Gazze'de savaşın başlamasının üzerinden üç yıl geçerken binlerce Filistinli aile, çatışmalar sırasında kaybolan yakınlarının akıbetini öğrenmeye çalışıyor.
Bazı kişiler İsrail'in kara operasyonları sırasında mahallelerinden veya yerinden edilme kamplarından ayrıldıktan sonra kaybolurken, bazıları yardım ararken, evlerini kontrol etmek için bölgelere giderken veya İsrail ordusunun kontrolündeki alanların sınırını belirleyen "Sarı Hat" yakınlarında seyahat ederken kayboldu.
Yakınlarından haber alamayan aileler ise sevdiklerinin hayatta olup olmadığını, gözaltında tutulup tutulmadığını, yıkıntıların altında kalıp kalmadığını veya kimliği belirlenemeyen cenazeler arasında bulunup bulunmadığını bilmeden yaşamlarını sürdürüyor.
Bağımsız İnsan Hakları Komisyonu'na göre Gazze'de 11 binden fazla kişinin akıbeti halen bilinmiyor. Bu kişilerin bir bölümünün yıkılan binaların enkazı altında kaldığı, bir bölümünün ise zorla kaybedildiğinden şüphelenildiği belirtiliyor.
Filistinli Kayıplar ve Zorla Kaybedilenler Merkezi ise Ağustos 2026'da yayınladığı çalışmada, savaşın başlangıcından bu yana Gazze'de 2 bin 500 ila 3 bin kişinin zorla kaybedildiğinden şüphelenildiğini açıkladı. Merkez, bu rakamın ailelerden gelen başvurular ve saha ekipleri tarafından belgelenen 317 vakaya ilişkin incelemeye dayandığını ve toplam kayıp vakalarının tamamını temsil etmediğini vurguladı.
Merkeze göre kaybolma vakaları İsrail işgal güçlerinin ev ve mahalle baskınları, yerinden edilme süreçleri, askeri kontrol noktalarından geçişler, insani yardım arayışları ve farklı askeri operasyonlar sırasında meydana geldi.
Kayıpların akıbetine ilişkin belirsizlik sürüyor
Kayıp yakınlarının aileleri, yıllardır süren belirsizlik nedeniyle hayatlarından umudu kesmiş durumda. İsrail makamlarının Gazze'den alıkonulan alınan kişilerin tamamına ilişkin isim listelerini açıklamadığı ve Gazze'ye teslim edilen yaklaşık 620 cenazenin kimliğinin belirlenemediği belirtiliyor.
Filistinli Kayıplar ve Zorla Kaybedilenler Merkezi de kayıp kişilerin akıbetinin belirlenmesi için İsrail makamlarının gözaltındaki Gazzelilerin isimlerini açıklamasını ve Kızılhaç'ın gözaltı merkezlerine erişimine izin verilmesini talep ediyor. Merkez, ayrıca enkaz altında bulunan kişilerin aranması ve kimliklerinin belirlenmesi için gerekli ekipman ve uzman ekiplerin erişiminin sağlanmasını istiyor.
Birleşmiş Milletler Filistin topraklarındaki insan hakları özel raportörü Francesca Albanese de Eylül 2026'da Gazze'deki enkazın kaldırılması sırasında insan kalıntlarının ve olası suçlara ilişkin delillerin yok edilmemesi gerektiği uyarısında bulundu. BM'ye göre Filistinli makamlar 10 binden fazla kişinin halen enkaz altında olduğuna ilişkin tahminde bulunuyor.
Nidal el Vaheydi üç yıldır bekleniyor
Gazze'de yakınlarını arayan ailelerden biri de 7 Ekim 2023'te kaybolan gazeteci Nidal el Vaheydi'nin ailesi.
Vaheydi, Hamas'ın İsrail'e yönelik saldırısının ardından kuzey Gazze'deki Erez geçiş noktasında yaşanan gelişmeleri takip etmek üzere meslektaşlarıyla bölgeye gitmişti. Ailesi, bölgeye ulaştıktan kısa süre sonra kendisiyle iletişimini kaybetti.
Babası Süheyl el Vaheydi, üç yıldır oğullarından gelecek herhangi bir haberi beklediklerini söyledi.
"Hayatta mı, öldü mü bilmiyoruz. Öldüğünü bilseydim herkes gibi bunu kabul ederdim. Ama hayatta olup olmadığını bile bilmiyoruz" diyen baba, aile olarak geriye oğullarının fotoğraflarına bakmak ve haber beklemekten başka bir şey kalmadığını belirtti.
Aile, Kızılhaç ve çeşitli insan hakları kuruluşlarına başvurdu ancak Nidal'in akıbeti konusunda herhangi bir bilgi alamadığını ifade etti.
Baba ve oğlunun akıbeti bilinmiyor
Mona Haccac'ın eşi Said Haccac ile 17 yaşındaki oğlu Kasım Haccac da 26 Aralık 2023'ten bu yana kayıp.
Aile, İsrail güçlerinin kuzey Gazze'deki Şeyh Rıdvan bölgesine yönelik operasyonu sırasında yakınlarıyla iletişimini kaybetti. Ailenin anlatımına göre kadınlar bölgeden ayrılmaya zorlanırken erkekler gözaltına alındı.
Ailenin kızı Nisrin Haccac, babası ve kardeşini son gördüklerinde çıplak, elleri kelepçeli ve işkence gördüklerini söyledi. O tarihten bu yana ikisinin nerede olduğu veya sağlık durumlarının ne olduğu konusunda bilgi alamadıklarını belirtti.
Nisrin, ailelerinin onları kayıp ya da gözaltındaki kişiler olarak takip ettirmeye çalıştığını ancak herhangi bir sonuç alamadığını söyledi.
Aile, Said Haccac'ın öldüğünü doğrulayan resmi bir belge bulunmadığı için ölümünü kabul etmiyor. Üniversite eğitimi için burs alan aile üyelerinden birinin, burs için ölüm belgesi istenmesi üzerine bu belgenin çıkarılmasını reddettikleri ve bursu bıraktıkları belirtildi.
Nisrin, babasının ilk torununu görmeyi çok istediğini ancak torununun doğduğu sırada orada bulunamadığını anlattı.
Muhammed Mazin Ebu Şaban'dan da haber yok
Deyr el Belah'ın doğusunda yaşayan 46 yaşındaki Muhammed Mazen Ebu Şaban da savaşın ilk günlerinde kaybolan kişiler arasında.
Kardeşi Ala Ebu Şaban, 7 Ekim 2023'te İsrail saldırılarının başlamasının ardından Muhammed'in ailesini bölgeden çıkarmaya çalıştı. Muhammed ise evini boş bırakmak istemediğini belirterek kalmayı tercih etti.
İki kardeş aynı gün öğleden sonra son kez telefonla görüştü. Muhammed, daha sonra bölgeden ayrılacağını söyledi ancak ailesi kendisinden bir daha haber alamadı.
Yaklaşık iki ay sonra Muhammed'in telefonundan aileye bir mesaj ulaştı. Mesajda Kissufim bölgesinde olduğu ve ailesinden gelip kendisini almasını istediği belirtildi. Ancak aile, bölgenin tehlikeli olması nedeniyle buraya ulaşamadı.
Ala Ebu Şaban, bazı serbest bırakılan tutukluların kardeşinin adını Ofer Hapishanesi'nde duyduklarını söylediklerini ancak bunun doğrulanamadığını belirtti.
Ala, kardeşinin fotoğrafını serbest bırakılan tutuklulara göstererek onu görüp görmediklerini veya adını duyup duymadıklarını öğrenmeye çalıştığını söyledi.
Kardeşinin ailesine destek olmaya devam eden Ala, Muhammed'in en büyük oğlunun yardım beklerken öldürüldüğünü de belirtti.
"Babam ve ailem Muhammed'in bir gün geri döneceğine inanıyor. Bu umuda, yaşadıkları acıya rağmen tutunuyorlar. Ancak onun hakkında hiçbir şey bilmemek onları kaygı ve üzüntü içinde bırakıyor" diyen Ala, kardeşini özlediğini ve onun yokluğunun özellikle ailesinin diğer kayıplarıyla birlikte ağır bir yük oluşturduğunu ifade etti.
Gazze'deki kayıp vakalarına ilişkin çalışmalar, savaş sırasında kaybolan kişilerin akıbetinin belirlenmesinin yalnızca aileler açısından değil, kimlik tespiti, adli kayıtların oluşturulması ve olası insan hakları ihlallerinin belgelenmesi açısından da önemli bir sorun olmaya devam ettiğini gösteriyor.
Filistinli Kayıplar ve Zorla Kaybedilenler Merkezi, Ağustos 2026 tarihli çalışmasında da kayıp kişilerin akıbetinin belirlenmesi ve vakaların belgelenmesi için kapsamlı bir veri tabanı oluşturulmasının önemine dikkat çekti.
Kaynak: Mepa News, Middle East Eye

