Muhammed Hamid el-Ahmerî’nin mektubunun FSMVÜ İslami İlimler öğrencisi Muhammet Çelik’in yaptığı Türkçe çevirisini aşağıda ilginize sunuyoruz…
SAYIN CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A AÇIK MEKTUP
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
15 Temmuz 2016’daki o tarihi gecede darbecilere karşı halkın estirdiği rüzgâra şahit olanlardan biri de bendim. Allah’ın izniyle olayların akışını değiştiren o kısa konuşmanızdaki çağrınıza, özgür halkınızın nasıl icabet ettiğini gözlemlemiştim. Böyle bir kriz ortamında liderliğinizin muazzam imkanları tezahür etmiş, bunun neticesinde halkınız onur ve özgürlüğünü korumaya azmederek ülkesinin ve hukukunun ayaklar altına alınmasına izin vermemişti. Bu öyle bir sahneydi ki, sizi sevenlerin, alnı açık başı dik bir şekilde ortaya çıkmasını sağlamış ve düşmanlarınızı, yeni bir tarih yazmakta olan bir milletin yükselişini tanıyıp itiraf etmeye zorlamıştı.
İstanbul’da Türkler, Araplar ve başka uyruklara mensup kişilerden oluşan bir sohbet meclisinde oturuyorduk. Türkiye’deki ırkçılık fenomeninden söz açıldı. Ülkenizde olup bitenler hakkında, hiç duymak istemeyeceğimiz veya başkalarının görmesini istemeyeceğimiz şeyler hakkında insanların ne konuştuğunu bilmek sizin için önemlidir diye düşündüm. Ve siz bununla layıkıyla yüzleşebilecek güçtesiniz. İşte onlardan birkaçı:
- Sosyal medyada her yerde Suriyelilerin ve diğerlerinin zorla gönderildiğine dair ve kimi zaman bazılarının darp edildiğini gösteren görüntüler yayılıyor. Ve Türkiye’yi kötü gösteren bu sahneler, polislerin orada ikamet eden veya geçici olarak bulunan Müslüman turistlere karşı muamelesi şeklinde de kullanılıyor. Bazıları da bu görüntülerin sadece kameralar tarafından kaydedilenler olduğunu ve kaydedilmeyen bundan daha feci durumların bulunduğunu ifade ediyor.
- Komşularınız, din ve kader ortaklarınız olan Suriyeli sığınmacılara karşı tutumunuz, ülkenizi tüm dünya ülkelerinden ayıran değerli, misafirperver, cömertçe bir tutumdu. Birlik, beraberlik ve barışın sağlanamadığı bir bölgede, insanların umudunu temsil ettiniz. Ve denildiği gibi, “iyilik sahibi, iyiliğini başa kakmadan ve eziyet etmeden tamamlar.”
- Yaşananları Türkiye’de ikamet edenlere ve bazı turistlere karşı takınılan bir ırkçılık kompleksi olarak yorumlayanlar var. Bir Türk, Avrupa ırkçılığından mustaripse eğer, neden kendisine değer vermeyeni hoşnut etmeye çalışırken ona hürmet gösterene kötü davranır? Ve neden bu hastalığı ülkesini ziyaret etmeye gelenlere bulaştırmaya çalışır?
- Bir turist veya Türkiye’de ikamet eden biri ırkçı bir tutumla karşılaştığında, halkını uyaracak ve ülkeniz hakkında bilgi sahibi olmak üzere gelişmeleri okuyan veya dinleyen herkese bu durumu ulaştıracaktır. Nitekim turistin parasına, onu onurlandırmak için ihtiyaç duyulur, onu aşağılamak için değil. Eğer bir ülke onlar için yaşanılmaz hale gelmişse, hiç şüphesiz Allah’ın arzı geniştir. 2002’den önce Türkiye nasıl yabancı insanların uzak durması sebebiyle sıkıntı çekiyorduysa, şimdi de bu uygulamalar Türkiye’yi ziyaret etmek isteyenlerin ayağını kesecek ve her yönden ülkenize zarar verecektir. Burada sözünü ettiğimiz şey, zarar görecek olanlar için bir haktır, yoksa bir lütuf veya güzelleme değil.
- Dostlarınız çoksa da, bölgedeki yönelimlerinizin düşmanı olan kişiler ideolojik sebeplerle veya uluslararası pozisyonlara bağımlılıklarından dolayı gizli açık her şekilde seferber olmaktadırlar. Hataların ortaya çıkması ve tekrarı kimsenin menfaatine olmaz, üstelik şer odakları yayılmakta ve hatalardan yararlanmak için fırsat kollamakta iken.
