.
Bu eğilim, birçok Batılı hükümetin tutumu ile uluslararası kamuoyunun geniş kesimlerinin görüşleri arasındaki uçurumun giderek genişlediğini de ortaya koyuyor. ABD, İsrail’e siyasi, askeri ve mali destek sağlamaya devam ederken, milyonlarca insan Filistin’i insan hakları, uluslararası adalet ve halkların kendi kaderini tayin hakkı mücadelesinin bir sembolü olarak görmeye başlıyor.
On yıllardır İsrail, çatışmaya ilişkin uluslararası algıları şekillendirmek amacıyla kamu diplomasisine, yani “hasbara”ya büyük yatırımlar yapmaktadır. Dünya Kupası sırasında tanık olunan sahneler, bu stratejinin giderek artan zorluklarla karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Dünyanın en çok izlenen spor etkinliklerinden birinde Filistin bayraklarının kendiliğinden dalgalanması, küresel kamuoyu mücadelesinin, hükümetlerin anlatıların dolaşımını artık tam olarak kontrol edemediği yeni bir aşamaya girdiğini göstermektedir.
Futbol, siyasi açıdan hiçbir zaman tarafsız olmadığını bir kez daha kanıtlamıştır. Tarih boyunca Dünya Kupaları, ideolojik çatışmaları, ırkçılığa karşı protestoları, insan hakları kampanyalarını ve işgal veya ayrımcılık altında yaşayan halklarla dayanışma gösterilerini yansıtmıştır.
Spor otoritelerinin sporu siyasetten ayırma konusundaki ısrarı, tribünlerdeki gerçeklikle keskin bir tezat oluşturmaktadır; zira taraftarlar, turnuvanın sağladığı görünürlükten yararlanarak evrensel olarak gördükleri değerleri ve davaları dile getirmektedir.
2026 Dünya Kupası, FIFA’nın çifte standardını da ortaya çıkardı. İran, teknik kadrosunun üyelerine ABD’ye giriş vizesi verilmemesi ve Washington ile Tahran arasındaki siyasi gerilimlerden kaynaklanan tekrarlanan engeller dâhil olmak üzere önemli kısıtlamalar altında yarışırken, FIFA, Gazze’deki yıkım ve İsrail’e yönelik artan uluslararası suçlamalar karşısında büyük ölçüde sessiz kaldı.
Belki de turnuvanın en kalıcı mirası, taraftarların, sporcuların, sanatçıların ve toplumsal hareketlerin küresel anlatıyı giderek daha fazla şekillendirdiği yeni bir halk diplomasisi biçiminin ortaya çıkması olacaktır.
Binlerce taraftar, dayanışmanın sembolü olarak Filistin bayrağını dalgalandırdı ve Dünya Kupası’nı, FIFA’nın kendisinin bile kaçınmaya çalıştığı bir siyasi ifade sahnesine dönüştürdü.
Televizyon kameralarının önünde dalgalandırılan tek bir bayrak, yüz milyonlarca insana ulaşabilir ve sınırları, dilleri ve kültürleri aşan bir mesaj taşıyabilir.
Filistin, turnuvanın kendisinde yer almamış olabilir, ancak hiçbir spor istatistiğinin ölçemeyeceği bir şeyde varlığını hissettirdi: vicdanları harekete geçirme gücü.
Stadyumları uluslararası dayanışma alanlarına dönüştürerek, 2026 FIFA Dünya Kupası milyonlarca insan için Gazze’nin unutulamayacağını gösterdi. Küresel kamuoyu mücadelesinde Filistin, hiçbir skor tabelasının kayda geçiremeyeceği bir zafer elde etti.
*Sayid Marcos Tenório, tarihçi, Uluslararası İlişkiler uzmanı ve Brezilya-Filistin Enstitüsü’nün (Ibraspal) kurucusu ve başkan yardımcısıdır. “Filistin: Vaat Edilen Topraklar Efsanesinden Direniş Topraklarına” (Palestina: do mito da terra prometida à terra da resistência) adlı kitabın yazarıdır (Anita Garibaldi/Ibraspal).