Evliliğe Başlamadan Boşanmayı Öğrenmek!
Sema Yarar / Doğru Haber
Son yıllarda anne babaların kız çocuklarının eğitimine ve meslek sahibi olmasına yönelik yaklaşımlarında dikkat çekici bir anlayış öne çıkıyor: "Kızım, ileride kocana muhtaç olma. Kendi paranı kazan, ekonomik özgürlüğün olsun. Kimseye el açmak zorunda kalma!"
Elbette kız çocukları da erkek çocukları gibi eğitim almalı, ilgi ve yetenekleri doğrultusunda meslek sahibi olmalı, kendilerini geliştirmelidir. Kadının eğitimli olması, üretmesi ve çalışma hayatında yer alması asla tartışma konusu yapılmamalıdır. Ancak asıl üzerinde durulması gereken mesele, bütün bu çabanın hangi düşünceyle ve hangi kaygıyla şekillendirildiğidir.
Bir kız çocuğunu okutmanın temel gerekçesi neden gelecekte kocasına muhtaç olmaması olsun? Henüz evlenmemiş, yuva kurmamış bir genç kıza neden daha yolun başındayken evliliği bir muhtaçlık ilişkisi olarak tanıtıyoruz? Neden evliliği, güven ve dayanışmanın değil, bir gün yaşanabilecek ayrılığın ihtimali üzerinden anlatıyoruz?
Kadının eğitim alması, yalnızca ekonomik güvencesini sağlamak için değil; bilinçli, donanımlı, özgüvenli ve topluma faydalı bir birey olması için de gereklidir. Fakat bütün bunları rızık endişesinin ve gelecekte eşe muhtaç kalma korkusunun üzerine inşa etmek, üzerinde düşünülmesi gereken bir yaklaşımdır. Rızkın sahibinin Allah olduğunu unutmayalım. Elbette insan çalışacak, gayret edecek, tedbirini alacaktır. Ancak tedbir almak başka, hayatı bütünüyle korkular üzerine kurmak başkadır.
Bir zamanlar anne babalar, gelinlik giyerek baba evinden ayrılan kızlarına şöyle öğüt verirlerdi: "Kızım, bu bembeyaz gelinlikle girdiğin yuvadan bembeyaz, tertemiz kefenle çıkasın."
Bu söz, evliliği ne pahasına olursa olsun sürdürmek, zulme katlanmak veya boşanmayı yasaklamak anlamına gelmezdi. Verilmek istenen mesaj; kurulan yuvaya sahip çıkmak, eşinin kıymetini bilmek, karşılaşılan güçlükleri sabır, anlayış ve fedakârlıkla aşmaya çalışmaktı. Elbette İslam'da boşanma da meşru bir haktır. Hiç kimse şiddete, zulme veya onur kırıcı bir muameleye mahkûm edilemez. Burada anlatılmak istenen, evliliğin kıymetini daha en başından gençlerin gönlüne yerleştirebilmekti.
Damat adayına verilen öğüt de bundan farklı değildi: "Oğlum, Allah bu hanımı sana emanet olarak verdi. Onun hakkına, hukukuna dikkat et. Ona iyi davran, kıymetini bil."
Yani erkek evladına sahiplenmeyi değil, emanet bilincini; hükmetmeyi değil, sorumluluk almayı; üstünlük taslamayı değil, merhamet göstermeyi öğütlerlerdi.
Peki, bugün ne değişti? Kızını evlendiren bazı anne babaların ilk nasihatleri neredeyse şu sözlerden ibaret: "Kızım, kendini ezdirme. Bir sorun yaşarsan kapımız sana her zaman açık. Sakın kocana muhtaç olma. Kendi paranı kazan, kimseye boyun eğme."
Şüphesiz anne babanın kapısının evladına her zaman açık olması güzel ve gereklidir. Kadının ekonomik güvenceye sahip olması da önemlidir. Ancak daha evliliğin ilk adımları atılırken sürekli ayrılık ihtimalini hatırlatmak, eşe karşı güvensizlik oluşturmak ve evliliği bir güç mücadelesi gibi sunmak ne kadar sağlıklıdır?
Gençler daha birbirlerini tanımadan, birbirlerine güvenmeyi öğrenmeden, ortak bir hayat kurmanın sorumluluğunu kavramadan adeta bir savunma psikolojisiyle evliliğe hazırlanıyor. Böyle bir başlangıçta en küçük anlaşmazlık bile büyüyebiliyor. Çünkü taraflar sorunları birlikte çözmek yerine birbirlerine karşı haklı çıkmaya, kendi alanlarını korumaya ve gerektiğinde ayrılmaya odaklanabiliyor.
Oysa evlilik, iki insanın birbirine muhtaç edilmesi değil, birbirine yoldaş olmasıdır. Kadın erkeğin kölesi, erkek de kadının kölesi değildir. Ekonomik, duygusal, psikolojik ve sosyal doyumu sağlamak, aile ocağını korumak hem erkeğe hem de kadına düşen sorumlulukların yerine getirilmesi ile aile kurumu korunmuş olacaktır. Evlilik; sevgi, güven, sadakat, merhamet, sorumluluk ve karşılıklı haklara saygı üzerine kurulan bir hayat ortaklığıdır.
Anne babalara düşen görev, kızlarına yalnızca ayakta kalmayı değil, sağlıklı bir yuva kurmayı da öğretmektir. Erkek çocuklarına ise yalnızca evin geçimini sağlamayı değil, eşine karşı adil, merhametli ve sorumluluk sahibi olmayı aşılamaktır.
Çocuklarımızı hayata hazırlarken onlara nasıl ayrılacaklarını değil, nasıl bir arada yaşayacaklarını öğretmeliyiz.
Çünkü bir yuvayı kurmak emek ister; onu yaşatmak ise sevgi, sabır, fedakârlık ve karşılıklı anlayış ister.
Evlilik daha başlamadan ayrılığın hesabını yapmak yerine, ömür boyu sürecek bir beraberliğin sorumluluğunu öğretmek gerekmez mi?

