Bekleyen bir gelinlik: Gazze’de düğününden birkaç gün önce vurulan gelin adayı

Artık her köşe sessizliğe bürünmüş, evin her yerine dağılmış düğün eşyaları ise sürekli bir acı kaynağı haline gelmiş durumda.

Shaimaa Eid’in Palestine Chronicle’da yayınlanan yazısını Barış HoyrazHaksöz Haber için tercüme etti.


Gazze’nin merkezindeki El-Magazi mülteci kampında mütevazı bir evin içinde, genç Hala Derviş, dünyanın her yerindeki kızların hayal ettiği gibi, düğününden önceki son saatlerini geçiriyordu.

Beyaz gelinliği hazırdı, nişanlısı tüm düğün hazırlıklarını tamamlamıştı ve aile, uzun süredir savaş ve roket seslerine alışmış bir şehirde nadir bir sevinç anı yaratmaya çalışarak son hazırlıklarla meşguldü.

Ancak, yeni bir hayata başlamadan önce ailesinin evinde geçireceği son gece olması gereken o gece, saniyeler içinde ailenin hâlâ anlamaya çalıştığı yıkıcı bir trajediye dönüştü.

30 Nisan Perşembe akşamı, Hala ailesiyle birlikte evlerinde oturmuş akşam yemeğini hazırlıyordu. Gazze'deki yaşamın getirdiği sürekli korkuya rağmen ortam sakindi, mutluluk ve heyecanla doluydu. Aile, tek bir merminin hayatlarını altüst edeceğini hiç tahmin etmiyordu.

Hala’nın annesi Um Lotfi, Palestine Chronicle’a verdiği demeçte, kızının o gün olağanüstü mutlu olduğunu söyledi. Sanki etraflarını saran korkudan bir parça neşe koparmaya çalışır gibi, yaklaşan düğününden, kutlamanın en ince ayrıntılarından, gelinlikten ve konuklardan durmadan bahsediyordu.

Acıyla boğuk bir sesle konuşan annesi, Hala'nın uzun zamandır bu günü hayal ettiğini söyledi.

Gazze'deki zorlu koşullara rağmen, aile onu mutlu etmek için ellerinden gelen her şeyi yapmıştı. Neredeyse her şeyi hazırlamışlardı, nişanlısı ise düğün için gerekli olanları çoktan ayarlamıştı.

“Sürekli gülüyordu ve düğün gününün bu kadar yaklaştığına inanamadığını söylüyordu,” dedi annesi.

Olaydan sadece birkaç gün önce, Hala’nın annesi de bacağından vurulmuştu, ancak kızının mutluluğunu gölgelememek için acıyı görmezden gelmeye çalıştı. Evde zar zor hareket edebildiğini, ancak düğün hazırlıkları boyunca Hala’nın yanında durmakta ısrar ettiğini söyledi.

“Bacağımdan yaralanmıştım, ama onun önünde güçlü görünmeye çalıştım. Düğününden önce üzülmesini ya da endişelenmesini istemedim,” diye açıkladı.

Sonra birdenbire, ailenin hiç beklemediği bir anda, El-Magazi mülteci kampının doğusunda konuşlanmış bir İsrailli keskin nişancı tarafından ateşlenen bir mermi, evin kapalı cam penceresini delip geçti ve Hala’nın kafasına isabet etti.

Annesi, hikâyesine devam etmeden önce birkaç saniye durakladı; sakinliğini korumaya çalışıyordu ve hâlâ olanları tam olarak kavrayamamıştı.

“Camın kırılma sesini duydum, sonra Hala’nın önümde yere yığıldığını gördüm,” diye hatırladı.

“Kafasından korkunç bir şekilde kan akıyordu. Avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım ve ona doğru koştum. Ne olduğunu anlayamıyordum. Her şey bir saniye içinde oldu.”

Anne, titreyen kızını kucaklayıp odadan oturma odasına sürüklediğini, titrek elleriyle kanamayı durdurmaya çalıştığını söyledi.

O anda Hala’nın babası odaya girdi, ancak kanlar içindeki kızını görünce şoktan bayıldı.

“Babası bu manzaraya dayanamadı,” diye ekledi. “Hemen yere yığıldı. Onu çok seviyordu. O, gelin olarak görmek için beklediği kızıydı.”

Bu sırada Hala’nın erkek kardeşi, panik, ağlama ve çığlıklar arasında onu kucağına alıp hastaneye koştu. Annesi, kızının ruhunun gözlerinin önünde kayboluyormuş gibi hissederek onların peşinden koştuğunu söyledi.

“Onların peşinden koşuyordum, çılgınca bağırıyordum,” dedi. “Doktorlara ve gördüğüm herkese durmadan soruyordum: Hâlâ hayatta mı? Nefes alıyor mu? İçinde hâlâ hayat var mı? O gece, sanki kalbim durmuş gibi hissettim.”

Hastanede Hala, acil servise götürüldü, kafa tomografisi çekildikten sonra Deyr el-Belah’daki El-Aksa Şehitler Hastanesi’nin yoğun bakım ünitesine nakledildi.

O geceden beri annesi, birkaç saatlik kısa aralıklar dışında hastaneden neredeyse hiç ayrılmadı. Her gün yoğun bakım ünitesinin kapısının yanında oturuyor, doktorlardan içini rahatlatacak bir haber bekliyor ve kalbini saran korkuya rağmen umuda tutunuyor.

O acı dolu günleri anlatırken, her sabah Hala’nın yanına gidip, ona cevap vermese de onunla konuştuğunu söyledi.

“Ona onu beklediğimizi, gelinliğinin hâlâ burada olduğunu ve herkesin onun için dua ettiğini söylüyorum,” dedi sessizce. “Bazen kendimi tutamıyorum ve sürekli ağlıyorum, onun uyanıp tekrar bize dönmesini bekliyorum.”

Şu ana kadar Hala yoğun bakımda kalırken, ailesi dua, korku ve kızlarının kaderine dair endişeli bekleyişle dolu zor günler geçiriyor.

Annesi, Hala'nın yaralanmasından bu yana evin tamamen değiştiğini söyledi. Artık her köşe sessizlikle dolu, evin her yerine dağılmış düğün eşyaları ise sürekli bir acı kaynağı haline gelmiş durumda.

“Evdeki her şey bize onu hatırlatıyor,” dedi. “Giysileri, düğün eşyaları, hatta kahkahasının sesi bile hâlâ burada sanki. O eşyalara bakınca ağlamadan duramıyorum.”

Ailenin zamanla olan ilişkisinin de değiştiğini ekledi.

“Eskiden düğününü kutlayabileceğimiz günü iple çekerdik, ama şimdi yoğun bakım ünitesinin önünde saatleri sayarak Hala’nın bize geri dönmesini bekliyoruz.”

Artık korku da ailenin peşini bırakmıyor. Hala’yı vuran mermi, kapalı evlerinin penceresini deldi ve onlara artık evlerinin bile güvenli bir yer olmadığı hissini yaşattı.

“Eve dönmekten korkar hale geldik,” dedi annesi. “Bir mermi evimize bu şekilde girdikten sonra nasıl güvende hissedebiliriz? Orada uyumak ya da içeride kalmak bile zor hale geldi.”

Ailenin yaşadığı psikolojik çöküşe rağmen, Hala’nın annesi, kızının hala hayata dönebileceğine inanarak umudunu kaybetmemeye çalışıyor.

“Allah’ın ona yeni bir hayat vermesi için her an dua ediyorum,” dedi. “Bu dünyada tek istediğim, onun gözlerini açıp tekrar gülümsemesi, böylece onu kutlayabilmemiz ve beyaz gelinlik içinde yürüdüğünü görebilmemiz.”

* Shaimaa Eid, Gazze’de yaşayan bir yazardır.

Çeviri Haberleri

Çalınan Filistin topraklarını satan sinagogların önünde elbette protesto gösterileri düzenlenmelidir
Annemin yastığının altındaki çanta
İşgalin hapishanelerinde zamana karşı
Mücadelenin son silahı: “Açlık Grevi”
Kazanmak mı? Cumhuriyetçiler, ‘halkı’ yerle bir eden bir savaşı destekliyor