Savaştan önce yetim kaldılar, savaş sırasında dışlandılar

Savaştan önce yetim kaldılar, savaş sırasında dışlandılar

Bu çocuklar, babalarını ne zaman kaybedeceklerini seçmediler. Yerinden edilmeyi de seçmediler. Kaybı savaştan önce yaşandı, ancak acı çekmeleri savaş sırasında devam ediyor.

Marwa Jamal Rummaneh’in WRMEA’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.


Ekim 2025’te yayınlanan bir UNICEF raporuna göre, savaşın başlamasından bu yana Gazze’de 56.000’den fazla çocuk bir ebeveynini veya her ikisini de kaybetmiştir. Oysa çok daha az ilgi gören bir başka savunmasız grup daha vardır: Gazze Sosyal Kalkınma Bakanlığı’nın tahminlerine göre 22.000 olduğu belirtilen, savaştan önce zaten yetim kalmış çocuklar.

Bugün bu çocuklar, savaş sırasında ebeveynlerini kaybeden çocuklarla aynı savaşı, yerinden edilmeyi, açlığı ve korkuyu yaşıyor. Ancak birçoğu, kaybı Ekim 2023’ten önce gerçekleştiği için acil yardımdan mahrum kalıyor.

Savaş başladığından beri, telefon ekranlarımız genellikle “savaş yetimleri” olarak adlandırılan çocuklara yönelik yardım programlarının bağlantılarıyla dolup taşıyor. Savaş öncesi yetimlerin aileleri için bu bağlantıları kontrol etmek neredeyse günlük bir rutin haline geldi. Dul anneler, biraz olsun yardım sunabileceğini umarak her yeni formu açıyor, ancak karşlarına katı uygunluk koşulları ya da bazen de sonunda “Kayıt sadece savaş yetimleri içindir” diyen bir mesaj çıkıyor.

Şu soruyu sormak gerekiyor: Peki ya savaştan önce ebeveynini kaybeden çocuklar ne olacak?

Savaştan önce, ebeveynlerinden birini kaybetmiş aileler genellikle yetim destek programlarına güvenebiliyordu; o dönemde temel ihtiyaçlar da daha uygun fiyatlıydı. Savaş bunu değiştirdi. Fiyatlar yükseldi, evler yıkıldı, aileler yerlerinden edildi ve geçimini sağlama imkânları azaldı. Aynı zamanda, savaş nedeniyle yeni yetim kalan çok sayıda çocuk, birçok bağışçının desteğini özellikle bu vakalara yöneltmesine neden oldu.

Kız kardeşimin ailesi gibi aileler için, kaybın yaşandığı zamanlama bir engel haline geldi.

Kız kardeşim ve üç çocuğu – 13 yaşındaki Yusuf, 11 yaşındaki Larin ve 8 yaşındaki Ahmed – bizimle yaşamaya geldiğinde bunu bizzat deneyimledim. Babaları savaştan yaklaşık bir buçuk yıl önce vefat etmişti. Bir hastalığın tedavisi için Mısır’a gitmişti. Kısa bir seyahat olması gereken yolculuk, sınırların tekrar tekrar kapatılması nedeniyle dört aylık bir kalışa dönüştü. Sonunda İskenderiye’de vefat etti.

Çocukları onu bir daha hiç görmedi ve veda etme fırsatı bulamadı. İskenderiye’de anne babası ve kardeşleri tarafından toprağa verildi. Cesedini Gazze’ye getirmek ailenin maddi imkânlarının çok ötesindeydi, bu yüzden kız kardeşim video görüşmesi yoluyla son vedasını etmek zorunda kaldı.

O dönemde kız kardeşim, kendi geliri olmayan bir ev hanımıydı. O ve çocukları, babaları ve eşleri olmadan yaşamaya alışmaya çalışıyorlardı. Yakında başka bir felaketin hayatlarını değiştireceğini hayal bile edemezlerdi.

Hikâyelerinin bir başka acı verici yanı daha vardı. Üç çocuk, babaları sayesinde Mısır vatandaşıydı. Babalarının ölümünden sonra aile, koşullar daha da kötüye giderse pasaportlarının Gazze’den ayrılıp Mısır’da güvenli bir yaşam bulma şansı verebileceğine inanıyordu. İsimlerini kaydettirdiler ve sınırdan geçmek için sıranın kendilerine gelmesini beklediler. Ancak sınır kapalı kaldı. Sınır geçişi kalıcı olarak kapatılana kadar isimleri resmi tahliye listelerinde hiçbir zaman yer almadı. Pasaportları ellerinde kaldı, ancak durumlarını değiştiremediler.

Savaş başladığında, yaşadıkları bina yıkıldı ve bu da onları aile evimize taşınmaya zorladı. Bugün, 13 yetişkin ve çocuk iki yatak odalı bir daireyi paylaşıyor; bu da kız kardeşim ve çocukları için neredeyse hiç mahremiyet bırakmıyor.

Hayat, temel ihtiyaçlar etrafında dönüyor: Kim su almak için sıraya girecek, kim ekmek bulabilecek ve her gün toplanan asgari miktardaki yiyecek nasıl paylaştırılacak?

Aynı koşullarda yaşamalarına rağmen, her çocuk bu duruma farklı tepkiler verdi.

En büyük çocuk olan Yusuf, kendi yaşındaki bir çocuğun üstlenmesi gerekmeyen sorumluluklar üstlenmiştir. Bazen annesine biraz nefes alması için su veya ekmek kuyruklarında bekliyor. Diğer zamanlarda ise küçük bir ücret karşılığında kardeşimin süpermarketinde basit işlerde yardımcı oluyor.

