1. YAZARLAR

  2. HAMZA TÜRKMEN

  3. Kimliğimiz ideal siyasete mi, reel politikaya mı yöneliyor
HAMZA TÜRKMEN

HAMZA TÜRKMEN

Yazarın Tüm Yazıları >

Kimliğimiz ideal siyasete mi, reel politikaya mı yöneliyor

05 Nisan 2024 Cuma 18:20A+A-

2024 Mahalli Seçimleri’ne İslami kimliği ön planda olanlarımızdan mevcut siyasi yönetimin yanlışlarına kızıp  “bize ne” diyerek ilgisiz kalanlarımız, ya da demokratik alan “bizi ilgilendirmez” deyip tavır alanlarımız oldu. Rum sûresinde zikredildiği üzere kurumsal kimlik olarak İslami olanı temsil etmeyen iki gücün muharebesinin sonuçlarını ilkin sahabesiyle beraber üzülerek ve peşinden sevinerek takip eden Resulullah (s)’in tutumundan ilham alarak davrananlardan seçim sandığına gidenlerimiz ise çoğunluktaydı.

Bizler de vesayet altında yaşadığımız sistemlerde reel politik aktörlerin ana hatlarıyla tebliğimizde, adalet ve hak mücadelemizde imkân sağlayıp sağlamayacaklarını; inanç ve fikirle ilgili adalet ve özgürlük ortamları oluşturup oluşturmayacaklarını sürekli mütalaa ediyoruz. Onları, şer’i ölçülere göre davranma düzeyine ulaşamasalar bile, fıtri olandan yana tavır alıp almayacakları bağlamında izledik ve izliyoruz. Seçim ortamını bu çerçevede takip edenlerimizin önemli bir kısmı da politik ve ekonomik vaatlerden çok, vesayet ortamlarının aşılabilme şart ve ihtimallerini değerlendiriyorlar. Ve Türkiye’de de, ümmet coğrafyasında da değerlerimizin ve imkânlarımızın korunabilmesi niyet ve maslahatı ile yapılan politik seçimlerde uygun olan politik aktörlerin kazanabilmesi amacıyla oy kullanılıyor.

31 Mart 2024 gecesi Türkiye’deki son mahalli seçimler sonuçlandı.

Ülke çapında AK Parti’ye ve AK Parti belediyeciliğine en başta ekonominin ezici yükü; partinin yapısal işleyişi ve anlayışındaki  kimliksel güven ve adalet sorunu nedeniyle veya güven erimesi nedeniyle,  oluşan tepki oyları kaybettirdi.

Batıcı-Atatürkçü cenahın kazanan partisi CHP’yi dünyada ilk olarak İsrail’in Siyonist Dışişleri Bakanı Yisrael Katz tebrik etti.

YRP, AK Parti’den kopan bazı tepki oylarını topladı. Ama tepki oyu sahiplerinin önemli bir kısmı AK Parti yönetiminin ve mahalli yönetimlerin gidişatına tepkilerini sandığa gitmeyerek gösterdi.

Ve AK Parti seçimleri kaybederken önemli bir yara aldı.

AK Parti’ye kendi tabanından gösterilen bu tepki Ramazan’da oruç tutanlarımız ve teravih namazı kılanlarımızla beraber Siyonist İsrail’e de yöneltilebilseydi, belki de tepkilerimiz küreselleşebilir, bir küresel intifada ateşlenebilirdi. Siyonist katliam karşıtı böylesi küresel bir intifadanın Gazze’deki soykırımı durdurabilme ihtimali bile oluşabilirdi.

İki kimliksel durum

Türkiye Müslümanlarının, ulus devletlerin tebası olan diğer halkı müslüman olan halklar gibi iki kimliksel pozisyonları ve kimliksel temel meseleleri, gündemleri var:

Birincisi: İslami kimliğimizin özgünlüğü; ümmet kimliği ve dayanışma mükellefiyetiyle ilgili gündemler...

İkincisi: Ulusal vatandaş kimliği pozisyonumuz. Ve İslami kimliğimizle bize giydirilen vatandaş kimliğini nasıl yaşayacağımız; zorunlu veya teamülü vatandaşlık pozisyonu içinde birincil kimliğimizi nasıl koruyup geliştirebileceğimizle ilgili gündemler...

Tabii ki ulus sistemler içinde yaşarken bu iki kimliğin gündemleri birbirinden tamamiyle kopuk değildir. Vakıamız seküler ve sanal kutsallarla biçimlenen ulusal vesayete ve modernitenin kuşatmasına tutsaklığımızdır. İdeal olan gündemimiz ise Rabbimize gereği gibi kul olabilmek azmiyle cahili tutsaklıklardan nasıl hicret edebileceğimizdir.

İslami kimlikle ilgili mesele asıldır, nass temellidir. Gönüllüsü olmamız gereken kimliktir. Ulusal vatandaş kimliği ise konjonktüreldir, yerel ve küresel vesayet altında yaşadığımız beşeri dünyada zorunlu tutulduğumuzdur.

“Asra ant olsun, insan ziyan içindedir; ancak iman edip salih amel işleyenler ve birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler istisna” ayetleriyle belirtilen Asr sûresi örneğinde olduğu gibi İslami kimliğimizi ya da ümmet kimliğimizi Yüce Kur’an belirlemekte; usvetu’l hasene olan Resululah’ın zamanı aşkın uygulamaları/Sünnet’i de bu konuda bizlere örnek oluşturmaktadır.

Vatandaşlık kimliğimizi ise seküler anayasalar belirlemektedir. Bunlar da seküler ulusçuluğu cumhuriyet, krallık, şeyhlik, şahlık, rehberiyet, cemahiriye veya cunta kalıpları içinde biçimlendiren laik anayasalardır veya İslami olanı bulandıran seküler anayasalardır.

Ulus sistemlerde vatandaşlık kimliğimizin eğitim, askerlik, vergi gibi bazı zorunlu görevleri kölelik veya cariyelik statüsünü hatırlatmaktadır. Zorunluluk dışında kalan alanlarda nasıl davranacağımızı, yorumlarla veya içtihatlarla belirleniyor veya seçiliyor. Ulusal anayasaların kuralları altında yaşarken yaptığımız yorum veya seçimler mutlak nass olan değil, zanni yorum veya içtihadi olandır. Doğru olabilir, hatalı olabilir. Onlar da zaman ve mekân şartlarına göre yenilenebilir veya tercihler ilke ve tutarlılık adına değiştirilebilir.

Muhasebenin öznesi kim?

Seçim sonuçları, mukaddesatçı-muhafazakâr kimliğin zaaflarını aşamadan Batıcı-millici, karşıtıyla barışık ve Atatürkçü melez kimlik eğilimine tutunan; kalkınmanın ve ekonominin yükünün nüfusun ortalama yüzde 60'ın sırtına yüklemenin mahcubiyetini bile ifade edemeyen "Reis" ve ekibini katılımcı bir muhasebeye sevk edebilirse işe yarayabilir. Tabii ki böyle bir özeleştiri çabası söz konusu inhirafın yapısal failleriyle, mağlubiyetin yapısal ve dönemsel sorumlularıyla yürütülmemesi gerekiyor.

Ayrıca basiretli AK Parti kadroları sabit evrensel ilkelerimize rağmen "O ne derse o" mantığını aşmakta sorumluluk üstlenemeyen; İslami hak ve adalet özgünlüğünü yitirmiş ve karşıtına sığınma pratiğine tutunmuş muhterislere istişare masasında yer vermemesi gerekir.

Reel politik dengeleri gözeten AK Parti ve MHP'nin ittifak desteğinin zayıf kalması "yerlilik-millilik" ve "Kalpaklı Atatürk" savunuculuğunun işe yaramadığını gösteriyor. Anayasal raylar üzerinde İslamcı bir program değil; ama hakka, adalete ve İslami olana kapı açma stratejisini gözeten AK Parti’nin kurucu iradesine sadık geride ne kadar insan kaldı bilmiyoruz? AK Parti’nin kurucu iradesini hala önemseyen politik aktörler, CHP’nin "Kent uzlaşısı" gündeminin oluşturduğu rüzgârı aşan fıtri arayışları öne çıkaran, katılımcı, hak ve hukuka yönelen, içinde şura izlerini taşıyan farklı ve yeni bir gündem oluşturabilir mi?  Eğer siyasi, hukuki ve ekonomik alanda güç kazanma süreci şeffaf ve daha ehven uygulamalarla yürütebilirse; ayrıcı Müslüman Kürt tabanı da, muhacirlerin ve göçmenlerin çilelerinide kucaklayabilirse, ümmet coğrafyasına güven veren sinerji oluşturan bir gündemle yeni bir akım yakalanabilir. Yoksa partinin her il yönetiminde insiyatif alan farklı eğilim ve hesapların ortak misyonsuzluğu ile çöküş mukadderdir. Akıbetleri ise Turgut Özal-ANAP politik sürecinden farklı olmaz.

31 Mart mahalli seçimlerinin sonuçları topluma hakkı ve adaleti anlatıp İslamlaşma sürecimizi birinci gündem olduğunu anlatmamız açısından da bir imkân olarak görülmelidir. AK Partililer daha özgün bağımsız bir sosyal hattın ihtiyacını “metal yorgunluk” ya da kuruluş değerlerinden bile uzaklaşmışlık nedeniyle tanımlayabilmekten aciz düşmüş olabilir. Ama onları devlet partisi hatta devlet olmakla övünen kibir, müstağnilik ve ulusal sisteme teslimiyet eğilimini terk edip, yeniden Kemalist iç sistemin ve kapitalist dış sistemin vesayetinden kurtulma cehdine, halk tabanında yoksullaşmayı durdurma samimiyetine geri döndürecek yeni ve tutarlı bir gündem rüzgârına ve sinerjiye ihtiyaç bulunmaktadır. 

Vicdan ve Özeleştiri

İdeal olan kimlikle reel olan kimliğin irtibatı bağlamında, Gazze Müslümanlarının 6 aylık direnişi, İslami kimlik sahiplerine de, vicdani arınma ve adalet arayışı içinde olanlara da vatandaşlık ve ulus anlayışını ya da ulusal sınırları aşan üst değerlere yönelen bir mükellefiyet yüklüyor. Vatandaş kimliği ile İslami ve vicdani kimlik arasında nasıl bir iletişim olduğunun çarpıcı örneği Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Gazze konusundaki uğraşlarıdır. O, gerek Hükümet politikaları adına olsun gerek vicdani ve İslami kaygılarından dolayı olsun takip edebildiğimiz kadarıyla, 7 Ekim’den bu yana belki mesaisinin üçte ikisini Gazze için harcadı ve harcıyor. Batı’nın vicdanını ve halkı Müslüman olan ülke yöneticilerini harekete geçirmek için koşturup duruyor. Ancak bu arada mevcut Hükümet’in ve temsilcilerinin yaptığı gaflar ve yanlışlıklar dışında, küresel emperyalizmin savaş aygıtlarıyla karşılaşabilecek henüz fiili bir gücünün olmadığına da işaret edelim. Kapitalizmin imparatoru ABD’nin İsrail’e yeni F-35 uçaklarının, sivil kayıplarda büyük rol oynayan binlerce 220 ve 900 kilogramlık ayrıca 2 tonluk bombaların verilmesine onay verdiği haberi Amerika basınında yer aldı. Zira iki yüzlü ABD ve Batı, kitleleşen vicdani tepkileri susturmak için paraşütlerle Gazze’ye havadan yardım malzemeleri atıyor. Ama devam eden katliam karşısında üç maymunu oynuyor. Nüklüer başlıklı füzeleriyle ABD filosu Siyonist İsrail’in koruyucusu olarak Doğu Akdeniz’de nöbet tutuyor ve İsrail’e ağır silah sevkiyatına devam ediyor.

Mahalli seçimler, Hamas’a “terör örgütü” diyenlerle “cihad hareketi” diyenler arasında geçti. Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 31 Mart gecesi yaptığı ve yanına hanımından başkasını almadığı balkon konuşmasında bazı yapısal ve dönemsel yanlışlara işaret ederken sadece eksiklerden değil, “kasıt ve ihanet”ten de bahsetti. Analiz edilmesi gereken bütün bu kamburlar yanında özellikle kalkınmanın ve ekonominin ezici yükünü Türkiye standartlarında açlık sınırında yaşayan nüfusun ortalama yüzde 60’ının üzerine yığılmasını engelleyemeyen Hükümet, son mahalli seçimi açık ara denebilecek bir farkla kaybetti.

AK Parti yönetiminin yara aldığı bu seçimi “Bir kavim/halk kendi halini değiştirmedikçe, Allah da onların halini değiştirmez” ayeti ya da “Bir kavim nasılsa öyle idare edilir” hadisi bağlamında izah eden yorumcularımız ve köşe yazarlarımız oldu. Doğrudur. Ama iktidardaki yönetim ekibi de halkın bir parçası değil midir?

