Meclisin yasa olarak kabul ettiği başörtüsü serbestisine rağmen rektörler diktatöryasının izin vermemesini ve demokrasi putunu bir kez daha yiyen sistemin tavrını eleştiren İTÜ'lü Müslüman Öğrenciler dün 75. yıl sosyal merkezinde (yemekhane) protesto içerikli bir bildiri dağıttılar.
Bildirinin tam metni:
DEMOKRASİNİN BAŞÖRTÜSÜ İLE İMTİHANI
Aylardır tartışılan, konuyla ilgisi olan/olmayan herkesin, her kesimden insanın görüş belirttiği, kimilerinin cahilce ve küstahça dinde yeri yoktur dediği "başörtüsü" hakkındaki karar nihayet sonuçlandı(!). "Başörtüsü yüksek öğrenim kurumlarında serbesttir!" Sonuç kimi kesimleri memnun etti, kimileri de bu kararı bir türlü hazmedemedi. Karardan memnun olmayan kesim başta 'Laiklik elden gidiyor' yaygarası koparan, 'başörtülü bir kıza hak ettiği notu vermem' diyen ve dahası buna alkışlarıyla destek veren sözüm ona bazı akademisyenler ve modern paradigmanın rahipleriydi. Hâlbuki çağdışı diyerek hakaret etmeye çalıştıkları İSLAM 'Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği emreder' diye vaaz etmektedir. Yani kim olursa olsun hakkını adaletle teslim etmek olan İslam'ın hak/hukuk ve adalet anlayışına, bu insanlar ve onların beşeri ideolojileri asla ulaşamamışlardır ve ulaşamayacaklardır.
Bu insanların ya da ideolojilerinin asla ulaşamadığı ya da başaramadığı bir şey daha var ki; o da "tutarlı" olmaktır. Yani yıllar öncesinden savundukları fikirleri/ideolojileri bugün de aynı kararlılıkla ve tutarlılıkla savunmak. Toz kondurmadıkları ve tek yönetim biçimimizdir diye dile getirdikleri 'demokrasi'den bahsediyoruz elbette. Ortada hiçbir yasa yokken 'başörtüsü' zulmünü okullarda uygulayan ve insanların temel hak ve özgürlüklerinden olan dini yaşam ve eğitim hakkını gasp eden rektörler, hep söz sahibi olarak YÖK'ü gösterdiler. Fakat demokrasiyle işbaşına gelenler kendilerinin istediği şeyleri yapmayınca, başörtüsünü yükseköğretim kurumlarında serbest bırakan anayasa değişikliği kabul edilince ve dahası YÖK başkanı da yasalar doğrultusunda üniversitelere tebligat gönderince işin rengi değişti. Çok savundukları demokrasiyi bir anda rafa kaldırmış, yerine antidemokratik rektör dayanışmasını geçirmiş ve bu yasağı uygulamaya devam kararını almışlardır.
Bu olay tarihin bir tekerrürüdür ve bizlere 'helvadan putlar yapan ve acıkınca da onları yiyen' zihniyeti hatırlatmaktadır ki durum bundan hiç de farklı değildir. Tartışılmaz olarak kabul ettikleri kutsallar kendi işlerine geldiği zaman kabul görür, gelmediği zaman ise rafa kaldırılır. Sistemin meşruiyetini zorla da olsa kabul ettirmek için sığındığı demokrasi'nin, bürokratik oligarşinin işine gelmeyen durumlarda yine sistem tarafından rafa kaldırılması tavrı bunun en açık göstergesidir. Ayrıca Şemdinli'de maskesi düşen örgütler, Ergenekon vb. çeteler hakkında hiçbir şey söylemeyen aydınlanmış (!) sistem koruyucularının tavrı da ilginçtir.
Şu unutulmamalıdır ki, başörtüsü ALLAH'ın Kitabı ve Rasulü'nün Sahih Sünnetiyle sabit olan İSLAM'ın bir emridir. Yasaların bu gün bir ilahi emrin lehinde işlemesi ya da yarın aleyhinde işleyecek olması bu durumu değiştirmeyecektir. AKP ve MHP'nin muhafazakâr-sağcı dayanışması paradigma içi bir politikadır. Paradigma dışı muhalefet ve hayat tarzı olan İSLAM'ın sistemin bahşettiği yasalara ihtiyacı yoktur!
"Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne
Acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne"
İTÜ'LÜ MÜSLÜMAN ÖĞRENCİLER