Saygıyı kaybeden insan ne bırakır?

Saygıyı kaybeden insan ne bırakır?

Sema Yarar, saygı, sevgi, merhamet ve vefanın aile içinde öğrenilerek toplumsal hayatı şekillendiren temel değerler olduğunu vurguluyor.

Saygıyı Kaybedince Ne Kalır?

Sema Yarar / Doğru Haber

Saygı, sevgi, muhabbet… Ne güzel duygulardır bunlar. İnsanı insan yapan, değerli kılan; aile içinde bağlılığı, toplum içinde dayanışmayı güçlendiren görünmez bağlardır. Birbirimizi sevdiğimiz, birbirimize saygı duyduğumuz ve birbirimizin gönlüne dokunabildiğimiz sürece hayatın yükü de hafifler.

Fakat bugün saygıyı ve sevgiyi giderek kaybediyoruz.

Sevginin yerini öfke, anlayışın yerini tahammülsüzlük, saygının yerini ise çoğu zaman saygısızlık alıyor.

Bazen kendime şu soruyu soruyorum: “İnsanların seni nasıl hatırlamasını istersin”

Cevabı aslında çok basit. Güzel anılar bırakmış, gönül kırmamış, ihtiyaç duyulduğunda bir el uzatmış, sevgisiyle ve güzel sözleriyle insanların hayatına dokunmuş biri olarak hatırlanmak isterim.

Çünkü insanın bu dünyada bıraktığı en değerli miras malı, makamı ya da sahip oldukları değildir. İnsanların gönlünde bıraktığı izdir.

Sevgi çok güçlü ve derin bir duygudur. Saygı ise karşımızdakini anlamayı, onun varlığını ve değerini kabul etmeyi gerektirir. Gerçek sevgi, beraberinde saygıyı da getirir. Sevdiğimiz insanın sınırlarına, düşüncelerine, yaşına, emeğine ve hayatına saygı duymalıyız.

Bu nedenle çocuklarımıza yalnızca “sev” demek yetmez. “Saygı duy, anlamaya çalış, empati kur, merhamet et” demeyi de öğretmeliyiz.

Çünkü saygı, kitaplardan önce ailede öğrenilir.

Çocuk, annesine babasına nasıl davranıldığını görerek öğrenir. Büyüklerin küçüklere, küçüklerin büyüklere nasıl hitap ettiğini gözlemleyerek büyür. Evde kullanılan dil, gösterilen davranış, verilen değer çocuğun karakterinin yapı taşlarını oluşturur.

Bugün toplumda gördüğümüz birçok sorunun kökünde belki de bu temel eğitim eksikliği yatıyor. İnsanlar birbirini dinlemiyor, anlamaya çalışmıyor. Herkes kendi doğrusunu savunurken karşısındakinin de bir insan olduğunu, onun da duyguları, kırgınlıkları ve sınırları bulunduğunu unutuyor.

Oysa insan, kendi duygu ve davranışlarının sınırlarını belirleyebildiği ölçüde olgunlaşır.

Nerede konuşacağını, nerede susacağını; ne zaman tepki göstereceğini, ne zaman anlayışlı davranacağını bilebilmek bir erdemdir. Bunu başarabildiğimiz ölçüde aile içinde, arkadaş çevremizde ve toplumsal hayatımızda daha saygın insanlar oluruz.

Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’da Aile Bakanının bazı açılışlar yaptığını gördüm haberlerde. Bunların arasında yaşlı bakım evlerinin de bulunması beni hem üzdü hem de düşündürdü.

Elbette yaşlı bakım merkezleri olmalı. Kimsesiz, bakıma muhtaç, ailesi bulunmayan yaşlılarımızın güven içinde yaşayabileceği kurumlara ihtiyaç var. Bu, sosyal devletin önemli sorumluluklarından biridir.

Ancak asıl mesele yaşlılarımızı neden aileden ve toplumdan uzaklaştırmak zorunda kalalım?

Hani büyüklerimiz bizim için çok değerliydi?

Hani “Büyüklerin yeri başımızın üstüdür” derdik?

Hani geçmişimizi, kültürümüzü ve değerlerimizi onlardan öğrenirdik?

Yaşlılarımız bizim geçmişimizdir. Aile hafızamızdır. Çocukluğumuzun tanıkları, hayat tecrübelerimizin kaynaklarıdır. Onların ellerindeki çizgiler, aslında bir ömrün hikâyesidir.

Çocuklarımıza büyüklerine karşı saygıyı, sevgiyi ve merhameti öğretmeliyiz. Fakat bunların da ötesinde empatiyi öğretmeliyiz.

“Ben onun yerinde olsaydım ne hissederdim?” diye sorabilen bir çocuk, ileride daha merhametli bir yetişkin olacaktır.

Merhametin olduğu yerde vefa vardır.

Vefanın olduğu yerde sahip çıkmak vardır.

Sahip çıkmanın olduğu yerde ise insan kendisini yalnız hissetmez.

Elbette kurumlara ihtiyaç olacaktır. Fakat gönüllerde sevgi, saygı ve merhamet çoğaldıkça bu kurumların asıl işlevi, ailesi olmayanlara güvenli bir yuva sağlamak olmalıdır.

Bugün çocuklarımızın elinden tutan büyüklerimiz, yarın bizim elimizden tutacak çocukların bize nasıl davranacağını da belirleyecek.

Saygıyı öğretirsek saygı görürüz.

Sevgiyi verirsek sevgiyle karşılaşırız.

Merhamet edersek merhametli bir toplumun temellerini atarız.

Ve günün sonunda hepimizin kendimize sorması gereken o soruyu yine soralım :

“İnsanlar beni nasıl hatırlayacak?”

Bıraktığımız iz, sahip olduklarımızdan çok daha uzun yaşayacak.

Öyleyse geride kırılmış kalpler değil, güzel hatıralar bırakalım.

Çünkü insanın gerçek mirası, başkalarının gönlünde bıraktığı iyiliktir.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir