Özgür-Der Başakşehir Şubesi’nin 24 Ekim 2026 Cumartesi akşamı düzenlediği “Barış veya Terörsüz Türkiye Sürecinin Önündeki Engeller” başlıklı müzakereli seminerde, gazeteci-yazar ve eski milletvekili Aydın Ünal bir sunum gerçekleştirdi ve Kürt meselesinin terör sorununa indirgenemeyeceğini ve kalıcı çözümün İslam kardeşliği ile ümmet bilinci temelinde aranması gerektiği vurguladı.

Kürt sorunu, geçmişte uygulanan inkâr ve asimilasyon politikalarıyla silahlı çatışmaların ağır toplumsal bedelleri sonucunda bugüne taşındı. Yeni süreç, yalnızca silahların bırakılması değil, Türklerle Kürtler arasındaki ilişkilerin yeniden inşası bakımından da önemli bir imkân olarak değerlendirildi. Bununla birlikte bölgesel güç mücadeleleri, PKK’nın dış bağlantıları, milliyetçi tepkiler ve birikmiş güvensizlikler kalıcı barışın önündeki temel engeller arasında gösterildi.
Kürt meselesi teror sorunundan ibaret değil, PKK ve Diyarbakır Cezaevi’nin mirası

Kürt meselesinin kökleri, PKK’nın ortaya çıkışından çok daha eskiye uzanıyor. Kürt kimliği ve dili üzerindeki baskılar, siyasi temsil sorunları ve hak ihlalleri, terör sorunundan ayrı ele alınması gereken tarihsel bir mesele oluşturuyor. Aydın Ünal bu ayrımı, “Ortada bir Kürt meselesi var, bir de terör meselesi var. Bu iki mesele birbirini besleyen meseleler. Onun için ayrı ayrı ele alınması gerektiğini düşünüyorum.” sözleriyle ifade etti.
Ünal, Kürt siyasi örgütlenmelerinin 1950’li yıllardan itibaren Sovyetler Birliği ve sol düşünceden etkilendiğini, PKK’nın da bu zeminde seküler bir siyasal dil geliştirdiğini belirtti. Örgütün Kürt toplumunun dinî yapısını dönüştürmeye çalışırken kendisine alternatif siyasi ve İslami yapılara baskı uyguladığını söyledi.
12 Eylül sonrasında Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan sistematik işkenceler de ele alındı. Milletvekilliği sırasında cezaevindeki hak ihlallerini araştıran komisyonda görev alan Ünal, baskıların PKK’ya toplumsal taban ve mağduriyet anlatısı sağladığını belirterek, “Bir nevi PKK’ya varoluş imkânları sağlamıştı Diyarbakır Cezaevi.” dedi. Bu tecrübe, inkâr ve şiddet politikalarının sorunu çözmek yerine derinleştirdiğinin çarpıcı örneklerinden biri olarak değerlendirildi.
PKK’nın uluslararası bağlantıları ve kırılgan çözüm süreci
Seminerde PKK’nın onlarca yıl boyunca faaliyetlerini sürdürebilmesindeki dış destekler üzerinde duruldu. Ünal, örgütün yalnızca yerel bir hareket olmadığını; ABD ve İsrail başta olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri, Rusya ve İran gibi aktörlerin bölgesel çıkarları doğrultusunda destek gördüğünü savundu.
Yeni sürecin arka planında Suriye ve Irak’taki değişen dengeler, Türkiye’nin askerî kapasitesi ve örgütün uluslararası desteğinin zayıflaması bulunuyor. Ünal’a göre Abdullah Öcalan’ın silah bırakma çağrısı da bu gelişmeler içinde değerlendirilmeliydi. Ancak dış güçlerin politikalarını değiştirmesi hâlinde sürecin yeniden zarar görebileceği uyarısı yapıldı. Bu nedenle çözümün yalnızca örgütün silah bırakmasına indirgenemeyeceği, Kürt meselesinin siyasi ve toplumsal boyutlarının da dikkate alınması gerektiği ifade edildi.
ABD-Türkiye ilişkileri, İsrail’in bölge politikaları ve İran merkezli gelişmelerin süreci etkileme ihtimali nedeniyle mevcut durum “çok kırılgan” olarak nitelendirildi. Dış dengeler yeniden değişmeden kalıcı hukuki, siyasi ve toplumsal adımlar atılmasının önemi vurgulandı.

MHP’nin desteği ve içerideki siyasi engeller
Yeni girişimi önceki çözüm süreçlerinden ayıran önemli gelişmelerden biri, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin süreci sahiplenmesi oldu. Daha önce milliyetçi çevrelerden gelen itirazların çözüm girişimlerini zorlaştırdığı hatırlatılırken MHP’nin bu kez inisiyatif üstlenmesinin Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti açısından önemli bir siyasi fırsat sunduğu değerlendirildi.
Buna karşılık Türkçü ve ulusalcı çevrelerin tepkileri, şehit aileleri ve gaziler üzerinden yürüyen siyasi tartışmalar, geçmiş sürecin olumsuz tecrübeleri ve PKK ile Kürt siyasi hareketi içindeki farklı beklentiler, çözümün toplumsal desteğini zorlayabilecek başlıklar olarak gündeme geldi. Sürecin temkinli yürütülmesi ile ortaya çıkan fırsatın gecikmeden değerlendirilmesi arasındaki gerilim de seminerde tartışıldı.
Milliyetçilik ve sekülerleşme: Kardeşiliğin önündeki ideolojik engeller
Programda, modern ulusçuluğun Türklerle Kürtler arasındaki ilişkilerde oluşturduğu ayrışma da ele alındı. Hem Türk milliyetçiliğinin inkârcı ve asimilasyoncu yaklaşımlarının hem de Kürt milliyetçiliğinin ayrılıkçı eğilimlerinin ortak bir gelecek inşasını zorlaştırdığı vurgulandı.
Etnik kimliğin Müslüman kimliğinin önüne geçirilmesini eleştiren Ünal, “Bizim bu coğrafyada ayakta kalabilmemiz, hayatta kalabilmemizin yegâne yolu İslam Birliği’dir. Bunun dışında bir seçenek yoktur.” dedi. Seküler ve ulusalcı hareketlerin dış güçlerin çıkarlarıyla örtüşebildiğini, Müslümanların ise kendi kavramlarıyla bir kardeşlik zemini geliştirmeleri gerektiğini savundu.
İslami çevrelerin özeleştirisi ve birlikte yaşama
PKK’nın bölgedeki Müslüman kanaat önderleri ve İslami yapılar üzerinde kurduğu baskının bağımsız bir İslami toplumsal hareketin gelişmesini zorlaştırdığı belirtildi. Ancak İslami çevrelerin sorumluluğunun yalnızca bu baskıyla açıklanamayacağına da dikkat çekildi. Türkiye’nin batısındaki bazı Müslümanların Kürtlerin yaşadığı haksızlıklara ilgisiz kalmaları veya devletçi ve milliyetçi reflekslerle hareket etmeleri; bazı Kürt Müslümanların ise etnik aidiyeti İslami kimliğin önüne geçirmeleri eleştirildi.
Kürtçeye ve Kürt kimliğine yönelik geçmiş baskılar, inkâr ve asimilasyon politikaları sorunu derinleştirdi. Kürtçe yayın ve kamusal kullanım alanında atılan adımlara rağmen anadilde eğitim, yerinden yönetim ve ayrımcılık gibi meseleler tartışılmaya devam ediyor. Şiddet, tehcir ve asimilasyonun meşru bir seçenek olamayacağını belirten Ünal, “Dördüncü bir yol var, o da birlikte yaşamanın yolunu, yöntemlerini bulmak.” dedi. İslam kardeşliğinin ancak hakların korunması, adalet ve karşılıklı güvenle somutlaşabileceği ifade edildi. Ortak inanç ve tarihsel bağların, farklılıkları yok saymadan adil bir birlikte yaşama düzeni kurmak için temel olabileceğine dikkat çekildi.

İhsan Deniz: Çözüm iradesi sahaya daha güçlü yansıtılmalı
Müzakereci İhsan Deniz, mevcut sürecin önemli bir fırsat oluşturduğunu ancak gerekli adımların yeterince hızlı atılmadığını belirtti. Uluslararası şartlar değişmeden sonuç alınması gerektiğine dikkat çeken Deniz; MHP’nin kararlılığını, Kemalist ve ulusalcı çevrelerin tavrını ve süreci engelleyebilecek aktörleri tartışmaya açtı.
Deniz, önceki çözüm sürecinde Kuzey Irak’ta PKK mensuplarıyla gerçekleştirdikleri görüşmelerde bazı kadroların barış yerine şehirlerde hâkimiyet kurmayı hedeflediklerini söylediklerini aktardı; hendek çatışmalarını bu yaklaşımın sonucu olarak değerlendirdi. Irak Kürdistan Bölgesi’nde yaşadığı yıllardan hareketle PKK’nın yerel halk ve yönetimler üzerindeki baskılarına da değinen Deniz, Müslümanların başkalarının siyasi kavramları yerine ümmet bilinci ve kendi değerleriyle hareket etmesi gerektiğini vurguladı.
Filistin direnişi, ümmet bilinci ve İslami hareketlerin geleceği
Programda 7 Ekim 2023 sonrası Filistin direnişinin dünya kamuoyundaki etkilerine de değinildi. Filistin davasının farklı coğrafyalardaki Müslümanları ortak bir sorumluluk etrafında buluşturduğu, ümmet bilincini güçlendirdiği ifade edildi.
Müzakere ve soru-cevap bölümünde çözümün yalnızca devlet kurumlarına ve siyasi liderlere bırakılamayacağı üzerinde duruldu. Müslüman sivil toplum kuruluşlarının geçmiş haksızlıklarla yüzleşmeye, karşılıklı önyargıları gidermeye ve hak temelli bir kardeşlik anlayışı geliştirmeye öncülük etmesi gerektiği vurgulandı. Ünal’ın, “Bu meselenin yegâne çözüm yolu, İslam kardeşliği üzerinden bu meseleyi götürmektir.” sözleri programın temel mesajını özetledi.
Kürt meselesinin inkâr, asimilasyon, silahlı çatışma veya etnik ayrışmayla değil; hak, adalet, birlikte yaşama iradesi ve İslam kardeşliğiyle çözülebileceği mesajının öne çıktığı seminer, katılımcıların değerlendirmeleriyle sona erdi.

Müzakereli seminer kaydını şuradan izleyebilirsiniz:
Haber: Mehmet Suyuti Dindar
Fotoğraf: Erkam Beyazyüz

