1. HABERLER

  2. HABER

  3. GÜNDEM

  4. Erdoğan, Kaşıkçı Cinayetinin Ayrıntılarını Açıkladı
Erdoğan, Kaşıkçı Cinayetinin Ayrıntılarını Açıkladı

Erdoğan, Kaşıkçı Cinayetinin Ayrıntılarını Açıkladı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Grup toplantısında Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetine dair ayrıntıları paylaştı.

23 Ekim 2018 Salı 21:46A+A-

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti ile ilgili ayrıntıları paylaştı.

Erdoğan, Kaşıkçı'ya Allah'tan rahmet, ailesine, nişanlısına, dostlarına, vatandaşı olduğu Suudi Arabistan halkına ve medya dünyasına başsağlığı diledi.

Kaşıkçı'nın ilk olarak 28 Eylül Cuma günü saat 11.50'de evlilik işlemleri için Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosluğuna gittiğini anımsatan Erdoğan, Kaşıkçı'nın bu ziyaretinin cinayeti planlayıp, icra eden ekibe haber verildiğinin anlaşıldığını söyledi. Erdoğan, bir planlama, yol haritasının burada çalışmaya başladığını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:

"15 kişiden oluşan ekip Başkonsoloslukta buluşuyor"

1 Ekim’de saat 16.30’da operasyondan bir gün önce, yani pazartesi. 3 kişilik bir ekip tarifeli seferle İstanbul’a inip önce otele yerleşiyor, sonra Başkonsolosluğa gidiyor. Başkonslolosluktan başka bir ekip de Belgrad Ormanı ve Yalova’da keşif çalışmaları yapıyor. 2 Ekim saat 1.45’te, 3 kişilik bir ekip yine tarifeli bir seferle İstanbul’a gelip otele yerleşiyor. Aralarına generallerin de bulunduğu 9 kişilik üçüncü ekip ise özel bir uçakla havalimanına inip bir başka otele yerleşiyor. Toplam 15 kişiden oluşan ekip sabah 09.50 ile 11.00 saatleri arasında ayrı ayrı gelip Başkonsoloslukta buluşuyor. Önce Başkonsolosluğun kamera sistemindeki harddisk sökülüyor. Bu arada Cemal Kaşıkçı 11.50’de telefonla aranıp o günkü randevusu teyit ediliyor. Aynı gün erken saatlerde Londra’dan İstanbul’a dönen Kaşıkçı, saat 13.08’de Konsolosluk binasına yaya olarak giriyor. Tabii nişanlısı kendisiyle beraber. Bu saatten sonra da bir daha kendisinden haber alınamıyor.

"Nişanlısı tarafından resmi makamlara başvuru yapılıyor"

Akşam 17.50’de ülkemiz resmi makamlarına nişanlısı tarafından Kaşıkçı’nın Başkonsolosluk binasında zorla alıkonduğu veya başına kötü bir şey geldiği şeklinde bir başvuru yapılıyor. Bunun üzerine İstanbul Emniyet Müdürlüğümüzün ilgili birimleri hemen tahkikat başlatıyor. Bölgeyi gören güvenlik kameraların incelenmesi sonucunda Kaşıkçı’nın Başkonsolosluk binasından çıkmadığı kesinlik kazanıyor.

"İlk etapta fiili bir işlem yapılamıyor"

Tabii Viyana Sözleşmesi gereği diplomatik dokunulmazlığa sahip oldukları için Başkonsolosluk ve görevlileri hakkında ilk etapta fiili bir işlem yapılamıyor. Emniyet ve istihbarat birimlerimiz hadiseyi derinlemesine araştırmaya başlarken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız da soruşturma açıyor. Araştırma ve soruşturma derinleştikçe çok ilginç bilgilere ulaşılıyor.

