FATİH PALA / HAKSÖZ HABER
Yakın tarih üzerine önemli ve ciddi çalışmalarıyla tanınan ve Genç Birikim dergisinin başyazarı olan Ali Kaçar’ın kaleme aldığı yeni kitabı "Kemalizm ve Kürtler", Eylül 2026 tarihinde Genç Birikim Yayınları etiketiyle ilgilisinin dikkatine sunuldu.
Eser, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde Kürt halkının statüsünü, yerini, değerini, resmi ideolojinin politikalarını ve bu politikaların doğurduğu sonuçları eleştirel ve İslamî bir perspektifle masaya yatıran kapsamlı bir inceleme olarak okuyucusuyla buluştu.
Kemalizm ve Kürtler kitabı; yazarın, Zirvedeki Mankurtlar, Mayınlı Tarlada Konuşmak, Baas Darbesinden PKK/PYD’ye Suriye Kürtleri kitaplarının bir anlamda devamı, tamamlayıcısı hüviyetinde. Söz konusu eserleri okuyanların -bu noktada- bize hak vereceklerine inanıyoruz. Bununla birlikte eser; elbette ki müstakil bir çalışma olarak önemli bir boşluğu doldurmanın, nice yıllara mal olmuş bir zulmün son bulmasına katkıda bulunmanın amacını taşımaktadır.
Dil ve Kültür Özgürlüğünden Sonra…
Eserde, Kürtlerin Osmanlı İmparatorluğu döneminde Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi arasında 1515 yılında yapılan anlaşmayla özerk beylikler şeklinde yaşadığı ve dillerini, kültürlerini özgürce sürdürdüğü vurgulanmakta. Tanzimat Fermanı ve İttihat ve Terakki döneminde merkeziyetçi politikalarla bu özerkliğin zedelendiği, nihayetinde Kemalizm rejimiyle birlikte tamamen ortadan kaldırıldığı savunulmaktadır.
Mustafa Kemal'in Diyarbakır'a tayininden ve 1919'dan itibaren Kürt liderlere özerklik dâhil birliktelik ve eşitlik sözleri verdiği; bu taahhütlerin Erzurum, Sivas Kongreleri ve Amasya Protokolü'ne imza altına alındığı ifade edilmekte. Ancak 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması'nın imzalanmasının ardından bu sözlerin tutulmadığı ve resmi politikalarda sert bir kırılma yaşandığı belirtilmektedir.
Lozan sonrasında Kürtçe konuşmanın kamusal alanda, sokakta ve pazarda yasaklandığı; Şark Islahat Planı, Türklük Genelgesi ve Mecburi İskân Kanunu gibi uygulamalarla bölge halkının aslından uzaklaşmasına ve nüfus yapısına müdahalelere maruz bırakıldığı detaylandırılmakta. Dönemin Erzincan Valisinin dil cezaları gibi amansız, acımasız uygulamalardan örnekler verilerek baskıcı atmosfer aktarılmaktadır.
Şeyh Said Kıyamının Amacı Neydi?
Şeyh Said kıyamı ve diğer ayaklanmaların etnik veya ayrılıkçı amaçlarla değil; Halifeliğin kaldırılmasına, İslamî değerlere yönelik baskılara ve Kürt kimliğinin inkâr edilmesine karşı birer dinî ve vicdanî tepki olduğu ileri sürülmekte. Kürtlerin çoğunluğunun Osmanlı'ya ve İslam ümmetine sadık kaldığı, Batılı devletlerin ayrılıkçı tekliflerini reddettiği ifade edilmektedir.
Türkiye'deki sorunun bir Türk-Kürt çatışmasından ziyade resmi ideolojinin ürettiği baskıcı, ırkçı, şovenist ve inkârcı bir "rejim problemi" olduğu savunulmakla yetinilmeyip ciddi ciddi vurgulanmakta. Ali Kaçar, sorunun çözümü için her türlü ırkçı yaklaşımın terk edilmesi gerektiğini, Türklerin sahip olduğu tüm haklara Kürtlerin de özgürce sahip olduğu, İslamî ilkelere ve adalet esasına dayanan bir ortamın şart olduğunu vurgulamaktadır.
Müslüman, Kürtçü ya da Türkçü Olabilir mi?
Değerli yazar Ali Kaçar’ın aşağıya alıntıladığımız sözleri, ırkçılığa bakışını çok açık ve net -ayrıca takdire şayan- bir şekilde ortaya koymaktadır:
“Müslüman açısından Kürt de Türk de Arap da ve diğer ırklar da Allah’ın ayetlerindendir. Bir Müslüman, hiçbir zaman, Allah’ın Resulü’nün ‘ayaklarımın altında’ dediği asabiyet duygusu ile diğer ırklara yaklaşamaz. Dolayısıyla Müslüman nezdinde her türlü Milliyetçilik, ırkçılık; -Kürtçülük olabilir, Türkçülük olabilir, Arapçılık olabilir- gayri İslami’dir! Bir kişi bu anlayışı kabullenmedikçe, içine sindiremedikçe gereği gibi Müslüman olamaz. Çünkü Türk olmak bir insanın elinde olmadığı gibi, Kürt olmak da Arap olmak da Arnavut olmak da elinde değildir. Hiç kimse doğacağı yeri, coğrafyayı, anasını, babasını, ırkını, rengini, dilini –doğmadan önceden- sipariş etme hakkına sahip değildir. ‘Bir Türk dünyaya bedeldir’ diyen bir kimse, Afrika’nın en geri kalmış kavme mensup siyahî bir anadan ve babadan ya da Ermeni veya bir başka ırktan olan bir anadan babadan dünyaya gelebilirdi. Bu, nasıl onun için bir nakısa/eksiklik değilse, Türk olarak dünyaya gelmek de onun için bir üstünlük/fazilet vesilesi değildir. O halde Müslüman açısından, Müslüman olan bir Kürt, Müslüman olmayan bir Türk’ten, Müslüman olan bir Çingene ya da Ermeni, Müslüman olmayan bir Kürt’ten, bir Türk’ten, bir Arap’tan üstündür. Ben Müslüman’ım diyen bir kişi, bu anlayışı hazmedemedikçe, içine sindiremedikçe gereği gibi Müslüman olamaz; isterse beş vakit namazını hiç kaçırmasın, her sene hacca gitsin!
Müslüman, Kürtçü de Türkçü de Olamaz!
Bir Müslüman, Kürtçü olamayacağı gibi Türkçü de olamaz! Eğer olursa, bu, bunca ayet ve hadisin inkârı, yok sayılması anlamına gelir. Allah’ın rızasını uman, cennetine girmeyi arzulayan ve bunun için Mü’mince bir hayat yaşama gayreti içerisinde olan bir kimse, asla ve asla ırkçı, kavmiyetçi ve milliyetçi olamaz! Irkçılık, kendi kavmini sevmesi değil, kavmini diğer kavimlerden üstün tutmasıdır.”
Kemalizm ve Kürtler adını verdiği bu yeni kitap çalışmasıyla, konunun hassasiyetinden dolayı iki düşünülüp bir yazılacağı gerçeğinin altını kalınca çizmek gerektiğini hatırlattıktan sonra hem tarihi hem de toplumsal bir yaraya parmak bastığı için kıymetli Ali Kaçar’a teşekkür ediyoruz. Hak ettiği değeri ve ilgiyi bulması temennisiyle…


