Cumhuriyet dönemi otoriterliğini Osmanlı mirasıyla açıklamak mümkün mü?

Cumhuriyet dönemi otoriterliğini Osmanlı mirasıyla açıklamak mümkün mü?

Mehmet Garip Tanyıldızı, tek parti dönemi otoriterliğini Osmanlı mirasıyla açıklayan post-post-Kemalist tarih anlatısının çelişkilerini ve anakronik yönlerini ele alıyor.

Mehmet Garip Tanyıldızı / Akşam

Otoriterliğin kaynakları

Güncel bir tartışma olarak "post-Kemalizm" veya "post-post-Kemalizm" meselesi akademik/bilimsel olduğu iddiasına rağmen aslında siyasal bir zemine oturduğu ve günümüz politik konjonktürüne temelden taalluk ettiği için önümüzdeki süreçte de gündemimizde olmaya devam edecek.

Evvela bu kavramsallaştırmalara birçok bakımdan şerh düşülebileceğini ve itiraz edilebileceğini belirtmek gerekiyor. Post-Kemalizme anti-Kemalizm, post-post-Kemalizme neo-Kemalizm yakıştırmalarını hatırlatmakla iktifa ederek yeni gelişen literatüre doğrudan atıf yapmak maksadıyla bu kullanıma intibak ettiğimizin altını çizelim.

Toplama-dağınık birçok iddiayı bünyesinde barındırmakla birlikte post-post-Kemalizm özetle 12 Eylül 1980 darbesinden sonra ortaya çıktığını öne sürdüğü kurucu ideoloji olarak Kemalizme yönelik farklı siyasal kesimlerden gelen eleştirileri post-Kemalizm olarak adlandırıyor ve bu eleştirilerin eleştirisini yapma girişimini ifade ediyor.

Post-post-Kemalizm, post-Kemalizme tahfif edici bir üslupla atfettiği Türkiye'nin bütün sosyal ve siyasal problemlerinin kökeninde cumhuriyetin kuruluşundaki yapısal hataların olduğu tespitine karşı çıkıyor.

Post-Kemalizme ait laiklik, ulus-devlet, otoriterlik-totaliterlik gibi temel meselelerdeki diskuru yapısöküme uğratan yeni bir paradigma oluşturma iddiasındaki post-post-Kemalizmin bu çabasıyla günümüzdeki ve gelecekteki siyasal iklimi belirlemeyi hedeflediğini görmek gerekiyor.

Zira post-post-Kemalistlerin yeni tarihyazımı/tarih anlatısı kurma girişimi aktif siyasal eylemlilikleri ile eş zamanlı yürütülüyor.

Akademik/bilimsel alandaki yanlış tespitleri, tutarsız iddiaları, gerçeğe aykırı anlatıları, ideolojik seçmeci zorlama kurgularının yanı sıra post-post-Kemalizmin en büyük çelişkileri de burada ortaya çıkıyor.

Post-post-Kemalizmin ana konularından biri otoriterlik ve otoriterleşme meselesidir. Siyasal iktidarı "rekabetçi otoriter" olarak niteleyen post-post-Kemalistler tek parti dönemindeki otoriterliği/totaliterliği çeşitli gerekçelerle meşrulaştırma yoluna gitmeyi tercih ediyorlar.

Tek parti dönemindeki otoriterliği/totaliterliği tarihsel şartlar, zamanın ruhu, uluslararası konjonktür gibi sebeplerle normalleştirmeye ve doğallaştırmaya çalışan post-post-Kemalizmin bu mahareti, mevcut siyasal konumlanmalarıyla çelişmesi itibarı ile takdire şayan değil.

Ancak, bu tenakuzun üzerine tek parti dönemindeki otoriterliğin Osmanlı'dan tevarüs ettiğini ileri sürmek açıkça bir tarihsel çarpıtmadan ibarettir.

Cumhuriyet dönemindeki otoriterliğin Osmanlı mirası olduğu iddiası ilk defa dile getirilmiş bir iddia değil. Fakat hangi Osmanlı?

Organik gelişim sürecindeki Osmanlı mı yoksa modernleşme sürecine girmiş Osmanlı mı?

Bu mirası patrimonyal ve ataerkil olarak nitelendirmek modernleşme öncesi Osmanlı'yı kastetmek anlamına gelir.

Post-post-Kemalistlerin bu Weberyan doğu despotizmi okuması self-oryantalist zihniyetlerini gözler önüne seriyor.

Modern anlamdaki otoriter/totaliter yönetim karakterini geleneksel Osmanlı ile ilişkilendirmek apaçık anakronizmdir.

Bu anakronizme düşmek ancak ideolojik körlükle açıklanabilir.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir