20 Temmuz'da Yeni Delhi'nin Cantar Mantar Meydanı'nda eğitim reformu ve Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan'ın istifasını talep eden öğrencilerin düzenlediği gösteriye saldıran Hint güvenlik güçlerinin, yüzlerce metal saçma atan pompalı tüfekler kullandığı hastane raporlarıyla doğrulandı.
Protestolara katılan öğrencilerin yanı sıra gazeteciler de saldırının hedefi oldu. Delhi'deki Safdarjung Hastanesi kayıtlarında, yaralanan bir gazetecinin vücudundaki yaraların saçmalı tüfek isabetiyle uyumlu olduğu belirtildi.
Polis inkâr etti, soruşturma gerçeği ortaya çıkardı
Delhi Polisi ilk etapta saçmalı tüfek kullanıldığı yönündeki iddiaları "asılsız ve yanıltıcı" olarak nitelendirdi.
Ancak Hindistan merkezi hükümetine bağlı Hızlı Müdahale Gücü (RAF), yürütülen iç soruşturmanın ardından güvenlik güçlerinin protestoculara karşı "aşırı güç kullandığını" kabul etti.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) ise polis ve RAF birliklerinin göstericilere elektroşok copları, göz yaşartıcı gaz, taşlarla saldırdığını ve iletişimi kesmek amacıyla internet erişimini engellediğini açıkladı.
Keşmir'de yıllardır kullanılan yöntem başkente taşındı
Bu olay, saçmalı tüfeklerin Hindistan'ın başkentinde ilk kez kullanıldığı vaka olarak kayıtlara geçti.
Oysa aynı silahlar, yıllardır Hindistan işgali altındaki Keşmir'de halk gösterilerini bastırmak için sistematik biçimde kullanılıyor.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği 2018 yılında yayımladığı raporda saçmalı tüfekleri, Keşmir'de protestoculara karşı kullanılan "en tehlikeli silahlardan biri" olarak tanımlamıştı.
"Keşmir baskı politikalarının deneme laboratuvarı"
Keşmirli araştırmacı ve yazar "Eph", güvenlik gerekçesiyle takma isim kullanarak yaptığı değerlendirmede, Keşmir'in Hindistan için bir "baskı laboratuvarı" olduğunu söyledi.
"Devlet önce Keşmir'de baskı yöntemlerini test etti. Etkili olduğunu gördüğü yöntemleri daha sonra ülkenin diğer bölgelerine taşımaya başladı." ifadelerini kullandı.
Kültür çalışanı Tanvi Mishra da internet kesintileri, keyfi gözaltılar ve ev yıkımlarının da önce Keşmir'de normalleştirildiğini, şimdi ise Hindistan'ın diğer şehirlerinde uygulanmaya başlandığını belirtti.
"Delhi ile Keşmir arasında hâlâ büyük fark var"
Buna rağmen Keşmirli aktivistler, Keşmir'de yaşanan baskının çok daha ağır olduğuna dikkat çekiyor.
Eph, "Delhi'de üç yaşındaki çocuklar öldürülmedi. Keşmir'de öldürüldü. Delhi'de evinde oturan öğrenciler saçmalı tüfeklerle vurulmadı. Keşmir'de bu yaşandı." dedi.
Ayrıca Delhi'de gözaltına alınan öğrencilerin kısa süre sonra serbest bırakılabildiğini, Keşmirli öğrencilerin ise Yargısız Kamu Güvenliği Yasası (PSA) kapsamında aylarca hatta yıllarca yargılanmadan tutulabildiğini ifade etti.
Protestolar büyüyor
Haziran ayında başlayan öğrenci protestoları, sınav sistemindeki yolsuzluklar, soru sızıntıları ve onlarca öğrencinin intiharı nedeniyle ülke geneline yayıldı.
Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan'ın istifasını açıklamasına rağmen protestocular gösterileri sürdürme kararı aldı.
Gösterilerde artık yalnızca eğitim reformu değil, Başbakan Narendra Modi hükümetinin hesap vermesi ve ülkedeki baskı politikalarının sona erdirilmesi de talep ediliyor.
Öte yandan Hindistan güçleri, son günlerde Keşmir Vadisi genelinde 3 bin 500'den fazla Keşmirliyi gözaltına alarak son yılların en kapsamlı baskınlarından birini gerçekleştirdi.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.