(Firavun) Dedi ki: "Ben size izin vermeden önce O'na inandınız, öyle mi? Kuşkusuz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandırıcağım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız." (Taha:71)
Evet, zorba Firavun, imana gelen büyücülerine ne diyor? “Ben size izin vermeden ona inandınız ha!” Bu nasipsiz zorba bilmiyor ki, eski büyücüleri, kalplerini ateşi ile tutuşturmuş olan bu imanı, kendileri bile geri püskürtemezler. Çünkü “insan kalbi, rahmeti bol olan yüce Allah’ın iki parmağı arasındadır , onu dilediği tarafa döndürüverir. Ayeti okumaya devam ediyoruz:
“O size büyücülüğü öğreten elebaşınızdır.”
Bu nasipsiz zorbaya göre büyücülerin Hz. Musâ ya teslim olmalarının sebebi budur. Yoksa bu teslim oluşun nedeni, hiç beklemedikleri bir kanaldan sızan iman nurunun kalplerine yürümesi, yada rahmeti bol olan yüce Allah’ın, gözlerini örten sapıklık perdesini kaldırmış olması değildir.
Fakat iş işten geçti artık. İmanın dokunuşu, küçücük atomu görkemli kaynağına ulaştırmayı başarmıştır. Şimdi o kaynak, yani kalp, artık güçlüdür.. Şimdi bütün yeryüzü kaynaklı güçler artık zayıftır. Şimdi yeryüzü tutsaklığı anlamındaki hayat, son derece değersiz ve ucuzdur. Artık bu kalplerin önüne ışıklı, parlak ufuklar açılmıştır. bundan sonra ne yeryüzüne ve orada beslenen kısa ömürlü amaçlara metelik verirler ve ne de yeryüzü tutsaklığı anlamındaki yaşamayı aldatıcı lüksleri umursarlar.
Allah Teala bu âyet-i Kerimede, Firavun´un inkarcılıkta ve azgınlıkta ne kadar ileri gitiğini, bâtıla sarılıp hakka karşı nasıl şımardığını beyan etmektedir. Zira Firavun, gözleri kamaştıran mucizeleri görmüş, kendilerinden imdat beklediği sihirbazların İman ettiklerini müşahade etmiş buna rağmen hakka boyun eğmemiştir. Bilakis, şiddete başvurmuş ve tehditler savurmaya başlamıştır.
Evet, hakka dayanmayan her zorba böyledir. Hakkın Önünde âciz kalınca mevki ve makamını kullanır ve zorbalığa başvurur. Yalan ve iftiralar onun için pek kolaydır. Fakat kişinin kalbine iman girdiğinde, karşısına çıkan bütün güçleri ilahi gücün karşısında hiçe sayar. Tağutlarm karşısına dikilir, hakkı haykırmaktan asla çekinmez. Nitekim günün başlangıcında iman etmiş olan sihirbazlar günün ortasında Allah´ın erleri olmuşlar, günün sonunda ise şehadet şerbetini içmişlerdir.
FİZİLALİL KUR’AN
Râzî’nin bu ayete dair tefsirindeki temel noktalar şunlardır:
Râzî, Firavun'un "Benç size izin vermeden mi ona iman ettiniz?" sözünü onun aşırı kibri ve tanrılık iddiasının bir yansıması olarak görür.
Kalbe Hükmetme Çabası: Râzî'ye göre Firavun, sadece bedenlere değil, insanların kalplerine ve düşüncelerine de hükmetmek istemektedir. İmanın bir "izin" meselesi olduğunu iddia ederek, insanın iradesine yapılabilecek en büyük müdahaleyi savunur.
Sihirbazların iman etmesi, halkın gözünde Firavun'un meşruiyetini sarsmıştır. Firavun, bu "izin" çıkışıyla otoritesini yeniden tesis etmeye çalışmaktadır.
Firavun, halkın Hz. Musa’nın mucizesinden etkilenmesini önlemek için bunun bir "danışıklı dövüş" olduğunu iddia eder. Güya Musa onların hocasıdır ve bu yarışma önceden planlanmış bir tiyatrodur.
Râzî’nin İtirazı: Râzî, bu iddianın mantıksızlığını vurgular: Eğer Musa onların ustası olsaydı, herkesin gözü önünde onları rezil etmez, aksine gizlice anlaşırlardı. Ayrıca sihirbazlar şehre dışarıdan toplanıp getirilmişlerdi, Musa ile daha önce tanışmaları imkansızdı.
Râzî, bu ayetin sonunda Firavun'un aslında ne kadar aciz kaldığına işaret eder:
Firavun delil ile galip gelemediği için kaba kuvvete başvurmuştur. Râzî'ye göre, bir tartışmada taraflardan biri şiddete başvuruyorsa, bu onun fikren ve ilmen mağlup olduğunun en kesin kanıtıdır.
Râzî, sihirbazların bu ağır tehditler karşısında geri adım atmamalarını, imanın insanın iç dünyasında yarattığı büyük devrimle açıklar. Az önce Firavun'dan ödül bekleyen bu insanların, bir an sonra ölümü göze almaları, "yakîn" (kesin bilgi ve iman) nurunun kalbe girmesiyle açıklanır.
TEFSİRİ KEBİR