1. HABERLER

  2. ETKİNLİK-EYLEM

  3. Başörtüsü Eylemleri Devam Ediyor
Başörtüsü Eylemleri Devam Ediyor

Başörtüsü Eylemleri Devam Ediyor

Başörtüsüne özgürlük platformlarının başörtüsüne özgürlük talebiyle düzenledikleri basın açıklaması eylemleri devam ediyor. Bu hafta yapılan eylemlerden ayrıntılar...

19 Eylül 2010 Pazar 07:30A+A-

Van'da Özgürlük Eylemi

VAHÖP (Van Hak ve Özgürlükler Platformu) tarafından ayda bir düzenlenen özgürlük eylemleri bu defa Feqiye Teyran Parkı (Şehir Parkı)'nda yapıldı. Basın Metnini Platform adına Fuat Değer okudu.

Basın açıklamasının tam metni:

Akdamar Adasında Ermenilere ait Surp Haç Kilisesi'nin restorasyonunun ardından yarın yani, 19 Eylül Pazar günü yapılacak olan ayin için hazır hale getirilmesi, sevindirici ve çok olumlu bir gelişmedir. Şehrimizin turistik ve ekonomik faydasını bir tarafa bırakarak, değer merkezli olarak bakıldığında, bunun çok daha önemli ve asıl olduğunu ifade etmek gerekir. Zira insanları yaşamları boyunca sükûnet, huzur ve barış atmosferine çağıran ve bunu gerçekten de üstlenen dinleri, hayat içindeki anlamı ve görünürlüğü açısından değerlendirmek gerekiyor. Dinlere karşı yürütülen materyalist ve çılgınca bir savaş ortamında, modernizmin insanı metalaştırdığı, nesneleştirdiği ve bir tüketim aracı haline getirdiği bir vasatta din unsurunun insana kazandırdığı kimlik ve iç donanımı, yeryüzünde başka hiçbir öğreti yapamamıştır ve yapamaz. Ayrıca küresel emperyalizmin din olgusunu bir sömürü aracı olarak kullanmasına karşı da gerçek anlamıyla dindarlık bir korunma alanı ve sahici kimliklerin barınabileceği bir hayat alanı açmaktadır. Bu açıdan Van'da bulunan Ermeni Kilisesinin ibadete açılması, din ve dindarlığın hayatın içinde sağlam bir konum elde etmesi açısından sevindirici ve umut verici bir gelişmedir.

Buna karşın bağnazlığın, ötekileştirmenin ve ötekini aşağılamanın günümüzde çokça örneklerini de görmek mümkün. Gerek emperyalist kışkırtmalar ve planlar, gerekse de bağnaz tutumlar sonucu dinlere bilhassa İslam'a karşı düşmanca kişisel ve kurumsal saldırılar da periyodik olarak uygulamaya konmaktadır. Daha önce karikatürler, resimler, fotoğraflar ve diğer sanat etiketli çalışmalar ile sistematik olarak işletilmeye çalışılan saldırı ve aşağılama kampanyaları en son Amerika'da bir rahip aracılığı ile yeni bir gündem oluşturdu. Biz bu rahip tarafından gerçekleştirilen Kur'an yakma eylemini kişisel bir tutum olarak değil, sistematik olarak yürütülen "İslamofobia" projesinin bir uzantısı ve sonucu olarak görüyor ve değerlendiriyoruz. Bu tür saldırgan ve kendini bilmez tüm tutum, davranış ve projeleri lanetliyor, insanlık dışı olarak ilan ediyoruz. Buna karşın Van'da yapılacak olan ibadet için şehrimize gelen Ermeni ve diğer misafir dindarlara da can u gönülden hoş geldiniz diyoruz. Dinlerin insan hayatının vazgeçilmez ve hayati rolünü bu Pazar günü yapılacak olan ibadetle, bu tür insanlık dışı düşünce ve saplantılı aynı zamanda hesaplı saldırganlıklara karşı esaslı bir cevap ve insanlık dersi olacağını düşünüyoruz.

Hakkâri'de bir yolcu minibüsüne yönelik gerçekleştirilen mayın patlatma saldırısını da yukarıdaki tezimizle bağlantılı olarak dinden uzaklaşmanın insanları ne kadar hayvanlaştırdığı yönündeki bu örnekle daha iyi anlattığına inanarak bütün varlığımız ve değerlerimizle lanetliyoruz. Sivil, silahsız ve hiçbir şeyden haberi olmayan insanların, birilerinin kirli savaşına kurban edilmeleri kabul edilemez bir durumdur. Mayını düzenleyen ve patlatanların kim olduklarına bakmaksızın aynı davaya hizmet ettiklerini düşünüyoruz. Artık yeter, insanımızın bu muhteris ve şiddetperest korkunçluğa yeterince kurban edildiğini, bundan ötesinin imha konsepti olduğunu ne zaman göreceğiz. Şaibeli evrak, belge ve ithamların muhatabı kim olursa olsun, bu sivil, silahsız ve bir şeylerden haberi olmayan insanlarımızın katledilmeleri, kirli ve danışıklı olduğu şüphelerini arttıran sürece bir yeni basamak daha eklemekten başka bir işe yaramamıştır.

PKK tarafından ilan edilen eylemsizlik sürecinin bitimine birkaç gün kala bu tür tezgâhların işletildiğine ilk kez tanık olmuyoruz. Daha önce de barış girişimleri öncesi, iyi şeylerin olacağına dair inanç ve umutların uyandığı zamanlarda hep böyle umut ve sevinçlerimiz katledildi, savaş baronları, silah tüccarları, efendiler kazandı. Bu menfur ve insanlık dışı olayın failleri kim olursa olsun, aktörlerinin Ergenekon ya da ismi ne olursa olsun aynı amaca hizmet eden kesimler olduğu artık aşikârdır. TSK'nın olayı PKK'ye hamletmesi, PKK'nin olayı TSK'ya hamletmesi bizim için önemli bir veri değildir artık. Sonuç olarak burada kaybeden yine bizim insanımız, bizim çocuklarımız ve yarına dair hayallerimiz olduktan sonra tetiği çeken ele değil, ondan çıkarı olan zihniyet ve örgütlü güçlere bakıyoruz. Yeter artık, ölüm ve şiddet üzerine yürütülen bu köhne ve çürümüş siyaset bizi tüketmeden, ülkeyi topyekün bir ateş topuna döndürmeden durun ve insan olun artık. İnsanca olana, insani duygularınıza, umutlarınıza, yarınların hepimiz için ne getireceğine dair ölmenin ve öldürmenin dışında bir şeylerin olduğuna artık ikna edin kendinizi. Ölmenin ve öldürmenin dışında "yaşamak" denilen ve insanı açığa çıkaran o şeyi fark edin artık. Bu sözlerimiz, şiddet ve silahın sorunları çözmek için tek yol olduğuna inanan herkes içindir. Çünkü hiçbir şey tek taraflı yürümez. Acılarımız, ölülerimiz ve yangınlarımız üzerinden kimsenin siyaset yapmasına artık müsaade etmiyoruz.

 

Kocaeli'de 283. Başörtüsü Eylemi

Kocaeli Gönüllü Kültür Teşekkülleri tarafından gerçekleştirilen başörtüsüne özgürlük eylemi 283. Haftasına girdi. Basın açıklamasını platform adına Medine Küçük okudu.

Basın açıklamasının tam metni:

Başörtülü kadınlara uygulanan ayrımcılığın ve hukuksuzluğun ortadan kaldırılması için devam ettirdiğimiz özgürlük ve hak arama mücadelemizin 283. hafta basın açıklamasında yine birlikteyiz.

Dile kolay 283 haftadır kamusal alan diyerek bizi görünmez duvarların ardına atan zihniyetin yaptığı haksızlık karşısındaki onurlu duruşumuzu hukukun üstünlüğüne olan inancımızla birlikte sürdürmekteyiz.

Bizler hakların ve özgürlüklerin teslim edilmesi için hukukun üstünlüğü anlanına geldiğine inandığımız hukuk devleti ilkesine sıkı sıkıya sarılırken; kamusal alanın, kamu yararı terimi gibi hukuk devleti ilkesinin  bir kavramı olduğu gerçeğiyle yüzleşmek durumunda kaldık.Maalesef bu iki terim bizim kullandığımız gibi eş anlamlı değil birbirinin zıddı iki farklı kavrammış.

Hukuk devleti ilkesinin doğduğu Kara Avrupası ülkelerine baktığımızda, devletin her yerde hazır ve nazır; jakoben ve hukuku üreten temel güç olduğunu görüyoruz.Bu yüzden hukuk, devletten yana, hep devlete ayrıcalık tanıyan bir kurum haline gelirken; kamu yararı ve kamusal alan gibi tam tanımlanamayan belirsiz kavramlarla hukuk siyasallaştırılmıştır. Böylece toplum ve hukuk devletin vesayeti altına alınmıştır.Bunların sonucunda da gerek Kara Avrupası devletlerinde gerekse de Türkiye Cumhuriyeti Devletinde; devlet bireyin zararına bir dokunulmazlığa sahip olmuştur.

Oysa bizim istediğimiz hukukun üstünlüğü ilkesinin ortaya çıktığı Anglo-Sakson ülkelere baktığımızda toplumun; sözleşmeci, uzlaşmacı, kendi kendini düzenleyen, saydam ve dışa açık olduğunu görüyoruz.Girişim gücü devlette değil, bireyde ve sivil toplum örgütlerindedir.Devlet merkezci değildir.Toplumsal çoğulculuk kurumsal parçalanmayı ve işbölümünü yarattığı için toplum kendi hukukunu üretmektedir.Böylece  devletten bağımsız ve özerk olan hukukun karşısında devlet ve birey eşit olarak yer alarak toplumun ürettiği hukuka bağlanmış olmaktadır.Hukuk devletten bağımsız olunca yargıda  bağımsız ve güçlü olmuştur.

Bütün bunların üstüne; hukukun binlerce yılın deneyiminden süzülüp geldiğini ve evrensel bir terimler/kavramlar sözlüğü olduğunu;bu terimler /kavramların üzerinde hiç kimsenin tasarruf hakkı olmadığını; ancak kullanım ve yararlanma hakkı olduğunu ve ülkemizdeki bu terim/kavram kargaşasının çözülmesi gerektiğini vurgulayan Onursal Yargıtay Başkanı Prof.Dr.Sami Selçuk; hukuk devleti ilkesinin değil hukukun üstünlüğü ilkesini benimsemenin demokrasimizin çıtasını yükselteceğini söylüyor.Fransız hukukçu Laurent Cohen-Tanugi; Anglo-Sakson ülkerinde "devletsiz hukukun", Kara Avrupası ülkelerinde ise "hukuksuz devletin bulunduğunu söylüyor.

Hukuk devleti ilkesi yüzünden devlet kurumları eliyle madur edilen bizler; hukukun üstün olduğu devlet düzlemine geçerek uğradığımız haksızlıkların ortadan kaldırılacağını düşünüyoruz. Yeni anayasa hazırlıkları yapan mercileri de bu terim kargaşasını ortadan kaldıracak düzenlemeleri ilk sıraya koyarak demokrasimizi en yüksek seviyeye çıkarmaya çağırıyoruz.

Hukuk üstün kılınsın, hak ve özgürlükler teslim edilsin diye haftaya burada görüşmek üzere.

 

Konya'da 158. Başörtüsü Eylemi

Konya İnanç Özgürlükleri Platformu tarafından gerçekleştirilen başörtüsüne özgürlük eylemi 158. Haftasına girdi.

Basın açıklamasının tam metni:

Rahman, Rahim, Allah'ın adıyla

Onlar kendilerine Kur'an gelince onu inkar ettiler. Oysa o çok ulu bir kitaptır. Batıl onun ne önünden nede arkasından gelebilir. O hikmet sahibi, çok övülen. (Allah) tarafından indirilmiştir. (Fussilet suresi 41. ve 42. ayetler)

Dünyanın değişik bölgelerinde, gündemler çok farklı seyretse de, değişmeyen gündemler bütün dünyayı şiddetli bir şekilde etkisi altına almaktadır. Bu ana gündem bazen coğrafyaları iklimleri aşarak, bütün dünyayı etkilemekte, bazen de bölgesel, yerel, lokal gündemler daha baskın çıkmaktadır. Lokal ve yerel gündemlerin etkisi geçici, tesiri daha sınırlıdır. Esastan değerlendirildiğinde, lokal gündemlerin de asıl gündemle bir şekil ilişkili olduğu ama zahirde, bu görüntülerin çok net gözlemlenemediği görülecektir.

