HAKSÖZ HABER
Kassam Tugayları Askeri Medya birimi tarafından paylaşılan özel klipte, askeri birliklerin intikal görüntüleri, ağır füze bataryalarının hazırlık aşamaları ve çatışma anlarına dair sıcak kesitler yer alıyor.
https://t.co/H2ZGCAqJ5k https://t.co/PlVm2BJCFN
— Haksöz Haber (@HaksozHaber) October 7, 2026
Gazze direnişinin askeri gücüne vurgu yapılan videoda, işgal askerlerinin ve tanklarının hedef alındığı operasyonel anlar ile dünya genelindeki Filistin'e destek eylemleri de yerini aldı.
Videoda, Kassam Tugayları'nın Gazze Şeridi'ni işgalci güçler için aşılması imkansız bir "mayın sahası" olarak tanımlarken, “Biz, peygamberlerin üzerinde yürüdüğü Aksa’nın tufanıyız. Davanın muhafızlarıyız; uğruna kanlarımızı verdik.” mesajını veriyor.
Kassam Tugayları konuyla ilgili yayınladığı basın açıklamasında şunları söyledi:
Bismillâhirrahmânirrahîm
Aksa Tufanı’nın üçüncü yıldönümü: 7 Ekim 2023, sürdürdüğümüz mücadele yolunda şerefli tarihî bir dönüm noktası ve yüce bir ulusal destanın simgesidir; işgal püskürtülüp topraklar ve kutsal mekânlar özgürleştirilene kadar direniş meşru bir haktır
Tam üç yıl önce bugün, 7 Ekim 2023’te, şanlı Mescid-i Aksa Tufanı Savaşı’nın yıl dönümünde, Gazze’de kahramanlık, direniş ve ulusal dayanışmanın tüm anlamları en güçlü şekilde ortaya kondu. 7 Ekim Aksa Tufanı, halkımızın davasını ve kendi kaderini tayin etme yönündeki asli hakkını ortadan kaldırmayı hedefleyen işgal politikalarına onlarca yıl boyunca göz yumulmasının, bu politikalara destek verilmesinin ve bunlara ortak olunmasının ardından zulüm altındaki halkımızın sesini dünyaya duyurdu.
Halkımızın tarihinde önemli dönüm noktası olan bu şanlı günde, İslami Direniş Hareketi Hamas olarak aşağıdaki hususları vurguluyoruz:
* Filistin halkının büyüklüğü, direnişi ve fedakârlıkları karşısında büyük bir gurur ve onur duyuyoruz. Tüm yaşadıklarına rağmen dimdik ayakta duran, işgalden kurtulma ve özgürlük iradesinden asla vazgeçmeyen bu kararlı ve direnişçi halkımız; savaşçılarının ve mücahitlerinin gücü, kabiliyeti ve cesaretiyle, özellikle de Şehit İzzeddin el-Kassam Tugayları ile direniş gruplarının kahramanlarıyla gurur duyuyor. Onlar, yenilmez olduğu ileri sürülen ordu mitini yıkmış; halklarının sahiplenmesi ve topraklarımız ile kutsal mekânlarımız üzerinde süren işgale karşı direniş hakkının sarsılmazlığıyla mücadelelerini sürdürmüşlerdir.
Bugün bu mübarek günde, Gazze Şeridi’nde, Batı Şeria’da ve Kudüs’teki büyük Filistin halkımızı selamlıyor ve gururla anıyoruz. Halkımız, tüm yaşadıklarına rağmen dün olduğu gibi bugün de dimdik ayakta duruyor; sürgün ve soykırım planlarının önünde aşılmaz bir kaya gibi durarak bu planları boşa çıkarıyor. Vatandaşların evlerine ve yerle bir edilmiş mahallelerinin enkazına doğrudan geri dönmesiyle ortaya çıkan kahramanlık manzaraları, halkımızın topraklarına ne denli köklü biçimde bağlı olduğunun ve zorla yerinden etme ile etnik temizlik projelerinin tümünü reddettiğinin açık bir kanıtıdır. Bu manzaralar aynı zamanda işgalciye ve destekçilerine, bu toprakların asıl ve onurlu sahiplerine ait olduğuna dair kesin bir mesajdır.
* Mescid-i Aksa Tufanı, işgalcilerin onlarca yıl boyunca sürdürdüğü saldırılar, ağır abluka, sistematik öldürme ve hak gasplarının yol açtığı acıların doğal bir sonucu ve doruk noktası olarak ortaya çıktı. Bu süreçte topraklarımızı ve kutsal mekânlarımızı Yahudileştirmeyi, Mescid-i Aksa üzerindeki egemenliği kalıcı hâle getirmeyi ve kahraman esirlerimize eziyet etmeyi hedefleyen planlar da devreye sokuldu. Tufanın ruhu halkımızda ve ümmetimizde hâlâ canlılığını koruyor; temel ilkelerimize bağlılık ve meşru haklarımızı savunma iradesiyle yeniden güç kazanıyor. İşgalin ve destekçilerinin mücadelenin 7 Ekim’de başladığını ileri sürmesi ise gerçekleri ve bu mücadelenin nedenlerini açıkça çarpıtmaktır. Zira düşmanla mücadele o gün başlamadı ve bu mücadelenin son sayfaları da henüz yazılmış değil.
* Bu üç yıl, barbar işgalcinin gerçek yüzünü ve Nazi zihniyetini tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. İşgal, çocuklara, kadınlara ve sivillere yönelik kinini vahşi katliamlarla ve soykırım savaşıyla ortaya koyarken, Gazze Şeridi’ndeki yaşamın temel dayanaklarını da yok etti. İşgal rejiminin işlediği suçlar sonucunda 74 binden fazla kişi şehit oldu, 175 binden fazla kişi yaralandı; ayrıca on binlerce Filistinli işgal hapishanelerinde tutuldu ve binlerce kişi de kayboldu. Bunlar tanımlanmış ve belgelenmiş suçlardır; zaman aşımına uğramayacak ve halkımızı, haklarını elde etme konusundaki kararlılığından başka bir sonuca götürmeyecektir.
* Soykırım savaşı sona ermedi; işgal, öldürme, abluka ve insanları hayatlarını sürdürmeleri için gerekli temel ihtiyaçlardan mahrum bırakma politikalarını yeni yöntemlerle sürdürerek bunları “sessiz soykırım” olarak nitelendirilebilecek bir boyuta taşıdı. Ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinden bu yana işgal, yaklaşık 1.500 Filistinliyi şehit etti ve 5 binden fazla kişiyi yaraladı. Aynı zamanda Kudüs ve Batı Şeria’da saldırılar da devam ediyor. İşgal güçleri baskınlar düzenliyor, tutuklamalar gerçekleştiriyor ve evleri yıkarken; yerleşimcilerin vatandaşlara, mülklerine ve topraklarına yönelik saldırıları da giderek tırmanıyor. Tüm bunlar, halkımızın evlatlarını zorla yerinden etmeyi ve yerleşimci gerçekliğini dayatmayı hedefleyen bir süreç çerçevesinde gerçekleşiyor.
* İşgalci varlığın işlediği suçlar, sözde meşruiyetinin hızla aşınmasına ve kendisine verilen desteğin, Batı dünyasındaki geleneksel müttefikleri arasında dahi benzeri görülmemiş ölçüde gerilemesine yol açtı. Birleşmiş Milletler toplantılarında delegasyonların salonu terk etmesi de onun giderek dışlanan bir yapıya, dünya için ahlaki ve siyasi bir yüke dönüştüğünün göstergesidir.
* Tüm Filistinlilerin katılımıyla ortak bir ulusal mücadele stratejisi oluşturmak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu strateji, faşist işgal hükümetinin planlarıyla mücadele etmenin tek yoludur.
* İşgal rejimini ve onun akademik, ekonomik ve güvenlik kurumlarını boykot etmeye yönelik uluslararası kampanyaların giderek güçlenmesini memnuniyetle karşılıyoruz. Dünyadaki özgür insanları, bu kurumsal ve toplumsal hareketi daha da güçlendirmeye; işgal rejiminin tecritini derinleştirmeye ve liderlerinin uluslararası mahkemelerde yargılanmasını sağlamaya yönelik çabaları sürdürmeye çağırıyoruz.
* Hamas ve Filistin direniş grupları, ateşkes anlaşması kapsamında üstlendikleri yükümlülükleri yerine getirme konusundaki kararlılıklarını ve arabulucularla iş birliği içinde anlaşmanın başarıya ulaşması için gereken hassasiyeti göstermeye devam ettiklerini vurguluyor. Düşman, ihlallerini ve sivillere yönelik kuşatmayı yoğunlaştırarak insani felaketi derinleştirmeye yönelik sistematik savaşını sürdürürken, işgal rejiminin yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlama ve hareketin onayladığı yol haritasını uygulama sorumluluğunu ABD yönetimi ile garantör arabuluculara yüklüyoruz. Bu çabaların, saldırıların her türlü biçiminin kapsamlı ve tamamen sona erdirilmesini, halkımıza insani yardım ulaştırılmasını, yeniden imar çalışmalarının yürütülmesini ve Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmeyi sağlaması gerektiğini vurguluyoruz.
* Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Uluslararası Adalet Divanı’na, başta savaş suçlusu “Netanyahu” olmak üzere soykırım suçunu işleyenlerin, terörist hükümet üyelerinin ve bebek katili ordusunun mensuplarının yargılanmasını ve cezasız kalmamalarını sağlamak üzere harekete geçmeleri çağrısında bulunuyoruz. Bunu, uluslararası hukuka ve insanlığın adalet anlayışına saygının bir gereği olarak vurguluyoruz.
* Arap ve İslam ümmeti, davamızın stratejik dayanağı ve en büyük destekçisidir. Arap ve İslam ümmetini, dünyanın özgür insanları ve tüm etkin güçlerle birlikte seferber olmaya, tüm baskı araçlarını harekete geçirmeye, soykırım savaşı, zorla yerinden etme ve aç bırakma politikalarına karşı güçlü dayanışma hareketlerini ve saha eylemlerini yeniden canlandırmaya, halkımızın direnişini ve özgürlük ve bağımsızlık hakkını desteklemeye çağırıyoruz.
* Halkımızın kendisini, topraklarını, haklarını ve kutsal mekânlarını savunduğunu; işgal sona erene ve başkenti Kudüs olan, özgür, bağımsız ve tam egemenliğe sahip Filistin devletimiz kurulana kadar, işgale karşı her türlü araçla direnme hakkının meşru olduğunu vurguluyoruz. Bu halkımızın kuşatma, bombardıman, tehdit ve vesayet olmaksızın onurlu bir hayat hayat sürebilmesi için yegane seçenek kalmaya devam edecektir.
* Sonuç olarak; Aksa Tufanı’nın üçüncü yıl dönümünde, aziz şehitlerimizin ruhlarını rahmetle anıyor; şehit liderlerin yürüdüğü yolu ve ortaya koydukları fedakârlıkları büyük bir gurur ve onurla hatırlıyoruz. Şehit lider kardeşlerimiz İsmail Heniyye, Salih el-Aruri, Yahya Sinvar ve Muhammed ed-Dayf ile halkımızın ve ümmetimizin tüm şehitlerini rahmetle anıyoruz. Onların kanı, kurtuluş ve geri dönüş yolumuzu aydınlatan bir meşale olarak sonsuza dek yanmaya devam edecektir.
Şehitlerimizi rahmetle anıyor, yaralı ve hastalarımıza acil şifa, siyonist düşmanın hapishanelerindeki kahraman esirlerimize ise bir an önce özgürlük diliyoruz.
Bu bir cihattır... Sonu ya zafer ya şehadet.
7 Ekim Çarşamba 2026

