1. HABERLER

  2. HABER

  3. MEDYA

  4. Kemalist medyadan Nihat Hatipoğlu’nun ifadelerini çarpıtma ahlaksızlığı
Kemalist medyadan Nihat Hatipoğlu’nun ifadelerini çarpıtma ahlaksızlığı

Kemalist medyadan Nihat Hatipoğlu’nun ifadelerini çarpıtma ahlaksızlığı

Laik ve Kemalist medya, ilahiyatçı-yazar Nihat Hatipoğlu’nun Sabah Gazetesi’ndeki köşe yazısında dört genç kızın bira içmesiyle ilgili ifadelerini çarpıttı.

23 Ekim 2020 Cuma 20:16A+A-

Cumhuriyet, BirGün ve Duvar Gazete gibi laik ve Kemalist medya organları, ilahiyatçı-yazar Nihat Hatipoğlu’nun köşe yazısında dört genç kızın bira içmesiyle ilgili yaptığı tespitleri çarpıtarak yazarı hedef gösterdi.

Hatipoğlu, ilgili yazısında, gittiği bir ilde sokakta oturan dört genç kızın bira içtiğini ve kendisini gördükten sonra biralarını sakladıklarını belirtti.

Gördüğü manzara karşısında üzüldüğünü söyleyen Hatipoğlu, gençlerin hala içinde edep barındırdığını ifade ederek kötü yola düşmemeleri noktasında tavsiyelerde bulundu. Hatipoğlu, gençlerin kötü yola düşmesinde dinin müesseselerin de sorumlu olduğunu kaydetti.

Ancak, laik ve Kemalist medya, Hatipoğlu’nun genç kızların bira içmesiyle ilgili ifadelerini bağlamından kopararak çarpıttı.

Malum medya, Nihat Hatipoğlu’nun gençleri hedef gösterdiği şeklinde ifadeler kullandı. Bira içmeye karşı olmak ve gençleri bu bataklıktan kurtarmayı sanki suçmuş gibi yansıtan laik ve Kemalist medya, gençlerin durumuna üzülmeyi çok abes görüyor herhalde!

Bir Müslümanın bataklığa saplanan gençlere ilişkin tespit yapması ve gördüğü manzara karşısında dertlenmesine bile karşı çıkan ülkenin laik ve Kemalistleri, içinde bulundukları ahlaksızlığı savunacak kadar cüretkar davranabiliyorlar.

ntb-3.jpg

ntb-2.jpg

ntb-1.jpg

Nihat Hatipoğlu'nun yazısındaki ilgili bölüm:

"Gençlerimiz sosyal medya ve internet çağının başlamasıyla yaygın ve kapsamlı bir dejenerasyonla muhatap olmaya başladılar. Belli merkezler gençleri inancından, tarihinden ve ailesinden koparmak için projeler geliştirdiler. İnançsızlığa ve inkara sevk edebildikleri gençleri istismar etmek, kullanmak ve amaçlarına hizmet ettirmek çok daha kolay olacaktı zira.
Önce Anadolu irfanını oluşturan tasavvuf ve mezheplere yönelik karalamalara başladılar. Bu müesseseler içinde çıkan ahlaksızlıklar bu projeye harç oldu. Bu tür ne olduğu belli olmayan sefihleri makul veya hoş görmenin mümkün olmadığını söylemeye gerek var mı?
Sonra kademe kademe önce Kuran'ın yorumu ve uygulama alanı olan hadisleri karalamaya başladılar. Arkasından Hz. Peygamber'i (s.a.v.) itibarsızlaştırma noktasına geldiler. Bu kademe kademe uygulamaya konulan bir saptırma faaliyetidir. Yeri geldi Kuran'a çağırdılar, Kuran'a inanmıyor olmalarına rağmen. Zira gayeleri gençlerin aklında Kuran ve Hz. Peygamber'i (s.a.v.) iki farklı obje gibi sunmak hedefi vardı. Bunda da kısmen başarılı oldular. Bundan sonraki hamle belli. Zaten izlerini okumaya başladık. Kuran'ın tarihsel olduğunu, bazı ayetlerinden vazgeçmemiz gerektiğini söylemeye başladılar. Yani şimdi hedefte ilahi kitabımız var. Hz. Peygamberden (s.a.v.), hadislerden, sahabeden, uygulamadan ilk dönem hukukçularından -mezhep alimlerindensoyutlanmış bir vahiyle daha rahat uğraşacaklarına inanıyorlar.
Peki bu hamlenin daha sonraki aşaması nedir? Allah'ı, ahireti, imanı sorgulamak ve inkara sevk etmek. Her şey ayan-beyan ortada.
Bazı ilahiyatçılar bunu biliyordu. Bazıları da yeni yeni uyanmaya başladı. Gençlerin imansızlık anaforuna itilmesinin nasıl bir fatura çıkaracağını bir kısmı görmeye başladı. Bir kısmının, özellikle hadis inkarcılarının burada günahı çoktur.
Beyler! Hz. Muhammed'i (s.a.v.) doğru tanıtıp sevdirmedikçe; Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim'i Hz. Muhammed'in (s.a.v.) anlayıp bize aktardığı gibi aktarmadıkça, sahih hadisleri hayatımıza uygulama dersleri gibi sunmadıkça, gerçek manadaki tasavvuf alimlerini ve mezhep ulemasını kendimize rehber edinmedikçe, batıl ve hurafeden ve aynı zamanda içi boşaltılmış felsefi cehaletin anaforundan kurtulmadıkça hiçbir sonuç alamayız.
Burada Milli Eğitim, Diyanet, İmam Hatipler, İlahiyatlar, iyi niyetli ve İslam'ı tebliğe odaklı sivil kuruluşlar bir araya gelip yeni bir yol haritası sunmadıkça sonuç alamayız. Öğrenci ve gençleri 50-60 saçma sapan sorularla avlamaya ve iblise kurban etmeye devam edecekler.
Ben gençleri çok seviyor ve onlara güveniyorum. Zira her gün sokaktayım. Ve kulağında küpesiyle, farklı giyim tarzıyla, kollarında dövmeleriyle görünen gençlerin yolumu kesip beraber fotoğraf çektirdiklerini, ellerindeki sigarayı edeben -saklamaya çalıştıklarını görüyorum. Biliyorum.
Bir ilimizdeki bir sokaktan hayretler içinde geçtim. Meğer o sokak genç kız ve erkeklerin daha yoğun geldikleri bir yermiş ve dışarıda, içeride doğrusu Avrupa'nın herhangi bir merkezindeki görüntüyü aksettiriyordu. Dışarıda dört genç kızımız bira içiyorlardı. Yüzümüzde maske vardı. Beni tanıdılar ve dördü birden biralarını sakladılar. Mahcup bir gülümseme ile "Hocamız geçiyor çocuklar" dediklerini işittim. Daha var. Edep, saygı elbet var. Ama oradakiler de bu ülkenin evlatları, çocukları. Onları yok saymak yerine var kabul edip, öyle hareket etmek lazım. Ve o gençlerimizi asli karakterine yönlendirecek bir yol takip etmeliyiz. Yoksa gelecekte köprü altlarında vücuduna zehir enjekte eden genç bedenlere şahit oluruz.
Son bir soru da bizim dindar geçinip de dini müesseselere, tasavvufa, sivil düzgün kuruluşlara saldırıp, her gün, her gece gençleri başka yerlere savurmaya çalışanlara olacak.
Gençler İmam Hatip, Kuran Kursu, samimi dindarların olduğu dürüst, düzgün 
dernekler yerine buralarda mı takılsınlar?
Özellikle TV'lerde din üzerine konuşan ve geçmişinde dini hassasiyetle tanıdığımız kalem ve kelam erbabının, bu tuzağa düşmemesi lazım. Zira kötü ve çirkin örnekleri bahane edip dini müesseseler topyekûn karalamaya başlarsak işin nerede duracağı belli değil. Dilerim gençlerimiz Kuran'ın, peygamberin, vicdanın, aklın, edep ve adabın, hakkaniyetin doğrultusunda kendilerine bir yol ve metot oluştururlar. Din adına yanlışlık yapan -ki her şey adına yanlışlık yapılabiliyor- kişilere bakıp da kendilerini sonu hüsranla bitecek yalancı cennete çağıran şer odaklarının oyununa gelmezler.
Bu anlamda meslektaşlarıma şunu hatırlatmak isterim: Biz ilahiyatçıların problem, sorun pompalayan konumda olmamız mesleğimizi doğru icra etmemek anlamına gelir. Kafa karıştıran değil, iyi insan, temiz ve inançlı insan, ahlaklı ve adilane insan oluşturacak bir formda dini anlatmamız gerekir. İnsanları umutsuzluğa sürükleyen, inanç kodlarını yaralayan bir gayret bizi iki âlemde de perişan eder. Zira ahirette ve insanoğlunun vicdanında duruşumuz, yaptıklarımız sorgulanacak. En önemlisi ahirette niyetlerimiz de sorgulanacak."

Etiketler :

HABERE YORUM KAT

2 Yorum