İyi ile kötünün, hakla batılın, tevhidle şirkin mücadelesi, kalıcı, daimi ve esas olandır. Bir şekliyle olaylar, bu genel çizginin etrafında şekillenir. Bazen bağların kurulması kolay olur bazen de ilintileri fark etmek basiret sahiplerinin işidir. Lokal gündemlerin, sınırlarında boğulanlar, onların tesir alanının dışına çıkamayanlar, ana gündemi es geçmiş ve ondan bigâne olmuş olacaklardır.

Bu daraltılmış zihin alanı ancak tesiri büyük bir etkiyle ya da ciddi bir travmayla aşılabilir. Ya bir düzeyi yükseltilmiş bilinç, ızdırabı yüksek bir acı ya da etkin bir duygusal atmosfer ana gündeme geri dönmeyi sağlayabilir.

Ülkemiz, referandum sonuçlarının değerlendirilmesiyle meşgul bir durumdadır. Biz bu referandumun, siyasal ve sosyal yönünden daha ziyade Müslüman zihinler üzerinde meydana getirdiği karışıklık ve bu karışıklıktan meydana gelebilecek baskıları değerlendirmek istiyoruz.

Müslüman zihnin ve kültürün yabancı olduğu, ithal kavramların, zihnimizi işgal etmesi ve Müslümanlar arasında yaygınlık kazanıp bir baskı unsuru haline dönüşmesi ciddi bir tehlikedir. Kendini bu ithal kavramlarla tanımlamaya kalkan bir kitlenin oluşması ve bu kitlenin bu kavramları dini literatür içerisinde kullanmaları da dini algı açısından ciddi bir tehlike oluşturmaktadır.

Dini değerlere ve onların savunusunda gösterilmeyen hassasiyetlerin, ithal kavramlar ve anlayışlar üzerine geliştirilen siyasal meselelerde gösterilmesi ve onlara ilgisiz kalanların suçlanması, ithamlara maruz bırakılması şaşkınlıkla karşılanacak bir durumdur.

11 Eylül saldırılarına misilleme cihetinde başta Amerika ve İsrail'de olmak üzere dünyanın değişik yerlerindeki Kur'an-ı kerim'i yırtma ve yakma cinayetleri, küfrün ve zulmün, azgınlıkta hangi derekelere gelebileceğini ortaya koymuştur. Bu olayı değişik açılardan değerlendirmemiz gerektiğinde, öncelikle küfrün hiçbir değer yargısının olmadığını ve onların varlıklarının zulüm ve taşkınlık üzere kurulduğunu görmekteyiz.

İkinci olarak Müslümanların bütün iyi niyet gösterilerine ve sergileyebilecekleri tüm müsamahalara rağmen küfrün hakikate karşı asla yakın bir tutum sergileyemeyeceğini ortaya koymaktadır.

Üçüncü olarak yerel gündemlerin içinde boğulmanın Müslümanları kendi kutsallarını müdafaa etme hususunda dahi tepkisiz bıraktığını görmek Müslüman yüreklerde sızı meydana getirmektedir. Biran önce bu kardeşlerimizi, kendi sanal ve lokal gündemlerinden dini hassasiyetlerini önceleyen gündemlere dönme çağrısında bulunuyoruz.

Dördüncü olarak kitabımıza yönelik - Haçlı, Siyonist hangi azgın güruhtan gelirse gelsin – saldırıların hiçbir şekilde kabullenilemeyeceğini ilan eder, etkili, yetkili tüm kişi ve kurumları bu azgın güruhun cezalandırılması hususunda çaba sarf etmeye davet ederiz.

Son olarak canımızdan aziz bildiğimiz Allah'ın kelamı Kitab-ı Mübînimize yapılan bu saldırılara sessiz kalmayacağımızı ve bu şen-i fiilin faillerinin takipçileri olacağımızı kamuoyuna bildiririz. İnançlarımızın gereği olarak ne yapılması gerekiyorsa onları yapmak için hazır olduğumuzu da ilan ederiz.

Müslüman halkımızı lokal gündemlerin ötesine çıkıp kendi inançlarını sahiplenmede ve müdafaa etmede gayret göstermeye davet eder kanaat önderlerini ve fikir sahipleri olan herkesi lokal gündemlerde gösterdikleri gayretkeşliklerin ötesine çıkıp kendilerini var kılan değerlere de sahip çıkmaya, hassasiyetlerini ortaya koymaya davet ederiz.

İnananların inançlarını özgürce yaşayabildikleri hakkın sınırlarının sadece hak kelamla çizildiği bir dünyada yaşama umudu ile hepinizi 159. Haftada aynı yer ve saatte buluşmak üzere Allah'a emanet ederiz.

 

Ankara'da 242. Başörtüsü Eylemi

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu tarafından düzenlenen başörtüsüne özgürlük eylemi 242. Haftasına girdi. Basın açıklamasını platform adına Soner Kartal okudu:

Basın açıklamasının tam metni:

Umutların yeşermeye başladığı günler içersindeyiz. Referanduma evet dedik ve anayasa değişikliği onaylandı.

Artık darbecilere yargı yolu açıldı. Ülkede her kafasına estiğinde yönetime el koymayı vazife bilen darbeci zihniyet, bu ülkeye ve bu ülkenin insanlarına çektirdiklerini ödemeli ve hak ettikleri cezaları almalılar. Darbeciler hukuk dışı kurulan mahkemelerle ve yasa dışı yönetimlerle mahvettikleri hayatların hesabını vermeliler. Dişleri kırılan, elektrik şokları ile vücutları yakılan, bedenlerine aldıkları darbeler sonucu kolları, bacakları, kaburgaları kırılan, yapılan işkenceler sonucu hayatını kaybeden ve aklı dengesini yitiren insanların diyeti ödenmeli. İşte bu yüzden DARBECİLER YARGILANSIN!

Hak ve özgürlüklerimiz için evet dedik. İnanca olan saldırılara ve başörtüsü yasağına ivedilikle son verilmeli. Post modern darbe ile inanca olan saygılarını ve anlayışlarını geçirdikleri operasyonlarla aldıran darbeciler bizleri sonu bir türlü gelmek bilmeyen bir yasaklar zincirine halka yapmıştır. Bu zincir kırılmalı yasaklar son bulmalı. Önümüzdeki pazartesi okul zili çalacak. Anadilde eğitim isteyenler var ve boykot hazırlığı içindeler. Kız öğrencilerimiz başörtülü olarak eğitime devam etmek istiyor. Devletin kurum ve kuruluşunda inançları gereği örtünen insanların rahat bir çalışma ortamı isteğini yineliyoruz. Eğitim ve öğretime nasıl bir engel teşkil ettiğini hala çözemediğimiz başörtüsü yasağına Birleşmiş Milletlerden de sesimize gelen ses ile haykırıyoruz ''bu çağ dışı yasağı ortadan kaldırın''. Yollara çekilen setleri yollarımızın üstünden çekin.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Hrant Dink'le ilgili verdiği tazminat kararı yeni bir tartışmayı gündeme getirdi.

Türk Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre devlet, cezayı tazminata sebep olan kamu görevlisine ödetebiliyor. Bu duruma dikkat çeken hukukçular "Devletin ödediği tazminat, Dink'e mahkumiyet veren Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi ve bu mahkumiyeti onaylayan Yargıtay Ceza Dairesi üyelerine rücu edilmeli." görüşünü savunuyor. Bizlerde tazminatı kararı veren yargıçlardan ve bürokratlardan kesilmesini talep ediyoruz.

Fransa'da uygulanmaya başlayan peçe yasağını kınıyor inançlar noktasında insanlara uygulanan kısıtlamalara karşı olduğumuzu yineliyoruz. İnsanların inançlarına uygun olan giyim tarzlarına müdahale ve bunun İslam'a ve Müslümanlara yönelik yanlı bir karar olması bizleri daha da üzmekte.

Son günlerde bazı İslam düşmanı fanatiklerin kitabımız Kur'an-ı Kerim'e yönelik saygısızlıkları ve hakaretlerinde sessiz kalamayız. Kendini medeniyetin temsilcisi sanan  bu körermiş zihniyeti şiddetle kınıyor yapılan bu hareketlerin ülkemizde ve şehrimizde yapılacak  protestolara katılımın sağlanması için çağrıda bulunuyoruz.

Biz Müslümanlar, zulüm devam ettiği müddetçe, zalimin karşısında yılmadan, yıkılmadan, eğilmeden her seferinde "hakkı" söylemeye devam edeceğiz. "Hakkın" olduğu yerde sinmenin, korkmanın ve yorulmanın olmayacağını çok iyi biliyoruz.