Öncelikle cinayetin olduğu günün arifesinden başlayarak, çeşitli uçaklarla 15 Suudi güvenlikçi, istihbaratçı ve adli tıpçının ülkemize geldikleri görülüyor. Bu kişilerden 6’sının 2 Ekim akşamı saat 18.20’de, 7’sinin de saat 22.50’de özel uçaklarla ülkemizden ayrıldıkları tespit ediliyor. Kıyafeti, gözlüğü ve sakalıyla Cemal Kaşıkçı’ya benzetilmeye çalışılan bir diğer kişi ile yanındaki şahsın da gece yarısından sonra tarifeli uçakla Riyad’a hareket ettikleri belirleniyor.

"Personele denetleme bahanesiyle izin veriliyor"

Olay günü Konsoloslukta çalışan personel denetleme olduğu bahanesiyle bir odada toplanıyor, ikamette toplanan personele de aynı sebeple izin veriliyor. Suudi Arabistan yönetimi ise 4 Ekim’de yaptığı bir açıklamayla Kaşıkçı’nın öldürüldüğüyle ilgili iddiaları önce tümüyle reddediyor.

Hatta Başkonsolos 6 Ekim’de Reuters muhabirini içeriye davet ederek dolapları, kapıları, elektrik panolarının kapaklarını açıp kapatmak suretle lakayt bir havada kendini savunmaya çalışıyor.

"Konsolosluk binasının aranmasına izin vereceklerini açıkladılar"

Gerek emniyet ve istihbarat birimlerimiz gerek savcılığımız, araştırmalarını, soruşturmalarını derinleştirerek sürekli yeni bilgiler ortaya, belgeler ortaya çıkarmaya gayret ediyor. Dışişleri Bakanlığımız da kendi muhataplarıyla meseleyi sürekli görüştü, bilgi paylaşımında bulundu. Suudi Arabistan’dan ülkemize 11 Ekim’de gelen özel temsilcilerden oluşan bir heyet çeşitli temaslar gerçekleştirdi. Konunun dünya ve ülkemiz medyadan sürekli gündemde tutulması karşısında Suudi yetkililer konsolosluk binasının aranmasına izin vereceklerini açıkladılar.

"Her türlü adımı atacağımızı ifade ettik"

Önce tabii bazı şeyleri sormak ve bunun da cevabını aramak zorundayız. Zira bu olay İstanbul’da cereyan ediyor ve sorumluluk makamındayız. Öyleyse sorumluluk makamında olanlar olarak bunu sorgulamak hakkımızdır. Meselenin üzerindeki sis bulutu yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladıkça tabii diğer ülkeler de harekete geçtiler. Biz de her fırsatta bu cinayet karşısında sessiz kalmayacağımızı, vicdanın ve hukukun gerektirdiği her türlü adımı atacağımızı ifade ettik. Bununla birlikte hiç kimseyi haksız yere zan altında bırakmamak için araştırma ve soruşturmaların sonucunu bekledik.

"Başkonsolosun yetersizliği ile alakalı, kifayetsizliği ile ilgili bazı şeyler söyledim"

Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ile 14 Ekim’de yaptığımız ilk telefon görüşmesinde kendisine meseleyi elimizdeki bulgular ışığında anlattım. Bu görüşmede olayı araştırmak üzere kendisinin daha önce göndermiş olduğu yaptığım görüşmeyi ve bu görüşmede bir ortak çalışma grubu oluşturma noktasındaki kararımızı da ifade ederek bu ortak çalışma grubumuz da çalışmaya başladı dedik ve bu konuda mutabık kaldık.

Kralın talimatı üzerine başkonsolosluk binasına giren savcılık makamı ve emniyet müdürlüğümüze bağlı ekipler burada çeşitli incelemeler yaptı. Daha önce Başkonsolos böyle bir şeye müsaade etmediği gibi, gelen ilk heyete ben bu Başkonsolosun yetersizliği ile alakalı, kifayetsizliği ile ilgili bazı şeyler söyledim. Aynı şeyi Sayın Kral hazretlerine de söyledim. Bunun neticesinde konuşmamızdan bir gün sonra Başkonsolos görevinden alındı. Bu arada İstanbul’daki Başkonsolos böylece ülkesine döndü.

"Kaşıkçı’nın Başkonsoloslukta çıkan bir arbede sırasında öldüğü söylendi"

18 Ekim’de bir kez daha Başkonsolosluk binasında inceleme yapıldı. 19 Ekim tarihinde yani cinayetten 17 gün sonra Suudi Arabistan yönetimi Cemal Kaşıkçı’nın Başkonsolosluk binasında öldürüldüğünü resmen kabul etti. Yönetim adına yapılan açıklamada Kaşıkçı’nın Başkonsoloslukta çıkan bir arbede sırasında öldüğü söylendi. Aynı gün geç saatlerde Kral Selman ile bir telefon görüşmesi daha gerçekleştirdik. Cinayetin kabulünün ardından olaya karıştığı belirtilen 18 kişinin şu anda tutuklandığını bana ifade etti.

Ülkemize de verilen listedeki kişilerin emniyet ve istihbarat birimlerimizce olaya karıştıkları tespit edilen isimlerle aynı oldukları görüldü. Suudi Arabistan'da tutuklanan 18 kişinin içinde Türkiye'ye gelen 15 kişilik ekip de bulunuyor.

"Trump ile görüşerek olayın tüm yönleriyle aydınlatılması konusunda mutabık kaldık"

Bu gelişmeler cinayetin resmen kabul edilmesi bakımından elbette önemlidir. 21 Ekim’de de ABD Başkanı Trump ile kapsamlı bir telefon görüşmesi gerçekleştirilerek olayın tüm yönleriyle aydınlatılması konusunda mutabık kaldık. Türkiye olarak biz tüm bu süreci devlet ciddiyetine, uluslararası hukuka ve ülkemiz mevzuatına uygun bir şekilde yürüttük, yönettik.

"Ülkemizi karalamak için çeşitli medya mecralarında yoğun bir kampanya yürütüldü"

Buna rağmen ülkemizi karalamak, töhmet altında bulunmak için çeşitli medya mecralarında yoğun bir kampanya yürütüldü. Biz bu kampanyaların kimler tarafından ne amaçla yapıldığını gayet iyi biliyoruz. Ülkemizin itibarına yönelik suikast girişimleri bizi gerçekleri arama çabamızdan kesinlikle alıkoyamadı, alıkoyamaz. Her şeyden önce bu cinayet Suudi Arabistan toprağı sayılan Konsolosluk binasında yaşanmış olabilir ama unutulmamalıdır ki burası Türkiye Cumhuriyetinin sınırları içindedir. Ayrıca Viyana Sözleşmesi de diğer uluslararası hukuk kuralları da böyle vahşi bir cinayetin soruşturulmasının diplomatik dokunulmazlık zırhının altına gizlenmesine izin vermez. Sınırlarımız içerisinde işlenen bu cinayeti elbette tüm boyutlarıyla araştıracak, soruşturacak ve gereğini yerine getireceğiz.

"Türkiye ortak vicdanının temsilcisi olarak da bu meselenin takipçisidir"

Diğer taraftan Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan vatandaşı sıfatı yanında dünya çapında tanınan bir gazeteci olması bize uluslararası bir sorumluluk da yüklüyor. Türkiye, kendi egemenlik hakları yanında uluslararası toplum adına insanlığın ortak vicdanının temsilcisi olarak da bu meselenin takipçisidir.

Şu ana kadar ortaya çıkan bilgiler ve deliller Cemal Kaşıkçı’nın vahşi bir cinayete kurban gittiğini gösteriyor. Böyle bir vahşetin örtbas edilmesi tüm insanlığın vicdanını yaralayacaktır.

