"Dedi ki: 'Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan (cennetten) inin! Artık benden size bir hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz.'" Taha/123
Allah Teala, Hz. Âdem ve Havva´ya "Hep birlikte yeryüzüne inin. Sizler İblis´e ve onun soyundan gelenlere İblis de size ve sizin soyunuzdan gelenlere düşman olacaktır. Ey Âdem, Havva ve îblis, yolumun ne olduğunu açıklayan hükümlerim ve yaratıklarım için seçtiğim din, sizlere gelince kim o hükümlere uyarsa o kimse hak yoldan sapmaz. Âhirette de hüsrana uğrayanlardan olmaz.
Böylece insanlar ve şeytanlar arasındaki düşmanlık açıklanmış oldu. Hiç kimse “ben gafil avlandım” “bilmediğim için aldandım” diyemezdi. Çünkü artık öğrenmiş ve bilmiş oluyorlar. Bu yüce emir, bütün aleme ilan edilmişti. “Siz birbirlerinizin düşmanısınız.”
Yerleri ve gökleri titreten bütün meleklerin şahit olduğu bu açıklamanın yanında yüce Allah, kullarına yönelik merhametinin sonucu olarak, doğru yolu gösterecek peygamberlerini de göndermiştir. Elleriyle kazandıklarının cezasını çekmeden onları uyarmayı uygun görmüştür. Hz. Adem ile iblis arasındaki düşmanlığı ilan ettiği günde, kendilerine doğru yolu gösteren peygamberlerin geleceğini ve bundan sonra doğru yolda gidenleri ödüllendireceğini, sapıklığa düşenleri ise cezalandıracağını açıklamıştır.
FİZİLALİL KUR’AN
İşte bizler bu dünyada Rabbimizin düşmanını düşman bilerek, Rabbimizin dostlarını da dost bilerek bir hayat yaşayacağız ve sonunda İblise düşman ve Allah’la barışık olarak ölmeyi becereceğiz. İşte hedefimiz bu olacak. Bu savaş imanla küfür, hak ile bâtıl, hidâyetle dalâlet arasında devam edecek bir savaştır.
Bakıyoruz ki şu anda dünya siyasetine hakim olan şeytani güçler sürekli savaşı körüklüyorlar. Her toplantıda barıştan söz edilir, ama bir türlü barış gerçekleşmez. Barıştan bahsedenler hep müslüman kanı akıtmaktan yanadırlar. Barış sözleri bile müslümanları yok etme planlarıdır. Hayır hayır müslümanlar bu sözlere aldanmamalıdır.
Öyleyse bu âyetlerle bizden istenen; iman cephesinde, Adem cephesinde yerimizi almak, safımızı iyi belirlemek Allah’ın düşmanlarını düşman bilmek, dostlarını dost bilip hayatımızın sonuna kadar böyle bir şuurla yaşamaktır. Hayatımızın sonuna kadar şeytanla ve şeytan taraftarlarıyla mücadele etmek zorundayız. Kim Benim kitaplarıma, elçilerime tabi olur, hayatını onlar kaynaklı yaşarsa onlar asla ne sapıtırlar, ne de şaki olup sıkıntı içine düşerler. Kitabıma, vahyime, elçime tabi olanlar asla mutsuz olmazlar, asla bedbaht olmazlar. Benimle barışık bir hayat, elçilerim ve kitaplarımla tanışık bir hayat asla mutsuzluk ve huzursuzluk getirmeyecektir.
BASAİRUL KUR’AN
İşte Zemahşerî’nin bu ayet üzerindeki temel yorumları:
1. "Hepiniz İnin" Emri ve Muhataplar
Zemahşerî, buradaki "hepiniz" (cem' sığası) ifadesinin kimleri kapsadığı üzerinde durur. Ona göre bu hitap sadece Hz. Adem ve Hz. Havva’ya değil, onların zürriyetine (insanlığa) ve İblis’e yöneliktir.
Düşmanlık: Ayetteki "birbirinize düşman olarak" ifadesini, insan ile şeytan arasındaki bitmek bilmeyen savaşa ve insanların kendi aralarındaki çıkar çatışmalarına işaret olarak görür.
2. "Sapmaz ve Bedbaht Olmaz" (Lâ Yadıllu ve Lâ Yeşkâ)
Zemahşerî bu ikili ifadeyi dünya ve ahiret dengesi üzerinden açıklar:
Dünyada Sapmamak: Allah’ın gönderdiği rehbere (vahye) uyan kimse, dalalete düşmez; yani hayatını şaşkınlık ve belirsizlik içinde geçirmez. Zira elinde hakikati gösteren bir "nûr" vardır.
Ahirette Bedbaht Olmamak: Vahye tabi olan kişi, ahirette azap görerek mutsuz (şakî) olmaz.
Zemahşerî bu ayeti tefsir ederken meşhur sahabi İbn Abbas’ın şu sözüne atıfta bulunur: "Allah, Kur’an’ı okuyup ona uyan kimsenin dünyada sapmayacağını, ahirette de mutsuz olmayacağını garanti etmiştir."
3. Hidayetin Mahiyeti
Zemahşerî bir dil üstadı olarak, ayetteki "hidayet" kavramının altını çizer. Buradaki hidayet, sadece kuru bir bilgi değil, amel ile taçlanmış bir yoldur.
Eğer bir kul, Allah’ın gönderdiği vahiyle (Kur'an ve peygamberin rehberliği) bağını koparmazsa, aklını ve iradesini doğru yönde kullanmış olur.
Zemahşerî burada insanın cüzi iradesine ve bu hidayeti seçme sorumluluğuna da dolaylı olarak dokunur; kurtuluşun ancak aktif bir "tabi olma" eylemiyle mümkün olduğunu savunur.
EL KEŞŞAF TEFSİRİ