“İşte böylece biz, onu Arapça bir Kur´an olarak indirdik. Biz onda çeşitli tehditleri zikrettik ki insanlar Allah´tan korksunlar ve Kur´an onlara bir hatırlatmada bulunsun.” (Taha: 113)
İşte böylece Onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik. Ve O Kur’an’da tehditleri de ayrıntılı bir şekilde ifade ettik. Umulur ki bu insanlar Onunla yol bulurlar, hayatlarını Ona sorarlar, hayatlarını bu kitabın sahibi için yaşarlar. Onlar için bu Kur’an bir zikir, bir uyarı, bir gündem, bir yol gösterici olur. Belki sakınırlar, ibret alırlar diye.
Kur’an Arapça, Muhammed (a.s) ve çevresindeki Mekkeliler Arapça konuşmaktadırlar. Bu kitabın âyetlerini duyan herkes de Allah’ın ne dediğini anlar ve kavrar. Âyetler insanların anlayabilecekleri bir şekilde ayrıntılı olarak ifade edilir. Cennet, cehennem, sâlih amel, gayri sâlih amel, eski toplumlar, haberler her şey her şey açık ve net bir şekilde ortaya konur. Ve hiçbir kimsenin, yahu burada ne deniyor? Burada ne anlatılıyor? demeye ve itiraz etmeye hakkı da kalmıyor.
O gün öyleydi, bugün de böyledir. İnsanlar kıyâmete kadar bu Kur’an’ı anlamak zorundadırlar. Türk bir ana-babadan, İngiliz bir ana-babadan, kürt bir ana-babadan doğanlar da iman ederler. Allah’tan hidâyet isterler. Allah ta hidâyetini kitabında ve elçisinde gösterir. O hiç Arapça bilmeyen insan müslüman olduktan sonra başlar yavaş yavaş Allah’ın kitabını anlamaya. Resûlünü tanımaya, Resûlünün hadislerini öğrenmeye, anlar ve tanır. Rasûlullah ve ashabına hidâyet olan bu Arapça Kur’an o dönemin Arap olmayanlara hidâyet olan bu kitap hangi dili konuşursa konuşsun bu kitabın hidâyetiyle hidâyet bulur ve şereflenir.
BASAİRUL KUR’AN
İşte Râzî’nin bu ayete dair öne çıkan açıklamaları:
1. Kur’an’ın Arapça İndirilmesinin Hikmeti
Râzî, Kur’an’ın Arapça olarak nitelenmesini şu gerekçelere bağlar:
Muhatabın Anlaması: İlk muhataplar Araplar olduğu için, hüccetin (delilin) tam olarak yerleşmesi ancak onların en iyi bildiği dilde olmasıyla mümkündür.
Fesahat ve Belağat: Râzî’ye göre Arap dili, incelikleri ifade etme ve kalbe tesir etme noktasında diğer dillerden daha geniş imkanlara sahiptir. "İşte böylece" ifadesi, önceki ayetlerde anlatılan kıssalar ve hükümler gibi, bu kitabın tamamının da mucizevi bir beyanla sunulduğunu gösterir.
2. Ayet metnindeki "ve sarrafnâ" (tasrif ettik) kelimesi üzerinde Râzî özellikle durur:
Yöntem Çeşitliliği: Tasrif, bir şeyi bir halden başka bir hale çevirmektir. Râzî der ki; Allah korkutma, müjdeleme, vaad, vaîd (tehdit) ve kıssaları farklı üsluplarla tekrar etmiştir.
Psikolojik Etki: Bir üslup bir insana etki etmezse, diğerinin etki etmesi umulur. Bu, Allah’ın kullarına olan merhametinin bir tezahürüdür; onları hidayete ulaştırmak için her yolu denemiştir.
3. "Umulur ki Sakınırlar" (Leallehum Yettekûn)
Râzî, burada "lealle" (umulur ki) ifadesinin Allah hakkında kullanılmasının kelami boyutunu açıklar:
Kula Göre Beklenti: Allah için "belki/umulur ki" demek imkansızdır (çünkü O sonucu bilir). Râzî’ye göre bu ifade, "Siz öyle bir durumdasınız ki, dışarıdan bakan biri sizin artık sakınmanızı bekler" anlamındadır.
Takva ve Zikir: Ayetteki iki gaye şudur:
Müstakbel Günahlardan Sakınma: Kötülükleri terk etmeleri.
Geçmişi Hatırlama (Zikir): Kur’an’ın onlarda yeni bir bilinç (zikir) uyandırması, unuttukları fıtri tevhid inancını canlandırması.
Râzî, bu ayeti insanın iradesi ve sorumluluğu ile ilişkilendirir. Eğer Kur’an bu kadar açık, bu kadar çeşitli yöntemlerle ve kendi dillerinde gelmişse, buna rağmen yüz çevirenlerin mazereti kalmamıştır.
Özetle Râzî der ki: Allah, bu ayetle beyanın (anlatımın) zirveye ulaştığını, sakınmayanların ise kalplerindeki hastalıktan dolayı bu şifadan mahrum kaldıklarını vurgulamaktadır.
TEFSİRİ KEBİR