Larin daha sessiz hale geldi. Bombardıman şiddetlendiğinde annesinin yanından ayrılmaz, elini tutar ve onu teselli etmeye çalışır. Bazen annesi kocasını hatırlayıp ağladığında yanına oturur.

Ahmed ise hâlâ çocukluğuna tutunmaya çalışıyor. Real Madrid taraftarı ve en büyük dileği sadece futbol oynamak.

Çocukların elinde kalmayı başardıkları az sayıdaki eşyadan biri, babalarına ait eski bir kulaklıktı. Yusuf artık onu kullanmıyor, ama nereye giderse gitsin cebinde taşıyor.

Sonra, yaşadıkları kaybın nasıl farklı şekilde ele alındığını hatırlatan bir başka acı an daha yaşandı.

Yusuf’un okulu, bir yardım kuruluşunun yetim çocukları kayda alması nedeniyle annesinden okula gelmesini istedi. Bir öğretmen sınıfa, aralarında yetim olan var mı diye sormuştu. Yusuf elini kaldırdı. Annesine okula gelmesi söylendi, ancak bu yardımın yalnızca savaş sırasında yetim kalan çocuklara yönelik olduğu kimse tarafından açıklanmadı.

Annesinin, bunun nihayet ailesine bir miktar destek sağlayacağını umarak okula geldi. Bir görevli başvuru formunu doldurmaya başladı ve olağan soruları sordu. Ancak kocasının ölüm yılına gelindiğinde süreç durdu.

Görevli, kocasının savaştan önce öldüğünü öğrenince kalemi bıraktı, özür diledi ve başvurunun sadece “savaş yetimleri” için olduğunu açıkladı.

Kız kardeşim için en zor olan şey, sadece reddedilmek değildi. Çocuklarının yardım almaya hak kazanıp kazanmayacağının bir tarihe bağlı olduğunu fark etmekti.

Onun ailesi tek başına değil.

Üç kızı ve iki oğlu olan yerinden edilmiş bir anne olan Iman Al-Shami, savaştan önce kocasını ani bir kalp krizi sonucu kaybetmişti. Çocuklarının yaşları 5 ile 19 arasında. Savaş başladığından beri birkaç kez yerlerinden edildiler ve sonunda kiralık küçük bir odaya yerleştiler.

Iman’ın sorumlulukları, çocuklarını bombardımanlardan korumaktan öteye uzanıyor. Aynı zamanda su taşımak, odun toplamak, uzun kuyruklarda beklemek ve herkesi yoracak koşullarda beş çocuğunu sakin tutmak zorunda.

Iman, çocuklarını yetim yardımı için yazdırmaya çalıştığında, kız kardeşimle aynı cevabı aldı: onlar “savaş yetimleri” değillerdi. En büyük kızı daha sonra yüksek bir not ortalaması elde etti ve yetim bursuna başvurmayı umdu, ancak bursun da sadece savaş yetimleriyle sınırlı olduğunu öğrendi.

Iman, kendisini en çok yoran şeyin, bu reddedilme durumlarını çocuklarına açıklamak zorunda kalmak olduğunu söylüyor. Çocuklar, diğer herkes kadar aç, yerinden edilmiş ve korkmuş olmalarına rağmen neden dışlandıklarını soruyorlar.

Bu, iki ailenin ötesinde bir mesele. Gazze’nin her yerinde pek çok insan, gününü geçirebilmek için artık insani yardıma muhtaç durumda. Oysa bazı programların tasarlanış biçimi, yardım almaya hak kazananlarla kazanamayanlar arasında bir ayrıma sebep oluyor.

Çoğu durumda, bu koşullar yerel kuruluşlar değil, bağışçılar tarafından belirleniyor. Acil durum fonları genellikle mevcut savaştan doğrudan etkilenen kişilere tahsis ediliyor; bu da yerel kuruluşlara, daha önce geçim kaynağı olan kişiyi kaybetmiş aileleri desteklemek için çok az esneklik bırakıyor.

Kız kardeşiminki ve Iman’ınki gibi aileler için gıda paketleri, hijyen malzemeleri, giysi veya aylık nakit desteği büyük bir fark yaratabilir. Bu, kaybettiklerini telafi etmez, ancak zaten hayatta kalmak için mücadele eden akrabaların üzerindeki yükü hafifletebilir.

Sorun, yardım programlarının olmaması değil. Sorun, ihtiyaç değerlendirmesinin ailelerin şu anda karşı karşıya oldukları durumdan ziyade, geçim kaynağını ne zaman kaybettiklerine göre belirlenmesidir. Bu çocuklar, babalarını ne zaman kaybedeceklerini seçmediler. Yerinden edilmeyi de seçmediler. Savaşı da seçmediler. Kaybı savaştan önce yaşandı, ancak acı çekmeleri savaş sırasında devam ediyor.

İnsani yardımın amacının ihtiyaca cevap vermek olması durumunda, soru sadece bir çocuğun ne zaman yetim kaldığı olmamalıdır. Aynı zamanda o çocuğun bugün güvende olup olmadığı, beslenip beslenmediği, barınak bulup bulamadığı ve hayatta kalıp kalamadığı da sorulmalıdır.

* Marwa Jamal Rummaneh, uluslararası bir dergide bilimsel bir araştırma makalesi yayınlamış bir İşletme mezunudur. Gazze’de devam eden savaş ve yıkımın ortasında, Gazze’deki ailelerin ve çocukların son derece kişisel ve insani hikâyelerini paylaşma ihtiyacı hissetmiştir; böylece dünyaya, her sayının arkasında anlatılmayı hak eden bir hayat, bir hayal ve bir hikâye olduğunu göstermek istemiştir.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir