PAMAK: “İlk Kur’an Nüvesini Örnek Almalıyız”

PAMAK: “İlk Kur’an Nüvesini Örnek Almalıyız”

Çanakkale Gelibolu’da yeni kurulan Umut-Der’de 20 Mart Cumartesi gecesi Mehmet Pamak “Kur’an’ın ilk muhatapları inşa süreci" konulu bir konuşma yaptı.

Mehmet Pamak, insanlara izzet, şeref kazandıran vahyi değerlerin Mekke'deki ilk muhataplarının halini ve Kur'an'ın bu ilk muhatapları inşa sürecini ve bugün bütün mü'minlerin takip etmeleri gereken bu yolun işaretlerini anlattığı konuşmada, Müslümanlar olarak halimizi sorgulayıp ıslah etme sorumluluğu üzerinde durdu.

Umut-Der Gelibolu'da Roman mahallesinde faaliyet yürütüyor. Pamak da bu bağlamda İslami şahsiyeti ve yapıyı inşa eden Kur'an'ın kurtarıcı mesajının Roman mahallesinde de yayılması ve ilk muhataplarda olduğu gibi mustaz'af Romanların kalplerinden yeniden doğan vahyin ışığının bütün Gelibolu halkına, bu arada Gacolara da ulaşması duasını yaptı.

Pamak ilk neslin inşa sürecini anlattığı konuşmasında, takip edilecek yoldaki işaretleri hatırlatmaya çalıştı. İlk insan bir peygamberdi, hepimiz oradan üredik. Önceleri bütün insanlar tek ümmetti, sonraları cahiliyyeyi benimseyen ve hakkı kirleten insanlar eliyle ümmet parçalandı. Süreç içinde yeniden peygamberler gönderen Allah, böylece kullarına takip edilecek yolu, uyulması gereken ölçüleri, tevhidi hakikati ve sorumluluklarını yeniden hatırlattı. Her peygamberden sonra insanlar cahiliyyeyi yeniden üretti, birbirilerine zulmetmeye, yer yüzünde kan dökmeye ve fesat çıkarmaya devam etti.

İnsanlık serüveni, tevhid-şirk eksenli mücadelelerle devam edip geldikten sonra, nihayet son elçi eliyle Allah, tarihe ve topluma son kitabı Kur'an ile yeniden ve son defa müdahale etti diyen Pamak, Allah elçisinin Kur'an davetine icabet eden ilk neslin örnekliğinde ilk Kur'an toplumunun Mekke'de Dar-ül Erkam'da oluştuğunu belirtti ve şu vurgularda bulundu: " Kıyamete kadar tüm insanlık Allah tarafından korunmuş da olan bu kitapla yolculuğunu sürdürecek ve tüm insanlık ancak bu kitabın mesajıyla kurtuluşa erme imkânına kavuşacaktır. Yeni peygamber gelmeyeceğine göre, artık peygamberleri takip eden ve kitaba varis kılınan Müslümanlar, ellerindeki korunmuş bu muhteşem kitapla insanlığa gerçek kurtuluşu gösterecek modeli üretme sorumluluğu altında bulunuyorlar. Burada Roman kardeşlerimizin yaptığı çalışmalar, yapacağı faaliyetler de, Kur'ana yönelerek, onun ilkelerini ve değerlerini üstün tutarak inşallah hem kendilerini kurtaracaklar, hem de diğer insanlığa rehber olacaklardır. Burada sizlerin böyle bir Kur'an toplumu nüvesi oluşturma çabası içine girdiğinizi duyduğumuzda onurlandık."

Rabbimizin bizden istediği, tevhid yolundaki Kur'ani işaretler ile Peygamber ve muvahhid davetçilerden oluşan yoldaki işaretçilere dikkat etmemiz gerektiğini belirten Pamak, bu yolda kaza yapmamaya ve yoldan çıkmamaya dikkat göstermemiz gerektiğini belirtti.Rabbimizin Kur'an da adımızı Müslüman koyduğunu, Peygamberleri biz inananlara şahit, bizleri de diğer insanlara karşı şahit tuttuğunu belirtti ve Müslümanlığın ne olduğu, nasıl anlaşılması ve nasıl yaşanması gerektiğine dair de elçi, hal ve kâl ile bizlere model olduğunu, bizim de diğer insanlara karşı davet ve şahidlik sorumluluğumuzu yerine getirmek üzere, hayatımızda yaşayıp örnekleyerek Kur'ani mesajı en yakınımızdan başlayarak insanlara ulaştırma çabası içine girmemiz ve ölüme kadar bu çabamızı sadece Allah'ı razı etmek amacıyla sürdürmemiz gerektiğini söyledi.

Hangi zaman, zemin ve şartlarda olursa olsun Müslümanların sorumlulukları aynen elçinin yaptığı gibi, öncelikle en yakınlardan başlayarak diğerlerine tevhidi daveti, Kur'ani mesajı ulaştırmak olduğunu vurgulayan konuşmacı, kalbi ve zihni planda gerçekleşen imani hicretten sonra da iman kardeşlerinin ameli planda da hicretle karşılaşacaklarını belirtti. "Yeni imani değerler ki bu başka bir hayat tarzıdır, dünya hayatında başka bir duruş üretir, iman eden diğerleri ile bizi kardeş yapar. İşte mü'minler bu iman kardeşlik hukukuyla diğer mü'minlerle bütünleşerek, cahiliye toplumuna alternatif Kur'an toplumunu, İslam cemaatını oluştururlar" dedi.

Pamak, bu tespitlerden sonra şöyle konuştu: İlk Müslümanlar, iman-amel-cemaat planındaki hicretlerle ve bunun gerçekleşme sıralamasındaki inşa ve planlamayla yeni bir oluşum gerçekleştirdiler. İşte burası, yani Umut-Der de, inşallah Dar-ül Erkam fonksiyonu görmeli, Gelibolu Kur'an toplumunun ilk nüvesini oluşturmalı, Allah mübarek kılsın.

İlk Kur'an nüvesiyle ilgili de Mehmet Pamak şu tespitleri yaptı: "İlk Müslüman toplum, vahyi öğrendikten sonra dağa çıkmadılar, toplumdan kopmadılar, şiddete başvurmadılar, kadro eğitelim de topluluğa öyle çıkalım deyip toplumundan soyutlanmış manastırlarda ya da fil dişi kulelerde kadro yetiştirmeyle oyalanmadılar. Toplumun içinde kendi değerlerini yaşıyorlar, topluluğa İslam'ı taşıyorlardı. Darül Erkam'da kitabın ve hikmetin eğitimini alanlar, vahiy geldikçe gelen kısmı hemen yaşamlaştırmak için sokağa çıkıyor, cahiliye toplumu içindeki, aile, kabile, dost, arkadaş, ticari hayat, komşuluk misali tüm ilişki alanlarına, tüm hayat sahalarına vahyin davetçisi ve şahidi olarak dağılıp doğru bir temsille cahiliye toplumuna örnek/model olmaya çalışıyorlardı."

İlk nesil için Seyyid Kutup'un "Yoldaki İşaretler" kitabından da örnekler veren Pamak "Allah 'Hakk'a cihadihi' emriyle Allah yolunda hakkıyla cihada çağırdı. Mekke şartlarında ise öncelikle cahiliyeye, tağuta ve batıla karşı Kur'an ile büyük cihad etmeye çağırdı. İlk nesil ve izlerinden giden bütün mü'minler hep bu yolu takip ederek Allah'ı razı etmeye ve içinde yaşadıkları toplumu Kur'an'la dönüştürmeye çalıştılar." Dedi. VE "yapmayacağınız şeyi söylemeyin" emri doğrultusunda bilgi ve iman yolunun hatları üzerinde durdu ve  imanda Allah'ı veli edindiğini söyleyip de, imanı sınanırken amelde hevaya uyanların liberal-kapitalist vb beşeri ideoloji ve modellere yöneldiklerini belirtti. İstikamet üzere sebat etmekten ve sabrın fonksiyonlarından bahsetti.

Hz. Nuh'da (as) olduğu gibi; 950 yıl sürse ve bir gemi dolduracak kadar insan bile iman etmese, hatta en yakınımızı, oğlumuzu bile imana ikna edemesek, yine de davete devamda süreklilik gerekiyor. İnsanlar rağbet etmese de vahyin mesajını yaymaya, insanlar kurtulsunlar diye çırpınışa devam etmek sorumluluktur. Hiçbir şartta ve hiçbir sebeple, moralsizlik yok, yılgınlık yok, vazgeçmek yok. Kınamacıların kınamasına, alaylarına aldırmadan tevhid gemisini inşa etmeye ısrarla ve sebatla devam etmek var. Hz. İbrahim (as) de olduğu gibi; bir taraftan Nemrud'a karşı mücadele verirken, öte tarafta iman etmeyen babasına "babacığım" üslubu ile hitap ediyor. Buradan alınacak örneklik, tavizsiz, net bir söz ve duruş ama üslubumuz da yumuşak, güzel ve hikmetli olacak. Her şeye rağmen korkmadan davete devam eden İbrahim, gerektiğinde hak yoldaki sebatıyla tek başına bir ümmet oluyor.

Ashab-ı Kehf gibi sarayları, bu bağlamda dünyevi imkanları, süsleri terk ederek mağaraya sığınmak zorunda kalsak bile sorun yok. Dönemlerinde yüz binlerce genç vardı, ama o yüz binleri bu gün kimse bilmiyor ve hatırlamıyor. Ya mağaradakiler, kıyamete kadar hatırlanacaklar ve hayırla anılacaklar, Allah onların şanını yüceltti. Çünkü onlar saraylarda yaşıyorken rahatı bıraktılar, azgınlaşmış kavmini ve ileri gelenlerini Allah'a çağırdılar. Allah yolunda sebatla, Allah'ı razı edecek fedakârlıklarla zorlu şartlara göğüs gerdiler ve Allah da vaat ettiği yardımını ve rahmetini indirerek onlara rahmet etti.

Haz. Muhammed'e zayıflar, köleler ve fakirler rağbet etti. Kavminin ileri gelenleri ve diğerleri ayrıcalıklı muamele talep edip beklentilere girdiler. Yetimlerle, kölelerle, mustaz'aflarla beraber olmak istemediler. Dediler ki; ya şu baldırı çıplakları yanından uzaklaştır yahut senden sonraki yönetimden bize pay ver. Ama kabul edilmedi. Asıl itirazlarını açıkça dillendirmediler de, "şu Muhammed var ya, atalarınızın yolundan saptı, atalarınızın dinine sahip çıkın" diyerek zayıfları aldattılar, kışkırttılar ve ezilenleri de kendilerine rant ve iktidar sağlayan statükoyu ayakta tutmak için kullandılar. Bu ince taktiği anlamayan zayıflar, efendilerinin aldatmasına aldandılar da kölelik statüsünün devamını sağladılar. Nice mazlumlar, bilinçsiz davranarak, kendilerini sömürüp zulmeden zalim sistemlerin payandası oldular, zalimlerini sırtlarında taşıdılar.

İlk Müslümanların şirk sitemine asla taviz vermediklerini, onlarla uzlaşmadıklarını, ama davet ve şahidlik sorumluluğuyla toplumun her daim içinde olduklarını belirten Pamak, saflar ayrılıncaya, hicret gerçekleşinceye kadar, cahiliye toplumunun çeşitli alanlarında vahyin şahidliğini yaparken, cahiliye inanç ve toplumundan zihni planda "biz" bilinci ile ayrıştıklarını anlattı. Biz bilincinin inşası için temelden hareketle tuğla tuğla, duvar duvar binayı örmek sonucunda da çatıya ulaşmak gerektiğini belirtti. "Mekke toplumunda Müslümanların hepsi müçtehit idi" diyen Mehmet Pamak, bu müçtehidliğin de anlama, öğüt alma ve yaşama çabası anlamında olduğunu açıkladı. Bu bağlamda bilgilenip bilinçlenen ilk nesil hem içe dönük arınma çabası, hem  dışa dönük çabalar  ile tebliğ, şahitlik ve şirke, küfre ve ifsada karşı tevhid, adalet ve özgürlük mücadelesi içinde oldular; hem de içinde yaşadığımız toplumdaki bidat ve hurafelere dayalı yanlış din anlayışlarını, atalar dinini ifşa edip, açıklayarak, doğru dinin ölçülerini hatırlatarak gerçekleştirilecek ıslah etme çabasını gerçekleştirdiler. Bunlar yapıldığında da toplumda bir değişme olacaktı. Bu çabaları örnek aldığımızda, tüm toplumu tevhid ile buluşturup, hak ile karşılaştırdığımızda, davete icabet gerçekleşecek ve insanların özlerindeki cahili olanı tevhidi olanlar değiştirmeleri mümkün olacaktı.

Mehmet Pamak son olarak şu vurgularda bulundu: " Bizler kendi irademizle Allah'ın tarafında olursak, Allah'a itaatı esas alırsak Allah bize de yardım edecektir. İlk nesil gibi olursak, o güzel model ve örnekliği bu güne taşıyabiliriz… Bunun gereği ise, hayatımızı O'nun emrine tahsis etmek, ölene kadar O'nu razı edecek ameller üretmek için yarışmak ve bu kurtarıcı mesajı daha fazla insana ulaştırmak için çırpınmaktır. Allah yardımcımız olsun."

Haber: Hüseyin Alan

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir