1. YAZARLAR

  2. Serdar Demirel

  3. “Dinî devlet yönetimi ve siyasetten arındırmak”
Serdar Demirel

Serdar Demirel

Yazarın Tüm Yazıları >

“Dinî devlet yönetimi ve siyasetten arındırmak”

30 Nisan 2008 Çarşamba 04:38A+A-

Anayasa Mahkemesi’nin 46. kuruluş yıldönümü töreninde konuşan Başkan Haşim Kılıç, düşünce özgürlüğünden yeni Anayasa'ya, kapatma davasından yargı kararlarına varana kadar önemli mesajlar verdi. Konuşmanın özü demokrat cenahta büyük destek gördü.

Öyle ki; konuşma metnini, bir “hukuk manifestosu” olarak nitelendirenler bile çıktı.

Hukukçularımızın, siyaset kavgalarında demokrasi karşıtı güçlerin darbe özlemlerine yarayan kararlara üst üste imza attığı bir dönemde, bu konuşma metni önemliydi. Ama bu konuşmanın bütün önemine rağmen; “din ve siyaset ilişkisinde” dillendirilen, özellikle bir cümlenin problemli olduğunu düşünüyorum.

Öncelikle itirazımızın olduğu o kısmı konuşma metninden alıntılayalım: Sayın Kılıç, demokrasi ve laiklik arasında bir tercihin tehlikeli olduğunu vurguladıktan sonra şöyle demiş:

“Dinin devlet yönetimi ve siyasetten arındırılarak özgün yapısı içinde korunması, farklı inanç ve dinlerin ya da inançsızlıkların bir arada yaşamasının temel güvencesi olan laiklik, bir büyük ‘barış projesi’ olarak Türk toplumunun koruması ve güvencesi altındadır. Bireyin siyasal yapının oluşumuna özgürce ve eşit olarak iştirak edemediği, bir azınlığın ya da çoğunluğun inançları nedeniyle siyasal katılımdan uzaklaştırıldığı yerde demokrasi olmayacağı gibi, laiklikten de söz edilemez.”

Özgürlüklerden yana tavır koymuş geniş bir entelektüel kesim, bu konuşmanın bütününü alkışlarken; “Dinin devlet yönetimi ve siyasetten arındırılarak özgün yapısı içinde korunması” cümlesini nasıl konuşlandırıp, nasıl anlayacağız?

Neden sorusuna gelince, “dinin devlet yönetimi ve siyasetten arındırılması” talebi, ilk bakışta dine bir müdahaleyi ifade ediyor, ya da öyle anlaşılabilir de ondan. Bu da Sayın Kılıç’ın konuşmasının özündeki özgürlükçü ruha aykırıdır. Eğer “laiklik” devletin dinler ve ideolojiler karşısında eşit bir mesafede durması ise, o zaman devletin hiçbir inanç örgüsüne müdahale hakkı olamaz.

Laik devlet, “dinin devlet yönetimi ve siyasetten arındırılması”nı değil, devleti dinî ilkelerle yönetmemeyi esas alabilir. Bu ikisi arasında çok ciddi fark vardır.

Birincisinde, devlet, öğretisinde siyasi unsurlar bulunduran dini formatlama hakkını kendisinde görür. Söz konusu İslâm olduğuna göre, bu dinin dünyaya taalluk eden hükümlerini ne yapacaksınız? “Dinin devlet yönetimi ve siyasetten arındırılarak özgün yapısı içinde korunması” anlayışını hayata geçirdiğinizde, dinin özgün yapısının ne olduğuna kim karar verecek?

Bu yaklaşımın problemin kaynağı olduğunu, “din-devlet” arasında gerilimi beslediğini Sayın Kılıç da elbet bilir. Zira, İslâm, özgün yapısıyla oynanmasına asla izin vermez. Beşerin ilâhî mesaja müdahalesini küfür telakki eder. Bu yüzden de Sayın Kılıç’ın bunu kastettiğini sanmıyoruz..

Yukarıdaki sözü siyak ve sibak kapsamında şöyle de anlayabiliriz, ki bence Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın kastı da odur:

Devlet, kendisini inançlar karşısında nötr olarak konuşlandırır, bunlar arasında taraf olmaz. Hiçbir inanç sisteminin genleriyle oynamaya kalkmaz, bunu aklına bile getirmez. Bununla beraber devleti dinî esaslara göre de tanzim etmez, aldığı kararların, çıkardığı yasaların bir dine uygun olup olmadığına bakmaz.

Bu şu demek değildir; bireyler günlük hayatlarında dinî ve felsefik kanaatlerine göre hareket etmezler. Aksine bu, onların kişisel tercihidir. Devletin yapmak zorunda olduğu, kişilerin bu özgürlüklerine yaşama imkânı sunmaktır. Bunun içindir ki Sayın Kılıç, demokrasi ve laiklik arasında bir tercihin tehlikeli olduğunu beyan etme gereği duymuştur.

Konuşmanın aynı bağlamda bir bölümünde şu sözüyle de bunu tenkit etmiş oluyor:

“Çoğulcu ve katılımcı devlet, bir orkestra şefi gibi farklı sesleri ahenkli hale getirme becerisini gösteren, maskeli toplum ve ikiyüzlü birey ahlâkının oluşumuna izin vermeyen devlettir.”

Yani, insanlar özgürce düşüncelerini, inançlarını söyleyebilecek, başkalarının hak ve hukukunu tehlikeye atmamak şartıyla inandıklarını amele dökebilecek bir ortama sahip olmalıdır. Özgür toplum, takiyyeciliğin bir davranış koduna dönüştüğü bir toplum değildir.

Kimse kimsenin niyetini okumaya kalkmamalıdır. Devleti temsil iddiasındaki kişiler kimseye niyet dayatmasında bulunmamalıdır. Devlet, idare edenlerle idare edilenler arasında kültürel, sosyal ve siyasal mutabakatın oluşması için uygun zemini oluşturmalı ve bunu korumalıdır.

Sayın Kılıç’ı biz böyle anlıyoruz. Bunu izaha kalkmamın sebebi, “dinin devlet yönetimi ve siyasetten arındırılması” ifadesinin laikliği İslâm karşıtı konuşlandıran ve kendinde dine müdahale etme hakkını gören kimselerin argümanlarıyla örtüşüyor izlenimi vermesinden dolayıdır.

Bir de, ülkenin ayağına bir pranga olarak geçirilmiş jakoben laikliğe tekrar vurgu yapmak içindir...

Vakit gazetesi

YAZIYA YORUM KAT