Özgür-Der'in Zübeyde Hanım Kültür Merkezi'nde düzenlediği haftalık Alternatif Eğitim Dersleri'ne 22 Mart Pazar günü gerçekleştirilen iki dersle devam edildi. "Ayetler Işığında Hayat Dersleri" konulu birinci dersi Ahzab Suresi 56. ayeti bağlamında "Hz. Muhammed'e Salât Getirmek " başlığıyla Mevlüt Akbal işlerken, Hamza Türkmen de "Türkiye'de 'İslami' Dergiler ve Etkileri" konulu ders bağlamında "Düşünce Dergisi ve Tevhidi Uyanış " başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.
Rasulullah'ın Konumunu Kur'an'dan Öğrendiğimizde O'na Salâtı Doğru Kavrayabiliriz!
İlk konuşmacı olarak söz alan ve tebliğinde Rasullulah'ın (s) Kur'an'a yansıyan konumu üzerinde duran Mevlüt Akbal, Kur'an'ın Rasul'ün (s) konumunu tanımlayan ve onun vasıflarını ortaya koyan vurgularını zikrederek "Rasulullah'ı model olarak algıladığımız ve konumunu Kur'an'dan öğrendiğimiz zaman o'na salât getirmeyi de doğru kavramış oluruz." dedi. Rasulullah'a salat getirmek, onun davasına yardım etmekti. Hz. Peygamber'i niteleyen çoğu ayetin abartılı bir şekilde ya da aşırı yüceltmeci bir tavırla algılandığını belirten ve kavramların içinin boşaltılması sorununa dikkat çeken Akbal, "âlemlere rahmet" vasfı üzerinde durarak şunları söyledi: "Peygamber'in âlemlere, tüm insanlığa rahmet olması o'nun hayatın içinde örnek olup toplumu ıslah etme görevine tekabül etmektedir. O, vahyi hayatında şekillendirmiş bir önderdir. Bugün bizler eğer toplumumuza, ailemize, çocuklarımıza, çevremize ve insanlığa rahmet olamıyorsak o'na hakkıyla salât getirmiş sayılır mıyız?"
Hz. Peygamber'e Salât Getirmek, O'nun Misyonunu Hayatın İçerisinde Örneklendirmektir!
Rasulullah'ın (s) "âlemlere rahmet" oluşu ile ona salât getirmek arasında ilişki kuran Akbal, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Hz. Peygamber'in misyonunu hayatın içinde yaşamanın adı salâttır. Salât'a böyle bakmak gerekmektedir. Ve bugün o'nun misyonu, o'nun yolundan gitmek, o'nu sahiplenmek; hangi çağda olursa olsun o'na sahabe olma çabasında olmak, o'na arkadaş-destekçi olmak o'na salât getirmek demektir. Salât; o'nun misyonunu aramızda yaşatmaktır."
Tebliğinin geri kalan kısmında da Akbal, tarihte ve günümüzde oluşan ve süregelen Kur'an dışı, sağlıksız Hz. Peygamber'e (s) yaklaşım ve algılayış biçimlerini irdeleyerek doğru bir peygamber algısına sahip olmanın ve hayatın içerisinde o'nu örnek almakla salât etmenin nasıl olması gerektiğini Kur'an'dan hareketle ortaya koydu.
Dönemi İtibariyle İleri Talepler Seslendiren Bir Dergi
İkinci ders bağlamında söz alan ve tebliğine dönemin şartlarını özetleyerek başlayan Hamza Türkmen, 70'li yıllarda İslami duyarlılığın, milli dindar camianın çatısı altında yaşadığını belirterek, 1976'da kurulan Düşünce Yayınları ve Dergisi'nin Türkiye'deki tevhidi açılımlar açısından dönem itibari ile dışa açık en önemli bir mahfil veya kalkış iskelesi olduğunu ifade etti. Derginin önemli isimlerinden olan Ali Bulaç'ın daha önce Hareket, Beşir Eryarsoy'un da Milli Gençlik dergilerinde yazarak deneyim kazandıklarını belirten Türkmen, yazarların 20-30 kişilik genç arkadaş çevreleriyle birlikte mezhepçi, sağcı, milliyetçi ve tasavvufçu kimliklerden arınarak Düşünce Dergisi'ni tevhidi kazanımlarının bir toplanma ve tebliğ aracı kıldıklarını söyledi ve Derginin 1970'lerde ulaştığı tesbitleri dillendirmesinin ve taleplerinin dönem itibari ile çok ileri olduğunu ifade etti.
İslami Kimliği Verili Unsurlardan Ayrıştırma Duyarlılığı
Türkmen, Derginin ilk sayılarında 'Müslüman Ülkeler' terkibini 'Halkı Müslüman Olan Ülkeler' formuna getirerek önemli bir açılım sağladığını ve Milli kalıplardan ayrışmanın idrakine vardığını söyledi. 'Ulusal Toplum' ile 'İslam Ümmeti'ni ayrıştıran ekibin ürettiği yeni terkipleri de dinleyicilerle paylaşan Türkmen, derginin "Türkiyeli Müslümanlar", "Türkiyeli Müslüman Azınlıklar" ve "Türkiyeli Müslüman Gruplar" terkiplerinin de bunun örnekleri olarak sayılabileceğini ifade etti.
Türkmen, dergide sistem ve resmi ideolojisi eleştirisi yanında; İslam dünyasındaki gelişmeleri ve emperyalizm olgusunu ABD, Ortak Pazar, NATO, BM, İslam Ülkeleri Konferansı, Filistin, Afrika'da emperyalizm, Mısır-Libya Savaşı gibi konu başlıkları ile analiz edilerek İslami camiada dünya siyaseti üzerine dikkatlerin çekildiğini, iç ve dış politikada tevhidi perspektifle olaylara yaklaşma örnekleri sergilendiğini vurguladı.
Sanat ve Edebiyat alanında da dergide İslami ölçüleri yakalamaya ve bir usul gösterilmeye çalışıldığını belirten Türkmen, Düşünce Dergisi'nde ilk defa "Türkçe Edebiyat"ın "Türk Edebiyatı"ndan ayrıştırılması üzerinde durulduğunu ifade etti.
İslami Bilinçlenmeyi Yapısal Bir Modele Kavuşturma Özlemi
Derginin, bağlılığın kişi ya da liderlere değil ilkelere olması gerektiğini dillendirdiğini kaydedenTürkmen, derginin ayrıca kimlik netliğinden sonra nasıl bir cemaat olmalı hususunu işlemesinin önemine değinerek ekibin yapısal model arayışına dikkat çekti.
Türkmen, saflarımız inananlara açıktır sloganı ile cemaat ve eylemlilik özlemi çeken ekibin, dergiyi 1979'da kapatma nedenini; birikimi modelleştirememeleri olarak açıkladı.