Aynı hassasiyeti Suudi Arabistan yönetimi başta olmak üzere konunun tüm taraflarından da bekliyoruz. Suudi Arabistan yönetimi cinayeti kabul ederek aslında önemli bir adım atmıştır. Bundan sonra kendilerinden meselenin en altından en üstüne kadar tüm sorumlularını açık yüreklilikle ortaya çıkarmalarını ve hukuk önünde gereken cezaya çarptırmalarını bekliyoruz. Cinayetin anlık bir hadiseden kaynaklanmadığı, planlı bir operasyonun ürünü olmadığı yönünde elimizde ciddi emareler bulunuyor.

"Bu yerli iş birlikçiyi açıklamaya mecbursun"

Mevcut bilgiler ışığında şu sorular herkesin kafasını kurcalamaya devam ediyor. Tamamı da olayla ilgili vasıflara sahip bu 15 kişi cinayet günü niçin İstanbul’da toplanmıştır? Biz bu soruya cevap arıyoruz. Bu kişiler kimden emir alarak oraya gelmişlerdir? Cevap arıyoruz. Başkonsolosluk binası niçin hemen değil de günler sonra incelemeye açılmıştır? Cevap arıyoruz. Cinayet açıkça ortadayken onca tutarsız açıklama ne için yapılmıştır.

Öldürüldüğü resmen kabul edilen bir kişinin cesedi hala neden ortada yok? Cesedin yerli iş birlikçiye verildiği iddiası şayet doğruysa şimdi soruyorum; bu yerli iş birlikçi kimdir?

Çünkü sıradan birisi bu yerli iş birlikçiden bahsetmiyor. Suudi Arabistan’ın yetkili bir ağzı bunu söylüyor. Öyleyse bu yerli iş birlikçiyi açıklamaya mecbursun. Hiç kimse tüm bu sorular cevaplanmadan meselenin üzerinin kapatılacağını aklından geçirmesin.

Güvenlik ve istihbarat birimlerinin elinde henüz değerlendirme safhasında olan kimi bilgilerin, hadisenin kesinlikle planlı olduğuna zaten işaret ettiğini söyleyen Erdoğan, bu bilgilerin değerlendirmesi tamamlandıkça savcılıktaki soruşturma dosyasında yerlerini alacağını kaydetti.

"Varsa diğer ülkelerdeki suç ortaklarının da soruşturmaya dahil edilmesi gerekiyor"

Böyle bir meseleyi birkaç güvenlik ve istihbarat mensubunun üzerine yıkmak ne Türkiye'yi ne de uluslararası toplumu tatmin eder. İnsanlığın vicdanı ancak emri verenden uygulayana kadar herkesten hesap sorulması halinde mutmain olacaktır. Şahsen Hadimul Haremeyn Şerifeyn Kral Selman bin Abdulaziz'in samimiyetinden şüphe duymuyorum.

Böylesine kritik bir soruşturmanın, cinayet olayıyla en küçük bir irtibat şüphesi olmayan, gerçek manada tarafsız ve adil bir heyet tarafından yapılması çok önemlidir. Bu, bir siyasi cinayet olduğuna göre şayet varsa, diğer ülkelerdeki suç ortaklarının da soruşturmaya dahil edilmesi gerekiyor.

Türkiye, bu meselenin sonuna kadar takipçisi olacak, Türk hukuku ve uluslararası hukukun gereğinin yerine getirilmesini sağlayacak.

"Yargılamanın İstanbul'da yapılmasını teklif ediyorum"

Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz başta olmak üzere üst yönetime çağrıda bulunuyorum. Olayın cereyan ettiği yer İstanbul'dur. Dolayısıyla bu 15+3 kişi, 18 tutuklunun yargılanmasının İstanbul'da yapılması teklifimdir. Takdir kendilerinindir ama bu benim teklifimdir, talebimdir. Çünkü olayın cereyan ettiği yer burası o bakımdan önemli.

Etiketler :

HABERE YORUM KAT