"Eğer doğruyu söylüyor iseniz, bu va'id (edilen günün sorgu ve azabı) ne zamandır?" derler"

"Eğer doğruyu söylüyor iseniz, bu va'id (edilen günün sorgu ve azabı) ne zamandır?" derler. Enbiya 38

           

"Eğer doğruyu söylüyor iseniz, bu va'id (edilen günün sorgu ve azabı) ne zamandır?" derler. Enbiya 38

Eğer sâdıklarsanız bu vaad ne zaman?  Korkuttuğunuz bu âhiret, bu kıyâmet, bu tekrar diriliş ne zaman? Ne zaman müslümanlar cennete gidecek? Kâfirler ne zaman cehenneme yuvarlanacaklar? Yahut bu kitapta vaad edilen müslümanların galibiyetleri, müslümanların yeryüzünde hâkimiyetleri ne zaman? 

Allah bu kitaptaki müslümanlara vaadini, hükmünü ne zaman tamamlayacak? Ne zaman bu müslümanlar dünyada egemen duruma gelecekler? Bunu kâfirler de söylüyorlar. Allah’ın yardımıyla uzun bir yıkılıştan sonra İslâm dünyasının yavaş yavaş kendine gelmeye başladığı şu günlerde müslümanlıklarının farkında olmadan bir hayat yaşayan müslümanlar da söylüyorlar. Allah’ın zafer vaadi ne zaman?

Allah´ın, kendilerine delillerini ve azabını acele olarak göstermesini iste­yen bu müşrikler, Peygamber´e: "Eğer vaadettiklerinizde doğru iseniz bu vaadettiğiniz azap bize ne zaman gelecektir " derler. Onlar bu sözleriyle, gele­cek olan ilâhî azapla alay etmişlerdir.
     

BASAİRUL KUR’AN


​Râzî, bu ayetin tefsirinde ve azap beklentisiyle alay eden münkirlerin mantığı üzerine şu temel yapıları inşa eder:

​1. Alay ve Meydan Okuma Psikolojisi

​Râzî’ye göre müşriklerin bu soruyu sormalarının amacı, gerçekten bilgi edinmek veya kıyametin/azabın vaktini öğrenmek değildir. Buradaki soru "istihza" (alay etme) ve "inkârı pekiştirme" amacı taşır. Onlar, azabın hemen gelmeyişini, peygamberin (s.a.v.) haksızlığına ve kendi haklılıklarına bir delil olarak sunmaya çalışırlar.

​2. "Doğru Söylüyorsanız" Şartının Çürütülmesi

​Ayetin içindeki "Eğer doğru sözlüler iseniz..." ifadesini tahlil eden Râzî, inkârcıların kurduğu mantık hatasını şöyle açıklar:

​Müşrikler, bir şeyin gerçekleşeceğini haber vermek ile onun ne zaman gerçekleşeceğini bilmeyi aynı şey zannediyorlardı.

​Bir peygamberin görevi azabın veya kıyametin vaktini tayin etmek değil, onun kesin olarak geleceğini haber vermektir. Dolayısıyla, vaktin bilinmemesi, o olayın meydana gelmeyeceğine delil olamaz.

​3. Siyak ve Sibak (Ayetin Öncesi ve Sonrasıyla İlişkisi)

​Râzî der ki: İnsanın fıtratındaki o acelecilik duygusu, müşriklerde azabı bir an önce isteme ve gelmeyince de onunla alay etme şeklinde tezahür etmiştir.

​Hemen ardından gelen 39. ve 40. ayetler ise bu alaycı soruya dehşetli bir cevap niteliğindedir: Azap öyle ansızın gelecektir ki, onu ne yüzlerinden ne de sırtlarından uzaklaştırabileceklerdi.

​4. Akli ve Kelami Boyut
​Râzî, bir kelam alimi olarak Allah’ın mühlet vermesini (ihmâl değil, imhâl) vurgular. Allah’ın azabı ertelemesi, inkârcıların haklılığından değil,İ O’nun hikmetinden ve kullarına tövbe etmeleri için tanıdığı zamandandır. Müşrikler ise bu ilahi rahmet ve mehil payını, kendi akılsızlıkları yüzünden bir alay malzemesi haline getirmişlerdir.

​Özetle Tefsir-i Kebir'e göre; Enbiyâ 38. ayet, insanoğlunun hakikat karşısındaki sabırsızlığını, azap gibi dehşetli bir konuyu bile sırf inkâr hırsı yüzünden hafife alabilecek kadar körleşebileceğini gösteren ibretlik bir psikolojik tahlildir.
     

TEFSİRİ KEBİR

Kur'an Haberleri

O inkâr edenler, … kendilerine yardım da edilmeyeceği zamanı bir bilselerdi!
“İnsan, aceleci bir tabiatla yaratılmıştır”
 'Sizin ilâhlarınızı diline dolayan bu mu?' diyerek seni hep alaya alırlar
“Her nefis ölümü tadacaktır”
"Şimdi sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar?"