Abdullah Muradoğlu/Yeni Şafak
“Epstein Ağı”ndaki “İngiliz Yumağı” çözülüyor mu?
Kumpasçı Sapık Jeffrey Epstein’in belgelerinde açığa çıkan şaibeli ilişkileri sebebiyle İngiltere’nin Washington Büyükelçiliği görevinden uzaklaştırılan Lord Mandelson “İşçi Partisi”nden de istifa etmişti. Mandelson, “İsrail Lobisi”nin düşman ilân ettiği Jeremy Corbyn ve taraftarlarının “İşçi Partisi”nden sökülüp atılmalarında da baş rol oynamıştı.
Corbyn’e yönelik linç kampanyasının bir diğer aktörüyse Başbakan Keir Starmer’in özel kalem müdürü Morgan McSweeney idi. Starmer’in sağ kolu” İşçi Partisi”ni Sağ’a kaydırmakla itham ediliyordu. İngiliz medyasına göre McSweeney, Mandelson’ın yetiştirmesiydi. Bu yüzden de İşçi Parti’nin yeni Mandelson’ı olarak anılıyordu. Mandelson gibi, yetiştirmesi de istifa etti.
İrlandalı olan McSweeney çok genç yaşta Londra’ya gelmiş, her nedense kısa bir süre İsrail’de bir Kibbutz’da vakit geçirmiş, ardından da İşçi Partisi’nde siyasete atılarak merdivenleri çok hızlı bir şekilde tırmanmış. Hızla yükselmesinde Lord Mandelson’ın ve İsrail yanlısı zengin iş adamlarının rol oynadığı söyleniyor. Epstein’le arkadaşlığı sebebiyle itibarını kaybeden Mandelson’ın Washington Büyükelçiliğine atanmasında McSweeney’nin baskısı etkili olmuş.
Önceki yazımda Amerikan merkezli “Epstein sarsıntısı”nın İngiltere’de Mandelson’ın istifasıyla sınırlı kalmayacağını belirtmiş idim. Nitekim McSweeney’nin istifası arkasından geldi. Starmer’in de bu sarsıntıdan sağ çıkması çok zor. McSweeney’i görevden almaya cesaret edememesi Starmer’i kötü bir duruma soktu. McSweeney’nin ise “Mandelson ataması”nı üstüne alarak Starmer’i suyun üstünde tutmaya çalıştığıysa gözden kaçmıyor.
“The Guardian” gazetesinin yazarlarından Polly Toynbee 6 Şubat tarihli yazısında “İşçi Partisi’nin Kral Faresi” olarak nitelediği Lord Mandelson’ın Londra’daki yönetim merkezi Westminster’da “ölüm ve kötülük kokusu” yaydığını söylüyordu. Toynbbe, Mandelson’ın kendisiyle beraber İşçi Parti lideri Keir Stairmer’i de dibe çekeceğini vurguluyordu.
Okurlar, meşhur tarihçi Arnold Toynbee’nin torunu olan Polly Toynbee’nin neden “Kral Fare” benzetmesi yaptığını merak edebilirler. Polisiye edebiyatın kurtlarıysa bu tabirin neye işaret ettiğini hemen hatırlayacaklardır. Kendisi de roman yazarı olan Polly Toynbee “Kral Fare” betimini İngiliz polisiye yazarı Michael Dibdin’in “Fare Kral” romanından esinlenmiş olabilir.
Fare krallar, dar alanda sıkışan çok sayıda farenin kuyruklarının irin, kan ve pislikle biribirine dolanarak yapışması sonucu bir kütle olarak ortaya çıktığı söylenilen mitolojik hayvanlardır. Gerçek hayatta, biribirine yapışık halde gelişen bu türe nadiren de olsa rastlanmıştır.
İtalya’da geçen ve televizyon filmi olarak da çekilen Dipdin’in romanında “Fare Kral” karmaşık çıkar ilişkilerine dayanan bir suç vakası için kullanıyordu. “Dedektif Zen” dizisinin ilk romanı olan “Fare Kral”da Yargıç Bartocci, Dedektif Aurelio Zen’e sözkonusu vakanın çözülmesinin ne kadar zor olduğunu anlatmak için” Fare Kral” betimlemesine başvuruyordu. Bartocci “Fare Kral”ın yapışık olduğu sürünün egemen hayvanı olduğunu belirterek şöyle diyordu:
“Bu ülkede bir yerlerde bir kaplamanın altında bütün farelerin kralının saklı olduğuna inanan pek çok insan var. Kimisi bunun Calvi olduğuna inanıyor, kimisi de Gelli olduğunu düşünüyor. Bazıları da başka biri, hepsinin üstünde ve ötesinde, belki de hükümetten bir isim ya da tam tersine kimsenin adını bile duymadığı biri olduğuna inanıyor. Hepsinin fikir birliği halinde olduğu tek şey bu hayvanın, bu süper-farenin varlığı. “
Bartocci bir başka sayfadaysa Dedektif Zen’e güçlü ortak çıkar odaklarının komplolarını bireysel çabalarla alt edilemeyeceğini belirterek, “Bunu bilmem gerekirdi. Sana daha önce de söylediğim gibi, fare kral kendi kendini yönetir. Her bir farenin gücü hepsinin gücüdür. Onlara karşı bireysel bir girişim kaybetmeye mahkumdur. Sistem ancak politik olarak, bir arada hareket ederek, daha güçlü bir sistem kurularak yıkılabilir” diye konuşuyordu.
Hasılı kelam, romanda “Fare Kral”a benzetilen suç vakasının aktörleri biribirilerinden şüphelendiklerinde hayatta kalmak için biribirilerini yemeye başlıyorlar. Polly Toynbee’nin ”Kral Fare” betimiyle neleri kastetmiş olabileceği de böylece, az-çok, açıklığa kavuşuyor.
“Olağan şüpheliler”in küresel kumpas ağının “İngiliz yumağı” çözülüyor. “Asılacaksan İngiliz sicimiyle asıl” diye bir laf var. Bu deyim İngiliz siciminin sağlamlığına atfediliyor. İngiliz yumağı çözülmeye başlamışsa, diğer yumakların da önünde sonunda çözüleceğini göreceğiz.