“Dini gerekçeli örtünmeye de karşıyız!”

“Dini gerekçeli örtünmeye de karşıyız!”

Anayasa değişikliğinin iptali için verilen dava dilekçesinde, yasakçı zihniyetin ‘türban’a değil ‘dini amaçlı örtünme’nin her türlüsüne karşı çıktığı açıkça ifade ediliyor.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün onayının ardından CHP, anayasada yapılan değişiklikle ilgili olarak Anayasa Mahkemesi'ne hem iptal hem de yürürlüğü durdurma istemiyle başvuru yaptı. Başvuruda düzenlenin iptali veya yok hükmünde sayılması talep edildiği gibi, yürürlüğünün durdurulması da isteniyor. Gerekli olan 110 imzanın tamamlanmasıyla verilen başvuru dilekçesi, bir bakımda yasakçı zihniyetin asıl niyetini bir kez daha deşifre ediyor. İptal isteminin gerekçesinde savunma; 'siyasal' gerekçelerden ziyade, örtünmenin 'dini simge' olması üzerine yapılıyor.

 

Dava dilekçesinde, düzenlemeyle yükseköğretimde her türlü kıyafetin "türban, dini amaçlı örtünme, dini ve siyasi üniforma dahil" serbest bırakılması eleştiriliyor. Dilekçede yer alan "Dinî inanca dayalı örtünme, benimsenen dini gösteren kıyafetler giyebilme özgürlüğü, benimsenen dinî inancı gösteren giysiler aracılığı ile toplumda ayrışmalara neden olabilir" gibi ifadeler ise, yasakçıların "başörtüsü-türban" ayrımı gözetmediği ve gerçekte Din'in bizatihi kendisini hedef aldığı tezine güçlü bir kanıt teşkil ediyor.

 

Dava dilekçesinde, yapılan düzenlemeye yönelik itiraz gerekçeleri, özetle şu şekilde sıralanıyor:

 

1) "Dinî örtünme amaçlı kıyafetlerin giyilmesinin sınırsız, koşulsuz serbest bırakılması halinde, bu tür kıyafetlerin giyilmesi, kamu yönetiminde ve toplumsal yaşamda ayırımcılığı davet edebilecek; bu tür kıyafetleri giyenlerin giymemeyi tercih edenlere yönelik bir etkileme, baskı, dayatma ve tehdit unsuru haline gelebilecek; örtünen–örtünmeyen, inançlı–inançsız, Müslüman olan–olmayan şeklinde din eksenli ayrışmalar, kutuplaşmalar ve bunlara bağlı olarak kamu düzenini ve huzurunu tehdit edecek gerginlikler ve çatışmalar ortaya çıkabilecektir."

 

2) "Dinî inanca dayalı örtünme, benimsenen dini gösteren kıyafetler giyebilme özgürlüğü,  benimsenen dinî inancı gösteren giysiler aracılığı ile toplumda ayrışmalara neden olabilir ve toplum kesimlerinin ve bireylerin giysilerinden kendileri ile aynı inancı paylaşmadıklarını anladıkları kimseler üzerinde baskı kurmalarına; birbirlerinin din ve inanç özgürlüğünü zedeleyici, engelleyici davranışlarda bulunmalarına hatta kendi inançlarından olmayanları dışlamalarına yol açabilir."

 

3) "Lâiklik, Atatürk ilke ve inkılâplarının en önemlisidir… Türkiye için lâiklik anlayışı tarihsel gelişimi nedeniyle özellik taşımakta, Anayasa ile benimsenen yapısıyla, batıda ayrı biçimde ele alınsa da, özenle korunması zorunlu bir ilke olarak yaşatılmaktadır... Kamu düzeninin ve haklarının koruyucusu sıfatıyla, devlete dinsel hak ve özgürlükler üzerinde denetim yetkisi tanıma, lâiklik ilkesinin gereği olarak anlaşılmaktadır… Gerçekte lâiklik din-devlet işleri ayrılığı biçiminde daraltılamaz. Boyutları daha büyük, alanı daha geniş bir uygarlık, özgürlük ve çağdaşlık ortamıdır. Türkiye'nin modernleşme felsefesi, insanca yaşama yöntemidir, insanlık idealidir…

 

Başörtüsü ve onunla birlikte kullanılan belli biçimdeki giysi, bir ayrıcalıktan ötede bir ayrım aracı niteliğindedir. Şimdiye kadar başörtüsü kullanmadan yükseköğretim kurumlarını bitirmiş bayanlarla şimdi yükseköğretim kurumlarında bulunan bayanları dine karşı ya da dinsiz göstermek için kullanılma olasılığı da kaçınılmazdır. Çağdışı bir görünüm veren bu durumun giderek yaygınlaşması Cumhuriyet, devrim ve lâiklik ilkesi yönünden sakıncalara da açıktır... Bu hususlar çerçevesinde, 5735 sayılı Kanunun 1 ve 2'nci maddelerinde yapılan düzenlemeler incelendiğinde, "dinî gereğe dayalı" sözcükleri kullanılmasa ve dolaylı bir biçimde tanınmış olsa da, dinî amaçlı ve dinî gereğe dayalı örtünmeyi ve giysileri de kapsayacak biçimde getirilmiş olan kıyafet serbestisinin Anayasanın Başlangıcında yer alan lâiklik ilkesine aykırı düşeceği görülmektedir."

 

4) "1 ve 2'nci maddelerde yapılan düzenlemeler herhangi bir sınırlama ve koşul getirmeksizin her türlü kıyafete serbestî tanımakla, kamu düzenini, toplum huzur ve sükûnunu tehlikeye atmaktadır… 2596 sayılı Kanunun ve kıyafet devriminin amaçları ile bağdaşmayan böyle bir durumun da "Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılık" ve "çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma azmi" hususlarına aykırı düşeceği açıktır."

 

Dava dilekçesinde özetini verdiğimiz bu itiraz gerekçeleri, Anayasa Mahkemesi'nin daha önce aldığı kararların gerekçesinden yapılan uzun alıntılarla destekleniyor. Dilekçede, "1 ve 2 nci maddelerle dinî amaçlı örtünmeyi de kapsayan bir kıyafet özgürlüğü getirildiğinin ve bu düzenlemeden yararlanılarak türban, dinî kıyafet ve simgeler dahil her türlü kıyafet ilköğretimden yükseköğretime, öğretim hizmetlerinden yararlanma bağlamında herhangi bir engelle karşılaşmadan yayılabileceği"nin altı çizilerek, bunun laikliğe ve Atatürk ilke ve devrimlerine aykırı olacağı vurgulanıyor. İtiraz gerekçelerini değerlendirdiğimizde ortaya çıkan sonuç çok net: Yasakçı zihniyet, kamuoyunda yaptıkları 'türban, siyasi simgedir' sözlerine rağmen, gerçekte 'dini amaçlı örtünmeye' de karşıdır, İslam'ın kendisine de!

 

Beytullah Emrah Önce

HAKSÖZ-HABER

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir