Yaşar Değirmenci / Yeni Akit
Mukaddes ölçülerimizle oynamayın!
Hayatımız yaşadıklarımızdır. Dilimizdeki iddialar, hatıralar, alakalar, mensubiyetler, yaşanmıyor ise; hayatımızı etkileyip yönlendiremiyor ise, kendi kendimizi kandırıyoruz demektir. İmanımız, Dâvâ şuurumuz, meselelere bakışımız pratiğe yansımıyor, sosyal hayatımızda kendini göstermiyor. Bildiklerimiz, okuduklarımız, dinlediklerimiz, anlattıklarımız nakilden ibaret kalıyor. Peygamber Efendimizden bahsediyoruz, Allah dostlarının hayatından, mevıza kitaplarından menkıbeler anlatıyoruz, ancak yeteri kadar etkimiz yok! Ağırlığımız yok! Gidişat bizi sürüklüyor. Özne değil, nesneyiz. Âyette zikredilen “Üsve-i Hasene” olamıyoruz. Sünneti çağa taşıyamıyoruz. Zaman ve mekân üstü bir hayat nizamını dar kalıplar içine sokmaya çalışıyoruz.
İslam’ın hayatın her alanına koyduğu dengeli, mutedil (aşırılıktan uzak) ve ahlaki sınırları ifade eder. Ne olur biraz TV dizilerinden kurtulup “sûre dizileri”ne baksak! Toplumsal hayatın merkezinde artık camiler değil, “alışveriş merkezleri” var. Günümüz insanının hayat tarzı, olmazsa olmazı: lüks-israf-alışveriş! Gün içinde karşılaştığımız insanların çoğuyla, dostluk, arkadaşlık yahut din kardeşliğinin yerinde televizyon var, internet var. Daha düne kadar “tüm yeryüzü mescid” diye inanılırken, bugün “tüm yeryüzü” pazara dönüştü. “Kadına şiddet” gündemde. Bir sürü faaliyetler yapılıyor, polisiye tedbirler alınıyor. Buna rağmen sonuç ortada. “Kadının hakkından Allah’a sığının. Onlar size Allah’ın emanetidir. Sizin en hayırlınız hanımına iyi davranandır” diyen bir medeniyetin insanında böyle bir mesele olabilir mi? “Aile bitiyor, gençlik çöküyor! ” vs. Bütün bu ve benzeri meselelerimizin sebebi kendi değerlerimizden uzaklaşmamızda değil mi?
Her Müslümanın Allah ve Resulü’nün ölçülerine uyması gerekirken kendisi ölçü koyar hale geldi. Öyle ‘algı operasyonları’ yapıldı ki; dinin bütünlüğü parçalandı. Her türlü günahı işliyor, namazını da kılıyor. ‘O ayrı bu ayrı’ diyecek duruma düşüyor. Tabanı (alt yapısı) âyet, hadis, sünneti seniyye, siyer ile döşenmeyince kendi yetiştiği/yetiştirildiği cemaat veya camianın verdiklerini uyulması gereken ölçü olarak ele aldı. Ayet ve hadisin ölçülerine vurarak yaşama pratiğini gösteremedi. Bir de ‘keramet ve medih’ler düşüncesine akaidine yerleşti/yerleştirildi.
Ölçüsüzlük, ifrat ve tefrit (abartı ve ihmal) olarak yaygınlaştığı zaman itidal, ölçü olmaktan çıkar. Tabii ‘vasat (orta/model/örnek) ümmet’ ölçüsüne de uyulmaz. Bu durum, her şeyin karma karışık olması yani tam bir ölçüsüzlük demektir. İslâm’ın mukaddeslerine, (kutsallarına) koyduğu sınırlara, (kırmızı çizgilerine) sünneti seniyyenin şekillendirdiği uygulama biçimlerine her konuda büyük bir itina, özel bir dikkat gösterilip ölçüsüzlüklerden/dengesizliklerden kaçınmak şarttır. Hercümerce (karmaşaya) sebep olmak vebaldir. Dinimizi; bir hayat nizamı olarak görmeyenler, boşluk bırakıp kendi paganlarını (yapay kutsallarını) koyarak hayatın dışına çekenler, ‘Peygambersiz bir din’ vicdanlara hapsedilen bir din anlayışına tâbi olurlar/oluyorlar. Allah’a kulluğu unutan başka imkan ve teknolojik pagana, zihin işgallerine kul/köle/esir oluyorlar.
Baba sadece ekmek getiren değil; evladını haramdan koruyan, doğruyu öğreten, örnek olan kişidir. Oğlunu nefsine teslim eden baba görevini yapmamıştır.
Anne kendi gençliğinde görmediği rahatlığı, ölçüsüz özgürlüğü, sınırsız serbestliği kızında telafi etmeye çalışıyor. Tesettürü baskı sayıyor, mahremiyeti gericilik sanıyor, flörtü çağdaşlık görüyor, gece hayatını özgürlük diye pazarlıyor. Oysa gerçek özgürlük nefsin kölesi olmamak, modanın esiri olmamak, şehvet pazarına malzeme olmamaktır.
Anne de sorumludur. Baba da sorumludur. Evlat emanettir, oyuncak değildir. Onların üzerinden kendi ukdelerimizi tatmin etmek, yaşayamadığımız hayatı onlara yaşatmak emanete ihanettir.
Bugün neden nikâh zor, haram ilişki kolay? Neden hayâ alay konusu, arsızlık cesaret sayılıyor? Neden anne-baba evladının namazını değil telefonunu düşünüyor?
Neden Kur’an sesi azaldı da eğlence sesi çoğaldı? Çünkü ölçü değişti. Allah’ın rızası yerine insanların alkışı tercih edildi.
Unutulmamalıdır ki: Bir dinin yaşanması, ona ait inanç, ahlak, ibadet ve muamelat esaslarına sahip çıkmakla mümkündür. Dindarlık da dinde olanı yaşamaktır.
Dinî ölçülerden uzaklaşmanın sonu, nefsini ölçü haline getirmektir. Rabbim hıfzu himaye buyursun.