"Özgür-Der Selahattin Eyyubi Konferans Salonu"nda gerçekleştirilen aylık konferanslar dizisinin ikincisinde Yazar Metin Önal Mengüşoğlu, "İslami Mücadelede Sanat" konulu bir sunum yaptı.
Dün akşam gerçekleştirilen ve yoğun bir katılıma sahne olan konferans, Nurullah Canpolat'ın Kuran'ı Kerim ve İkram Filiz'in mealini okumasıyla başladı.
Konferansta Metin Önal Mengüşoğlu, insanın kendi davranışlarını kendisinin yarattığından hareketle sanatı, "durup geçmeme, ince şeyleri anlama ve hayatı inceltme" olarak özetledi.
"En büyük sanatkâr Yüce Allah"a hamd ederek konuşmasına başlayan Mengüşoğlu, sanatı daha iyi öğrenmenin yolunun insan davranışını öğrenmekten geçtiğini ifade ederek şöyle konuştu; "İnsan dışındaki yaratıkların hayatiyetine ve hareket tarzına topluca tabiat denmektedir. Kur'an-ı Kerim'e bakıldığında, insan dışındaki mahlûkatın davranış ve hareket kabiliyetinin, tabiat kelimesinin kök anlamıyla irtibatlı bulunduğu görülmektedir. Ancak insanın tab' edildiğine dair bir bahis yoktur. Aksine onun bir fıtrat üzere yaratıldığı bilgisi vardır"
Bu noktada tabiat ve fıtratı da biraz açan Mengüşoğlu, "Tabiat; mühürlemek, öylece kodlamak, sabitlemek anlamları taşırken, fıtrat; açık bulunmak, açmak, yarılmak, ikiye ayrılmak gibi anlamlar taşımaktadır. Adeta diğer yaratıklar öylece kapatılmış ama insan açık bırakılmıştır" dedi.
İnsanın davranışlarının Allah tarafından yaratıldığına dair yanlış kanattan yakınan Mengüşoğlu, "İnsanın davranışlarını insan mı, yoksa Allah mı belirliyor. Buna dikkat etmek gerekiyor. Kader denilerek sorumluluktan kaçılmaya çalışılıyor. Bu yanlıştır. Vahyin özüne terstir. Yüce Allah insanı davranışlarında hür bırakmıştır. İnsan davranışlarını kendi yaratıyor. Bunu söylemekten kaçınmayalım. İnsanoğluna yaratma yeteneği verilmiştir. Müslümanlar fiillerini kendileri yaratıyor. Bu ne demektir; insan tabiattan ayrı olarak davranışlarını yapma, yaratma melekesine sahiptir. Çünkü ahlak kelimesi halk etme fiilinden türemiştir. Bu fiil ise bir modele bakarak, bir modelden hareketle yaratma anlamı taşımaktadır. İnsanın yaratması ise yoktan var etme anlamında değil işte tam da böyle halk etme şeklinde doğmaktadır. Bu sebepten insan davranışları ahlak adını almıştır" şeklinde konuştu.
Mengüşoğlu; sanat ve takva arasında ince bir bağ olduğundan hareketle takva kavramı özerinde de durarak şunları kaydetti;" Takva, vky kökünden türetilmiştir. Kelimenin kök anlamında öne çıkmak, fark edilmek gibi incelikler var. Öne çıkmak, sıradan olmamak yani sıradışı olmak demektir. Kalabalıklar içerisinden sıyrılmak olarak anlayabiliriz. Ormanda sıralı haldeki ağaçlar içerisinde sıra bozma. Biliyorsunuz, yarışlarda daima en önde olan gözlenir. Yani, takva öne geçmedir. İnsanlar arasında öne geçme-sırayı bozmadır. Yazdığınız şiirle, yaptığınız müzikle, çevirdiğiniz sinema filmiyle dikkat çekmedir. Herkesten farklı bir şey söylemedir. Birçok kişinin göremediğini görmedir."
Sanatın önemini Necip Fazıl Kısakürek'in hayatını örnek vererek açıklayan Konuşmacı, "Sanatın İslami mücadeledeki yerini anlamak için Necip Fazıl Kısakürek'in hayatına bakmak bile yeterli. Necip Fazıl İslam'ı bilmemesine rağmen, Allah demenin dahi yasak olduğu bir dönemde "Allah-u Ekber" diyerek birçok insanı uyandırmayı başarmıştır. Bizlerin bu noktalara gelmesinde büyük katkısı vardır. İslam'ı bilen bizler, bu katkılardan hareketle bizden sonrakilere güzel örneklikler bırakabilmeliyiz" dedi.
"Durup ince şeylerle uğraşmaya vaktim yoktur" diyenin sanatı anlayamayacağını ifade eden Mengüşoğlu, sanatı anlamak için herkesi, ince şeylerle uğraşmaya, rahatsız etmeye ve kalbin arka planını kavramaya çağırdı.
Gelen soruları da cevaplayan Mengüşoğlu, "Son Ali" ve "Cila, Kül ve Kefen" adlı şiirlerini okuyarak konferansı sonlandırdı.



Islah-Haber