Dağılmış ümmetin çocukları olarak tabii ki melez kimliklerle kuşatılmışlığımızı, gelenekçi ve modernist telkinleri aşıp fıtri olarak da, İslami olarak da bilinçlenmek ve İslamlaşmak çabalarını çoğaltmak zorundayız. Bu görev, içinde yaşadığımız ve yakınımız olan toplum ve müslümanlar bazında üzerimize düşen ibadî mesuliyettir.

Dolayısıyla bu halkın kimliksel bir parçası olan yöneticilerin de kendilerini hak ve adalet doğrultusunda yenilemeleri, ıslah etmeleri, düzeltmeleri gerekmektedir. Mağlubiyetin sebebini halka yüklemeye çalışmak, hak ve adaleti, ümmet maslahatını düşünerek eleştiri sunmaya çalışanları suçlamak onlarla, Müslümanlarla ve halkla olan irtibat ve iletişim zincirini kopartmak anlamına gelir. Hatta kibir ve müstağnilik hastalığı konusunda vicdanların nasırlaşması anlamına gelir.

Hakiki gündemler

Ulus veya vatandaşlık kimliği dışında ümmetin var kalması, vesayetten kurtulması, ıslahı ve inşası konusunda gündemde olan ve vicdanlara hitabeden en önemli mesele Gazze’dir. 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı’ndan bu yana geçen 6 aylık süreç içinde Türkiye’nin birçok ilinde birbirini takip eder tarzda sürekli dayanışma etkinlikleri yapılması Avrupa ve Amerika kıtasındaki Filistin’e özgürlük isteyen vicdani ve erdemli eylemler kadar dünya gündeminde yer alamasa da, ümmet uyanışını temsil açısından oldukça önemlidir. Mesela 6 aydır her hafta “İstanbul Gazze Dayanışma Platformu”nun ve “Ankara Filistin Dayanışma Platformu”nun farklı mekanlarda Gazze direnişiyle dayanışma eylemleri düzenlenmesi de; Ramazan boyunca her gece Başakşehir İslami ve sivil kuruluşlarının oluşturduğu “GazzeNow Platformu” tarafından iftar ve namaz farziyetlerinden sonra sosyal ibadet formu içinde şiddetli soğuk ve yağmurlu günlerde de her akşam sürdürdükleri etkinliklerle nöbet tutulması da hasenattan salihata yönelen güzel örnekliklerdir.

Haktan ve adaletten yana iradesini yenileyen bu azme dayanan etkinlikler, dünya zalimlerine karşı, içimizdeki işbirlikçilerine ve gaflet rüzgârına rağmen melez kimliklileri bile uyandırabilecek kollektif bir bilinci, İslami bir dayanışmayı mayalamaya çalışıyorlar. İşte müslümanlar için sahici olan gündem ve zulümattan nura yürünecek yaşanması gereken süreçler bu tür örneklerdir.

Bizler Allah’ın izniyle İslami kimliğimizi ıslah etmek başta olmak üzere asıl olan gündemlerin peşinde nass perspektifiyle, Siret-i Resul’deki Sünnet’in perspektifiyle durursak, vatandaş kimliğimizle  ve vesayetten kurtulmayla ilgili ekonomik, siyasi, sosyal sorunların anahtarını da yakalayabiliriz. Biz Allah’ın davasına yardım edersek, Rabbimizin de bize yardım edeceği ilahi bir müjdedir.

Yeter ki hakkı kavramaya ve söylemeye, söylediğimizi yaşama iradesi göstermeye çalışalım. Rabbim Mescid-i Aksa için, İslami kimliklerini yaşatabilmek için verdikleri sözün arkasında duran Gazzeli müminlere, El-Kassam murabıt ve mücahidlerine yardım etsin. Şefaat etsin. Şehid düşenlere rahmet eylesin. Onlar “Mallardan, canlardan, ürünlerden eksilmeyle imtihan” oluyorlar ama Allah’a verdikleri adanmışlık sözünden vaz geçmiyorlar, teslim olmuyorlar. Verdikleri sözün ardında duruyorlar. Onlar ümmeti uyandıracak tebliğ ve direniş nüvelerinin yedi başak veren sıhhatli bir tohum gibi olmanın ne demek olduğunu örneklendiriyorlar. Asıl olan İslami kimliklerinin öncelikli ödevlerini yerine getiriyorlar.

Rabbimiz tüm halkı müslüman olan ülkelerdeki tevhidi bilinç ve amel sahibi insanlarımıza da merhaleci bir mücadele ile kazanılacak bu adanmışlığı, yaşayan şühedalığı nasip eylesin.

YAZIYA YORUM KAT

4 Yorum