Taleplerimize karşılık verilene kadar bizler eylemimize devam edeceğiz. Gönül dostlarımıza ve destekçilerimize teşekkür ediyor ve haftaya daha özgür bir ülkede yaşama duası ile hepinizi Allah'a emanet ediyorum. Selam ve Dua ile…

 

Akyazı'da 189. Başörtüsü Eylemi

Akyazı Başörtüsüne Özgürlük Platformu'nun düzenlemiş olduğu başörtüsüne özgürlük eylemi 189. Haftasına girdi. Basın açıklamasını platform adına Mahmut Alemdar okudu:

Basın Açıklamasının Tam Metni:

16 Eylül 2010 Perşembe günü Hakkari'de yola döşenen mayının patlaması sonucunda 9 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Aralarında 15 aylık bebeğinde bulunduğu 4 kişi yaralanmıştır. Hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet yakınlarına başsağlığı, yaralılara Allah'tan acil şifalar dileriz. Hainliği, vahşiliği ve katilliği ile bilinen terör odaklarının bu katliamını şiddetle kınıyoruz. Bu menfur olayın da faili meçhul olarak kalmasından endişe duyuyoruz.

Terörü ve teröristleri besleyen iç ve dış unsurların tamamen bitirilmesi ve ülkede güvenliğin, huzurun sağlanması için tüm kurum ve kuruluşların üzerlerine düşeni behemahal yapmaları zorunludur.

Darbecilerin yaptıkları ve özgürlükleri tamamen yok eden yasakların bir kısmını kaldıran kısmi anayasa değişikliği referandumunda, evet diyen insanımızın yüzde 58'ne hakaret içeren sözler söyleyen ithamlarda bulunan laikliğe ve Kemalistliğe güvenen güruhu akli selim olmaya davet ediyoruz.

Cuntacıları yargılanması için suç duyurusunda bulunan sivil toplum aktivistleri bu asil davranışlarını olumlu buluyor ve gönülden destekliyoruz. Bu topraklar üzerinde yaşayan insanları sadece inançlarını yaşadıkları için ve başörtülerini örttükleri için on yıllardır zulmeden aşağılayan zihniyet oligarşik düzenin sarsılmasına tahammül edememektedir.

Diyoruz ki!

Artık yeter Türkiye'de yaşayan her insan dinine ırkına rengine mezhebine meşrebine bakılmaksızın eşittir ve tüm haklarını özgürce ve insanca yaşama hakkını kullanmalıdır.

Emperyalist güçlerin uşakları İslam'a ve Müslümanlara her fırsatta kinlerini kusmaya devam ediyorlar. Örneklerini daha öncede gördüğümüz, batı medeniyetinin yetiştirdiği aşağılıklar son olarak yüce kitabımız kur'an-ı kerim'e karşı alçakça girişimde bulundular. Bu tür eylemlere kalkışanları kınamayan batılı insan hakları savunucularını ve hoşgörü yanlılarını kınıyoruz.

Türkiye sınırları içerisinde İstanbul ilimizin göbeğinde sultan fatihin camiye vakfettiği Ayasofya da cemaatle namaz kıldıkları gerekçesiyle 39 vatandaşımıza  İstanbul 15. asliye ceza mahkemesi yargılama yapmış ve 1 yıl 6 ay hapis cezası vermiştir. Yer Türkiye adres Ayasofya. Cezayı veren Türk hukuk sisteminde görev yapan yargıçlar. Bu işte bir yanlışlık olmalı beyler! Bahsi geçen yer Siyonistlerin işgali olan Kudüs değil Ayasofya'dır.

Biz Müslümanlar hiçbir dinin kutsalına hakaret etmedik etmeyiz, edenleri kınarız. Akyazı'da faaliyet gösteren gönüllü kuruluşlar bir araya gelerek sel felaketinden büyük zarar gören kardeş Pakistan halkına gönderilmek üzere 1 Tır gıda yardım kampanyasına katkıda bulunan halkımıza teşekkür ediyor ve desteklerinin devamını diliyoruz.

189. Basın açıklamamıza Ribat Vakfı Sakarya İl yöneticileri kalabalık bir heyetle destek verdiler.

Vakıf adına selamlama konuşması yapan Sahir AKÇA " Akyazılı kardeşlerimizin bu mücadelelerine destek için buradayız. Kardeşlerime bu onurlu mücadeleleri için teşekkür ediyorum, esselamu aleyküm".

Gelecek hafta cumartesi günü saat 12:30'da buluşmak üzere Allah'a emanet olunuz.

HABERE YORUM KAT

1 Yorum