- Aramızdaki siyasi, ekonomik ve toplumsal iletişimi, daha yüksek bir dostluk ve işbirliği ile irtibatlı kılmak çok önemlidir. Zira Avrupa tarafından reddedilen Türkiye’nin, Arap-İslam dünyasında iktisat, turizm, ticaret, tarih ve ortak coğrafya gibi birçok açıdan derinlikli bir yeri bulunmaktadır. Küçük Asya (Anadolu) İslam’dan önce de Arap dünyasına uzak ya da yabancı değildi. İslam’dan sonra da Abbasilerle Endülüslüler oranın bir camisinde dua etmek için yarışıyorlardı. Bu yüzden komşuluğa ve dostluğa riayet etmek, sizin ahdinizde ve değerli, cesur halkınızın boynunda bir emanettir.
- Bazıları yabancı karşıtlığı içeren sloganların seçimler dolayısıyla yükseldiğini söylüyor. Eğer gerçekten öyleyse, artık bu sloganların ülkeye hiçbir fayda getirmeyeceğinin bilinmesi gerekiyor. Dünyadaki tüm hükümetler, ülkeyi yönettiklerinde popülist söylemleri terk ediyorlar, çünkü bu popülist söylemlerin arkasında saklı zararları çok iyi biliyorlar.
- Sayın Cumhurbaşkanı; bu konuda kimse mazeret beyan eden ve gerekçe sunanları dinlememeli. İblis bile düşüncesini sunarken ırkçı bir gerekçelendirme yapmıştı. Irkçılığa müsamaha göstermek, komşunun komşuyu öldüreceği bir günün gelmesine sebep olur. Çünkü ırkçılık, durup üzerinde düşünmeye veya gerekçelendirmeye değil, acilen tedavi edilmeye ihtiyaç duyan kültürel bir kanserdir. Hangi türden olursa olsun kötü ve zararlı olan şeyle yüzleşmek gerekir; hatta atalarımızdan bize karşılıklı bir nefret miras bırakılmışsa bile onu yenileyip bizden sonrakilere aktarmanın akla izana sığan bir tarafı yoktur.
Son olarak şunu ifade edeyim ki, 15 Temmuz gecesi sizin haklı çağrınıza kulak veren ve güvenini tazeleyen o cesur ve değerli halk bugün de mevcuttur. O halk aynı şartlarda gerekli olan hakikati yine haykıracak, doğru tutumunu yine sergileyecektir. Zira erdemli olan, erdemini hatırlatmak ister. Eğer kardeşlik ve komşuluk hukukundan doğan müeyyide ortadan kalkar, iktisadi bilinç yitirilirse, maddi ve manevi kayıplar üst üste gelecektir.
Allah-u Teâlâ hepimize iyilik ve mutluluk yolunda muvaffakiyetler nasip etsin, bizi salihlerden ve sulh edenlerden eylesin.
Muhammed Hâmid el-Ahmerî
Doha & İstanbul
Muhammed Hâmid El-Ahmerî kimdir?
Arap dünyasının önde gelen reformist düşünür ve yazarlarından biri olan el-Ahmerî, aslen S. Arabistanlı olup Katar’da ikamet etmektedir. Modern siyaset tarihi alanında uzmanlaşan yazar, yüksek lisansını Amerika’da, doktorasını Londra’da tamamladı. Daha çok insanın özgürlüğüne vurgu yaptığı yazılarıyla İslam dünyasındaki tartışmalara yeni bir boyut kazandırdı. Eylemci kişiliğiyle de öne çıkan el-Ahmerî, Batıdaki Müslümanların bazı girişimlerinde kurucu rol oynadığı gibi, Arap dünyasında da birçok kültürel platformun kurucu ve yönetici ekibinde yer almaktadır. Kitaplarından bazıları şunlardır: Mes’ûliyyetu’l-müsakkaf (Entelektüelin Sorumluluğu), Müzekkirâtu Kâri’ (Okuyucu Notları), ed-Demukrâtiyye: el-Cüzûr ve işkâliyyâtu’t-tatbîk (Demokrasi: Kökler ve Uygulama Sorunsalları), Melâmihu’l-müstakbel (Geleceğin Yüz Hatları), Nebtu’l-arz ve’bnu’s-semâ: el-Hürriyye ve’l-fenn inde Ali İzzetbegovic (Yerin Bitkisi Göğün Oğlu: Aliya İzzetbegoviç’te Özgürlük ve Sanat), Mutârahât fi’l-fikri ve’d-dîni ve’s-siyâse (Düşünce, Din ve Siyasete Dair Tezler), Eyyâm beyne Şikâgu ve Bârîs (Şikago ve Paris Arasında Günler).
Yazarın Mes’ûliyyetu’l-müsakkaf (Entelektüelin Sorumluluğu) ile Nebtu’l-arz ve’bnu’s-semâ: el-Hürriyye ve’l-fenn inde Ali İzzetbegovic (Yerin Bitkisi Göğün Oğlu: Aliya İzzetbegoviç’te Özgürlük ve Sanat) isimli kitapları Mana Yayınları tarafından Türkçeye tercüme edilmiştir.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.