
Burada kafirlerin sık sık tekrarladıkları bir meydan okuyuşa değinilmektedir: "Peki, eğer sen gerçekten peygambersen, bizi tehdit ettiğin azap neden gelmiyor, zira biz senin Allah'ın Peygamberi olduğun iddiasını kabul etmiyoruz?"
Bu zalimlerin değişmez karakteridir. Önceki zalimlerin yerle bir edildikleri yerleri, harap olmuş yurtlarını görürler, tarihlerini okur, akıbetlerini öğrenirler. Buna rağmen yolun sonuna bakmaksızın onların geçtiği yolu izlerler. Öncekilerin başlarına gelenleri hatırladıkları an, aynı şeylerin kendi başlarına da geleceğine ihtimal vermezler. Yüce Allah denemek suretiyle kendilerine süre tanıyınca da büyük bir gurura kapılır, hiçbir sınır tanımayan bir şımarıklıkla azgınlaşırlar.
“Allah sözünden caymaz.”
Bu akıbet yüce Allah’ın dilediği ve hikmeti doğrultusunda takdir ettiği bir zamanda mutlaka gelecektir. İnsanların azabın acele ile gerçekleşmesini istemeleri, onun gelişini çabuklaştırmaz. Çünkü azabın ertelenmesi ile gözetilen hikmet geçersiz olmasın diye üstelik Allah’ın hesabındaki zaman ölçüsü insanlarınkinden farklıdır.
Allah’ın katındaki bir gün sizin bin yılınız gibidir. "Allah'ın karar ve iradesi sizin zamanınıza ve takviminize göre değildir. Yaptığınız kötü amellerin sonuçları da hemen işlediğiniz anda ortaya çıkmaz. O halde, zalimce ve günahkar bir tavır içine girdiklerinden beri bir on yıl veya bir yüz yıl geçtiği için ceza ve azap tehdidinin asılsız olduğunu düşünenler yanılgı içindedirler.
Öyleyse ey şu anda peygamberden azap bekleyen, Allah’ın azabını sorgulamaya çalışan Mekkeli kâfirler ve ey şu anda aynı tavrı sergileyen yirminci asrın kâfirleri, anladınız mı şimdi konuyu? Bu dünyadaki ömürlerinizi, bu ömürleriniz içindeki saltanatlarınızı bir düşünün. Allah size bir gün bile müsaade etmedi bu dünyada. Ey çağdaş kâfirler şu anda dünyadaki hükümranlığınız bir gün bile değil. Şimdi Rabbiniz tarafından size lütfedilen bu ömürlerinizi, yaşadığınız bu yıllarınızı kendi lehinize mi zannediyorsunuz?
BASAİRUL KUR’AN
İbn Kesîr (Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm adlı eserinde) bu ayet-i kerîmeyi şu ana başlık çerçevesinde izah eder:
1. Müşriklerin Azabı Acele İstemeleri ve Allah’ın Vaadi
Mekke müşrikleri ve inkârcılar, Hz. Peygamber’e (s.a.v.) alaycı ve inkârcı bir tutumla gelerek: "Eğer doğru söylüyorsan, bahsettiğin o azap hani nerede? Haydi getir de görelim!" diyerek azabın bir an önce gelmesini istiyorlardı.
İbn Kesîr, Allah Teâlâ’nın "Allah vaadinden asla dönmez" buyruğunu şöyle açıklar:
Allah'ın inkârcılara vadettiği azap ve helak mutlaka gerçekleşecektir.
İnkârcıların acele etmesi Allah’ın takdirini öne çekmeyeceği gibi, gecikmesi de bu cezanın iptal edildiği anlamına gelmez. Allah helak veya azap kararı verdiyse, belirlediği vaat vakti geldiğinde onu eksiksiz infaz eder.
2. "Rabbinin Katında Bir Gün, Sizin Saydığınız Bin Yıl Gibidir" İfadesinin Manası
İbn Kesîr bu cümlenin tefsirinde başlıca iki temel izah sunar ve ilgili hadis-i şerifleri aktarır:
Mühlet ve Hilm (Acele Etmeme):
İnsanlar için bin yıl gibi uzun bir süre, zamandan ve mekândan münezzeh olan Allah katında son derece kısadır (bir gün gibidir). İnsanlar sabırsızdır ve azabın hemen gelmesini isterler; ancak Allah Teâlâ mühlet verir, acele etmez. Zira O’nun katında zamanın ölçüsü insanların sınırlı algısından çok farklıdır.
Âhiret Gününün Uzunluğu ve Şiddeti:
Ayet aynı zamanda kıyamet gününün ve ahiretteki hesabın dehşetini ve uzunluğunu ifade eder. Ahiretteki bir günün süresi, dünyadaki insanların saydığı yıllardan bin seneye denk bir zamandır.
3. İbn Kesîr'in Aktardığı İlgili Hadis ve Rivayetler
İbn Kesîr, bu ayet bağlamında fakirlerin cennete giriş süresi ve ahiretin zaman ölçüsü ile ilgili rivayetleri nakleder:
Resûlullah’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğu aktarılır:
"Müslümanların fakirleri, zenginlerden yarım gün (yani dünya senesiyle beş yüz yıl) önce cennete girerler."
İbn Kesîr, bu hadisteki "yarım gün" ifadesini, Hac Suresi 47. ayette geçen "Rabbin katında bir gün bin yıl gibidir" beyanıyla irtibatlandırarak tefsir eder.
İBNİ KESİR TEFSİRİ

