1. YAZARLAR

  2. HAMZA TÜRKMEN

  3. Kassam Tugaylarının başarısı, merhaleci bir mücadelenin sonucudur
HAMZA TÜRKMEN

HAMZA TÜRKMEN

Yazarın Tüm Yazıları >

Kassam Tugaylarının başarısı, merhaleci bir mücadelenin sonucudur

12 Şubat 2024 Pazartesi 01:18A+A-

Haktan ve adaletten yana olanlar için dört aydan bu yana Gazze hergün gündemdedir. Vicdanı olanlar hergün Gazze’de yaşayanların ve yaşananların fırsat buldukça kamuoyunda sesi olmaya çalışmaktadır.

Ve Gazze, hâla dünya kamuoyunun vazgeçilmez gündemidir.

Gazze dediğimiz İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasındaki Beykoz, Üsküdar, Kadıköy ilçeleri kadar bir alan. Bu alan, dört aydır küresel kapitalizmin, Batı’nın ve işbirlikçilerinin teşviki ve yardımı sonucu siyonist İsrailli katillerce devamlı bombalanıyor ve canlı yayınlarda izlediğimiz bir soykırım yaşanıyor.

Bu ufacık alanda 2 milyon 300 bin Filistinli sıkıştırılmış halde yaşıyordu ama bu nüfusun 28 bini artık hayatta değil. Katledildiler. Her gün 50 kişi veya 300 kişi şehadetle kucaklaştılar. Enkaz altındaki 7-8 bin kardeşimizin sadece çürüyen cesetlerinin kokuları duyulabiliyor. Bundan öncede Müşrik Esed güçleri, ulusçu-mezhepçi sapık bir niyet taşıyan İran güçleri ve bölgeye çağırdıkları emperyalist Rusya güçlerince Suriye’de de Gazze’de yaşanan katliamın 20 katı, 30 katı ya da daha fazlası yaşandı. Bir milyondan fazla Suriyeli, Suriyeli kardeşimiz hunharca katledildi, milyonlarca insanımız aç – biilaç sürgün yaşadı; Suriye içinde veya dışında muhacirleşti. Ama sesimiz yeterince çıkmadı, çıkamadı.

Biz dağılmış bir ümmetin çocuklarıyız. Kur’an’ın, Resul’ün, adaletin; sıddıkların, şühedanın, salihlerin elini tuttukça merhale merhale uyanıyor ve bilinçleniyoruz. Artık Müslümanlara yönelik bu tür katliamları kanıksıyor değiliz. Mazlumların sesi, direnişin destekçisi olarak ibadet anlayışı içinde meydanlardayız. Her türlü desteği sağlayan ABD, İngiltere ve benzerleri ile işgalci siyonist devlet, hep birlikte çağdaş “Ashab-ı Uhdud” kesilmişler, Gazze çukurunda insanlarımızı diri diri yakıyorlar.

Ama yakma, bombalama, açlığa ve ilaçsızlığa mahkûm etme zulmüne rağmen Gazze’deki fiili-cihadi direniş; ve Gazze halkının, Gazze Müslümanlarının bütün imkansızlıklara rağmen sivil direnişi destanlaşıyor.

Çocuk katili siyonist işgalciler el-Kassam birliklerinden daha bir savaşçıyı bile, bir Gazzeli murabıtıb ile esir alabilmiş değilken; Filistinlilerin sivillere ait hastanesini basıp yataktaki hastaları öldürüyorlar; Gazzeli sivilleri tutukluyor esir diye sergiliyorlar. Ama el-Kassam, esir aldığı işgalcileri Filistinli mahkûmlarla takas ederken, bütün dünya İslam savaş hukukunun adaletini, insafını gördü ve görüyor. Gazze direnişi artık insanlığın vicdanı haline geliyor. Ancak biliyoruz ki ulus toplumlara bölünmüş olan ümmet coğrafyasında vesayetler aşılabilmiş değildir. Ayrıca küresel egemen sistemin kıskaçlarını her alanda aşmayı henüz gözüne kestiren iktidar gücü de yok gibi. Dolayısıyla Kabe’yi yıkmaya gelen Ebrehe’nin fillerle güçlendirilmiş dev ordusu gibi, emperyalizmin dev savaş aygıtlarına meydan okuma imkânından değil, direniş imkânından bahsedebiliriz. Rabbimizin gaybi yardımına müstehak olmak ise bizim tayin edeceğimiz bir durum değil.

Gazze de mağlup olmak da mümkün, müşrikleri tasfiye etmek de. İslami kimlik sahipleri için mağlubiyet teslimiyet değil, mücadeleye devam etmek için bir muhasebe imkânıdır. HAMAS mağlup olacak olsa bile inanıyoruz ki inşaallah Allah katında kazanmıştır. Batılı paradigmanın tabuları artık yıkılıyor. Zaten adalet arayışındaki dünya halklarının vicdanı da artık Gazze direnişinden yana. Bu büyük kazanımın farkında olalım!

Gazze direnişi, küresel vahşi kapitalizme karşı; onu besleyen müşrik Batılı dünya görüşüne, Batılı paradigmaya karşı nasıl tavır alınacağının; tevhid, adalet, özgürlük sancağının; kelime-i tevhid sancağının nasıl yükseltileceğinin örnekliğini ve rehberliğini oluşturuyor. Bu öncelik dünya insanlığını meraklandırıyor. İslam’ı öğrenmeye sevk ediyor.

Gazze direnişi aynı zamanda bize 100-120 yıllık ıslah ve direniş hareketimizin, İslami hareketin olgunlaşma menzillerini ya da safhalarını öğretiyor. Şöyle ki:

Resul-ü Ekrem’den sonra seçilmiş olan 2. İmamımız Ömer bin Hattab’dan bu yana İslam toprağı olan Gazze, son dört asır Osmanlı yönetimindeydi. Ama 1917’de Türkçülüğün stratejik planları peşinde olan Fevzi Paşa ve İsmet Paşa komutasında Sina’da Gazze’de yapılan savaşları kaybettik. Sonra Mustafa Kemal Paşa komutasındaki birlikler Nablus’u, Kudüs’ü, Haleb’i İngilizlere bir nevi teslim ettiler. Peşinden Mondoros mütarekesi geldi. Bu Türkçü subayların büyük zaafları vardı; İslam topraklarını savunurken “Ya zafer ya şehadet” ilkesini kuşanarak davranmamışlardı.

1935 yılında 500 kişilik İngiliz birlikleri tarafından Kerbela olayını hatırlatır tarzda etrafı kuşatılıp şehid edilen İzzeddin Kassam, Bilad-ı Şam’daki İngiliz-Fransız işgaline ve bölgeye ithal edilen siyonist çetelere karşı fiili mücadeleyi başlatan Urvetul Vüska, El-Menar havzasında yetişmiş bir ıslah ve direniş önderiydi.

Filistin direnişini şartlar gereği 1947’den itibaren İhvan-ı Müslimin kurduğu el-Nizam el-Has silahlı direniş örgütü devam ettirdi.

HAMAS’ı kuran Şehid Ahmed Yasin de aynı ıslah ve direniş havzasının öğrencisiydi. İlkin arkadaşlarıyla birlikte 1967-1987 yılları arasında Filistin’de İhvan-ı Müslimin adına faaliyet gösterdiler. Amaçları uluslaşmaya, solculaşmaya veya liberal sağcılaşmaya yani Garplılara benzemeye ya da Batılılaşmaya karşı, Filistin halkı içinde İslam’ın evrensel değerlerini gündeme getirip Filistinliler arasında İslamlaşmaya ve bu doğrultuda kitleleşmeye adım atabilmekti.

Bu yirmi yılda Gazze’de mescid sayısı 200’den 600’e, Batı-Şeria’da 400’den 750’ye çıkarıldı. Seyyid Kutub’un Yoldaki İşaretler çalışmasında işlediği gibi merhaleci bir mücadeleyi üstlendiler. Arafat’ın kurduğu el-Fetih örgütü eylemleri gibi kitlesel derinliği olmayan, laik veya materyalist inançla bütünleşen Arapçıların, sosyalistlerin hatta anarşiştlerin tutumuna öykünen “acilci yaklaşımlar”a pirim vermediler.

1987 Aralığında Gazze’de bir siyonist şöförün kasten dört Gazzeli işçiyi ezerek katlettiğinin gecesi İhvan-ı Müslimin Gazze’deki 600 mescidde musallilerle toplandı ve müzakereler sonucunda “İntifada” kararı aldı. Ahmed Yasin’in ifadesiyle “Cihadi bir nesil yetiştirmek ve eğitmek için” sadece taş ve sapan kullanılacak, asla ateşli silah kullanılmayacaktı. “İntifada”, hareket etmek, kımıldamak, silkinmek anlamına geliyordu. İntifada her türlü zulümden, günahtan ayrışmak ve arınmak teşebbüsüydü de...

Birince İntifada’da Davut (a)’ın komutanı Talut’un ordusuna nehir suyundan geçerken “sadece bir avuç içme” izni vermesi gibi, sadece silah ve sapan kullanılması talimatı, içinde disiplin eğitimini de barındırıyordu.

Bu adanmışlık disiplinini Adil Avaz kardeşimiz ezgileştirmişti:

Silah sapan, kurşun taşlar

Onbirinde akıncılar

Hakkı hâkim kılmak için

Ölür Ayşe Ölür Yasir,   

İntifada, intifada

Selam sana şanlı kavga …

Bu süreçte HAMAS (İslami Direniş Hareketi / Harakat al-Muqawama al-İslamiya) kuruldu. HAMAS’ı kurma kararının alınmasına, İslami faaliyetlerde öne çıkan birikim ve feraset sahibi altı öncü arkadaşıyla birlikte Şehid Ahmed Yasin öncülük etmişti. Artık Siyonist rejime karşı kitleleşme aşamasına, Filistin halkını İslamlaştırma seviyesine gelinmişti.

hamasbayrak.jpg

Hamas'ın bayrağı

Ahmed Yasin liderliğindeki HAMAS şûrâsı dört alanda örgütlendi.

1- İslami ve sosyal eğitim için mescidlerde, üniversitelerde ve evlerde çalışmalar planlandı.

2- Muhtaçlar için zekat sandığı kuruldu; ayrıca güvenlik birimi kuruldu; yine ayrıca halk ve direnişçiler için sağlık birimi kuruldu.

3- Şûrâ kararıyla işleyen bağımsız askeri birim kuruldu. El-Kassam Tugayları da bu birim sayesinde varoldu.

4- Medya birimi kuruldu. Bu da çok önemliydi. Birinci ve İkinci Körfez Savaşları’nda kapitalist medya, hem gelişmeleri istediği tarzda canlı olarak yayınladı hem egemenin küresel çapta propagandasını yaptı. Böyle bir gücümüz olmadığı için Suriye’deki 12 yıldan bu yana Gazze’yi aratmayacak tarzda gerçekleşen zulüm ve katliamlar dünya kamuoyuna aktarılamadı. Ama Aksa Tufanı hareketiyle bu birim sayesinde hem bu operasyonun haklılığı dünya gündemine sokuldu; hem de Gazze katliamını canlı olarak yayınlayarak Batının medeniyet ve insan severlik iddiasındaki maskesi düşürüldü, Batılı egemenlerin gerçek ve vahşi yüzü dünyaya fahşedildi.

Tabii ki bu konuda Filistin ve Gazze dostu Katar yönetiminin finanse ettiği El Cezire’nin, Türkiye’de İletişim Başkanlığı ve TRT Word’ün önemli katkıları oldu. Ama bu kurumlara en büyük katkıyı veren Gazze bombalar altında yakılırken alanda bu kurumlar adına muhabirlik yapan HAMAS’ın bu medya birimi üyeleri oldu. Ve şuana kadarda 100’den fazla HAMASLI gazeteci kardeşimiz şehid düştü.

Gazze’de HAMAS hem askeri direnişi hem halk direnişiniörgütleyebildi. Gücünü Gazze halkından alan askeri direnişin veya El-Kassam’ın dayandığı Gazze halkı imtihan olarak canlardan, mallardan, ürünlerden eksilme vakıası ya da açlık ve ölüm karşısında sabretmenin bir direniş olduğu, sabretmenin sonucunda müjdeler olduğubilincine varmıştı. Dolayısıyla HAMAS ve Gazze’nin bilinçli Müslümanları vesayetten kurtulmak için, adalet ve felah için sünnetullahı en iyi şekilde yorumlayan merhaleci bir mücadele gerekliliğini hepimize hatırlatıyor ve bilmeyenlere öğretiyor. Çünkü kalıcı bir inşa için temel atılmadan binayükselemez. Acilci, bireysel, feveran içinde değil; sabırla, azimle, istişareyle, dayanışmayla, beş vakit salat gibi devamlılıkla bir kurtuluş otobanına adım atılabilir.

Bizlerin Türkiye’de dayanışma arzusuyla Gazze için eylemler ve etkinlikler yapmamız henüz bir duyarlılık izhârıdır. Bu tür etkinliklerimiz Gazzeli kardeşlerimizle bir dayanışma ahdidir. Bu doğrultuda ihmalkâr davranmadan, yapılan zulümleri kanıksamadan, etkinliklerimizle sergilediğimiz şahidlik görevimizi Gazze için de, ümmet için de, hak ve adalet için de meydanlarda haykırmaya, ve böylece kamuoyunda İslam’ın mührü olmaya devam etmeliyiz. Hakka şahidlik yapmak ve bahane bulmadan, üşenmeden, kalbimizi pörsütmeden tevhidin sesini yükseltmek konusunda devamlı olmalıyız.

İslami uyanış, direniş ve ümmetleşme bağlamında İslami duyarlılık ve dayanışma ruhunu taşımamız, söylediğimizi amelleştirme çabalarımız, inşaallah İslami bilinçlenme yolunda ve İslami mücadele merhalelerinde zemin oluşturmayı amaçlayan ilk kazanımlara dönüşür.

YAZIYA YORUM KAT

10 Yorum