Bozuk bir saat bile günde en az iki defa doğru gösterir;
Danıştay'dan doğru bir karar çıkması ise neredeyse mümkün değil!
YÖK Başkanı'nın kılık kıyafetlerinden dolayı kız öğrencilerin üniversitelere girişlerinin engellenmemesine ilişkin üniversite rektörlerine gönderdiği yazının yürütmesini durduran Danıştay kararı oybirliğiyle aldı. Her ne kadar doğrudan konunun özüne girilmeksizin alınmış ve "yetkisizlik" hususuna dair bir karar olmakla birlikte, söz konusu kararın yasakçı uygulamayı güçlendirme mantığını yansıttığı görülmektedir. Daha geçtiğimiz hafta aldığı bir kararla okullarda zorunlu Din Dersi uygulamasının farklı inançlara mensup çocuklara bir dayatma olacağının altını çizen 8. Daire'nin bu kararının başörtüsü zulmünü sürdürmek isteyen zorbalarca yeni bir gerekçe olarak kullanılacağı açıktır. Bizzat kendi mensuplarının darbe çağrıları anlamına gelecek sözleri karşısında suskun kalan Danıştay'ın İslam ve Müslümanlarla ilgili olarak izlediği tutum ibretle izlenmeyi hak etmekte.
Önce yasal zemin oluştur, ardından iptal kararı ver!
Bilindiği üzere bazı öğretim üyesi dernekleri Danıştay'a başvurarak, YÖK Başkanı Prof. Dr. Özcan'ın, 24 Şubat 2008 tarihli rektörlüklere gönderdiği yazısının iptali ve yürütmenin durdurulmasını talep etmişlerdi. Danıştay'ın yürütmeyi durdurma kararıyla davanın ilk aşaması sonuçlandı. Danıştay 8. Dairesi yürütmeyi durdurma kararından önce bir yorum yaparak, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın, ''başörtüsünün yükseköğretimde serbest bırakılmasını öngören değişikliklerin yapıldığı Anayasa'nın 10 ve 42. maddelerine göre uygulama yapılabilmesi için ayrıca bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç bulunmadığına'' ilişkin rektörlüklere gönderdiği yazıyı "genelge" kabul etti.
Daire gerekçesinde, YÖK'ün görev, amaç, ilke ve hedeflerinin Anayasa ve yasalarla belirlendiğine yer verilerek, YÖK'ün yükseköğretim kurumlarının eğitim-öğretim faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi, yükseköğretim kurumları arasında birleştirici, bütünleştirici, sürekli ve geliştirici işbirliği ve koordinasyonun sağlanması gibi ülke çapındaki görevlerin Yükseköğretim Genel Kurulu'na verildiği ve bu görevlerin Yürütme Kuruluna devrinin mümkün olduğu belirtildi.
Daire, YÖK Başkanı imzasıyla gönderilen genelgenin, ''başörtüsünün yükseköğretimde serbest bırakılmasını öngören değişikliklerin yapıldığı Anayasa'nın 10 ve 42. maddelerine göre uygulama yapılabilmesi için ayrıca bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç bulunmadığı'' yönünde rektörlüklere yapılan bir bildirim olduğuna işaret etti.
Genelgede, ''bazı kız öğrencilerin başlarını örtmekte kullandıkları kıyafetler nedeniyle eğitim ve öğrenim hakkını kullanamadıklarının'' belirtildiği ve ''söz konusu Anayasa değişikliği gözönünde bulundurulmak suretiyle uygulama yapılmasının kamu görevi ifa eden yükseköğretim kurumlarının yöneticilerinin görev, yetki ve sorumluluğunda olduğunun'' ifade edildiği kaydedilen kararda, genelgenin bu haliyle yükseköğretim kurumlarında eğitim-öğretim faaliyetlerinin gerçekleştirilmesine ilişkin olduğu, yükseköğretimin planlanması, düzenlenmesi ve yönetilmesine dair bir düzenlemeyi içerdiği vurgulandı. Kararda, şöyle denildi:
''Dava konusu genelge; Yükseköğretim Genel Kurulu'nun 2547 sayılı Yasa uyarınca belirlenen görev alanı içinde yer alan, yükseköğretim kurumlarında eğitim-öğretim faaliyetinin gerçekleştirilmesi ve yükseköğretimin planlanması, düzenlenmesi ve yönetilmesi hususunda bir düzenleme getirmesine karşın, Yükseköğretim Genel Kurulu tarafından tesis edilmiş bir işlem değildir. İlgili Anayasa, yasa ve yönetmelik hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden; ancak, Yükseköğretim Genel Kurulu'nun tesis edeceği işlemle düzenleme getirilecek bir alanda Yükseköğretim Kurulu Başkanı'nın tek başına işlem tesis etmek suretiyle düzenleme yapma yetkisinin bulunmadığı açıkça anlaşılmaktadır.
Bu durumda, Yükseköğretim Kurulu Başkanı tarafından tesis edilen ve yükseköğretim kurumlarında, 23 Şubat 2008 günlü Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Anayasa'nın 10. ve 42. maddelerine eklenen ibareler uyarınca uygulama yapılmasını teminen gereği için rektörlüklere yapılan bir bildirim olan 24 Şubat 2008 gün ve 225 sayılı genelgede yetki unsuru yönünden yasaya uyarlık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, yetki unsuru yönünden açıkça yasaya aykırı olan dava konusu işlemin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 27. maddesindeki koşullar oluştuğundan yürütülmesinin durdurulmasına 10 Mart 2008 gününde oy birliğiyle karar verildi.''
HAKSÖZ-HABER
Konuyla ilgili Özgür-Der Genel Merkezi'nden yapılan açıklamada kararın tüm zorbaların çaresizliğini yansıttığı ve Danıştay'ın engizisyon ruhuyla paralellik arzettiği vurgulandı. Kimliğine ve iradesine sahip çıkanların dayatmaya boyun eğmeyeceklerinin belirtildiği açıklamada, "İnançlara, düşüncelere, insan onuru ve özgürlüğüne zincir vurmaya kalkanlar sonuçta tarihin çöplüğüne atılmaktan kurtulamayacaklardır." dendi.
Özgür-Der'in konuyla ilgili basın açıklamasının tamamı:
DANIŞTAY 'ENGİZİSYON'DAN FARKSIZ!
Müslümanlar söz konusu olduğunda şaşmaz bir biçimde yasakçı kararlara imza atan Danıştay yine şaşırtmadı. Danıştay 8. Dairesi, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan'ın kılık kıyafetlerinden dolayı kız öğrencilerin üniversitelere girişlerinin engellenmemesine ilişkin üniversite rektörlerine gönderdiği yazı hakkında oybirliğiyle yürütmeyi durdurma kararı verdi. Her ne kadar doğrudan konunun özüne girilmeksizin alınmış ve "yetkisizlik" hususuna dair bir karar olmakla birlikte, söz konusu kararın yasakçı uygulamayı güçlendirme mantığını yansıttığı görülmektedir.
Bozuk bir saat bile günde en az iki defa doğru gösterir;
Danıştay'dan doğru bir karar çıkması ise neredeyse mümkün değil!
Daha geçtiğimiz hafta aldığı bir kararla okullarda zorunlu Din Dersi uygulamasının farklı inançlara mensup çocuklara bir dayatma olacağının altını çizen 8. Daire'nin bu kararının başörtüsü zulmünü sürdürmek isteyen zorbalarca yeni bir gerekçe olarak kullanılacağı açıktır. Bizzat kendi mensuplarının darbe çağrıları anlamına gelecek sözleri karşısında suskun, pasif kalan Danıştay'ın İslam ve Müslümanlarla ilgili olarak izlediği atak tutum ibretle izlenmeyi hak etmekte.
Danıştay'ın aldığı bu karar Türkiye'de temel haklar ve özgürlükler önünde ciddi bir bürokratik oligarşi barikatı bulunduğu gerçeğini bir kere daha göstermiştir. Halkın iradesini yok sayan; insanların haklarını, inançlarını, kimliklerini ve taleplerini görmezden gelen bir mantığın uzantısı olarak gördüğümüz bu karar aynı zamanda tüm zorbaların çaresizliğini de yansıtmaktadır. Bu kararı alanlar da yasakçı uygulamaları farklı karar, söz ve eylemleriyle destekleyenler de bilmelidirler ki; kimliğine ve iradesine sahip çıkanlar dayatmaya boyun eğmeyeceklerdir. İnançlara, düşüncelere, insan onuru ve özgürlüğüne zincir vurmaya kalkanlar sonuçta tarihin çöplüğüne atılmaktan kurtulamayacaklardır.
Hülya Şekerci
Özgür-Der Genel Başkanı