Kerem Sözer / Haksöz Haber
Genel olarak hüsnü-zan ve hüsnü-şehadet asıldır, hele ki büyük musibet, felaket ve ölüm zamanlarında. Yine bu esasa ve teamüle bağlı kalarak yapılan yanlışların, işlenen günahların ve sistematik hale getirilen kin ve düşmanlıkların muhasebesini yapmak da mü’minlerin üzerine düşen ıslah vecibesine işaret eder. Hakikate şehadet etme yükümlülüğü ve itham edilen, mağdur edilen kardeşlerimizin hukukunu korumak üzere geride kalanlar için hikmetle nasihat etmek gibi bir görevimiz olduğunu da ihmal edemeyiz.
Şimdi bu meseleyi Türk Ocakları Çorum Şubesi Kurucu Başkanı ve TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hilmi Demir’in hayatını kaybetmesi üzerine ortaya çıkan manzara için nasıl tatbik etmeliyiz? Malum, Türkiye'de dini yapılar, radikalleşme ve toplumsal hareketler üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen ve hem Emniyet Terörle Mücadele Daire Başkanlığı’na hem de medya üzerinden kamuoyuna “Selefilik korkusu ve düşmanlığı” aşılayan isimlerin başında gelen Prof. Dr. Hilmi Demir geçirdiği kalp krizi nedeniyle 57 yaşında vefat etmişti. Hilmi Demir vefatının adından “değerli bir mütefekkir, aziz bir dost, Atatürk ve Cumhuriyet aşığı bir Türkçü, Türk turnusolü” gibi vasıflarla anılmış, genellikle ulusalcı-devletçi-Kemalist çizgiden siyasetçilerin ve dostlarının katıldığı bir cenaze merasiminin ardından Ankara’da defnedilmişti.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.